Aynı İşi Yapan İşçilere Farklı Ücretler Belirlenmesi

İş ilişkisinin temel unsurlarından biri olan ücret, çalışanın emeğinin karşılığı olmanın ötesinde, iş yerindeki adalet ve eşitlik anlayışının da somut bir yansımasıdır. Bu çerçevede, modern iş hukukunun temel yapı taşlarından olan “eşit işe eşit ücret” ilkesi, işverenin eşit işlem yapma borcunun en önemli tezahürlerinden biridir. Ne var ki, aynı pozisyonda görev yapan ve benzer sorumlulukları üstlenen çalışanlar arasında ücret farklılıklarına rastlanması, çalışma hayatında sıkça karşılaşılan bir durumdur. Peki, bu tür bir uygulama hukuki bir zemine oturtulabilir mi? İşveren, aynı nitelikteki işi yapan çalışanlarına farklı ücretler belirleyebilir mi? Bu yazımızda, aynı işi yapan işçilere farklı ücretler belirlenmesi konusunu inceleyeceğiz.

Temel kural, işverenin, aynı veya benzer nitelikteki işlerde çalışan personeline eşit ücret ödemesi gerektiğidir. Bu, işverenin yönetim hakkının sınırsız olmadığını ve çalışanlar arasında keyfi ayrımlar yapamayacağını gösteren bir ilkedir. Ancak bu ilke, tüm çalışanlara mutlak ve koşulsuz bir eşitlik uygulanacağı şeklinde yorumlanmamalıdır. Her çalışanın bireysel yetkinlikleri, mesleki birikimi, eğitimi ve performansı farklılık gösterebilir. İşte bu noktada, ücret farklılıklarının meşruiyet kazanmasını sağlayan haklı ve objektif nedenler devreye girer.

İşveren, çalışanları arasında bir ücret farklılaştırmasına gidecekse, bu kararını mutlaka nesnel ve makul gerekçelere dayandırmakla yükümlüdür. Bu gerekçeler genellikle çalışanın kişisel niteliklerinden veya işin kendisinden kaynaklanabilir. Örneğin, bir personelin sahip olduğu özel bir uzmanlık, aldığı ileri düzey eğitimler, mesleki yetenekleri ve iş tecrübesi (kıdemi), ücretinin diğer çalışanlardan daha yüksek belirlenmesini haklı kılan objektif sebepler arasında sayılabilir. Uygulamada, işe daha fazla katkı sağlayan ve “daha kalifiye” olarak nitelendirilen bir çalışana daha yüksek bir ücret ödenmesi, eşitlik ilkesinin ihlali olarak kabul edilmez.

Bu bağlamda “kıdem” kavramının yalnızca iş yerinde geçirilen süreden ibaret olmadığını vurgulamak gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararında da belirtildiği gibi kıdem, çalışanın kurumdaki toplam hizmet süresinin yanı sıra, bu süre boyunca edindiği bilgi birikimi, deneyim, üstlendiği görev ve sorumluluklar gibi unsurları da içeren bütüncül bir kavramdır. Dolayısıyla, performans, eğitim, uzmanlık ve geniş anlamda kıdem gibi objektif nitelikler açısından çalışanlar arasında somut ve belirgin farklar varsa, ücret farklılaştırması hukuka uygun olabilir. Ancak bu tür nesnel kriterlere dayanmayan her türlü farklılaştırma, “eşit işe eşit ücret” ilkesinin ihlali anlamına gelecektir.

Eşitlik İlkesinin İhlali Ve İşçinin Hakları

İşverenin, yukarıda sıralanan objektif ve haklı gerekçelere dayanmaksızın, tamamen keyfi veya ayrımcı bir tutumla aynı işi yapan çalışanlarına farklı ücretler ödemesi, eşit işlem yapma borcunun açık bir ihlalini teşkil eder. Bu tür bir haksızlıkla karşılaşan çalışanın, mevzuattan doğan çeşitli hukuki yollara başvurma ve haklarını talep etme imkânı bulunmaktadır.

Eşitlik ilkesinin ihlal edildiği mahkeme kararıyla tespit edildiğinde, bu durumun düzeltilmesi gerekir. Ancak bu düzeltme, emsal çalışanın ücretini düşürmek suretiyle değil, düşük ücret alan çalışanın ücretinin emsal seviyeye çıkarılmasıyla sağlanmalıdır. Haksız bir ücretlendirme politikasına maruz kalan bir çalışanın sahip olduğu temel haklar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

Tazminat Türü
Açıklama
Ayrımcılık Tazminatı Talep Etme Hakkı
Ücret farklılığı; dil, din, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce gibi ayrımcı sebeplere dayanıyorsa, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca çalışan, dört aya kadar ücreti tutarında ayrımcılık tazminatı talep edebilir.
Eksik Ödenen Ücret Farklarını Talep Etme Hakkı
Çalışan, geriye dönük olarak mahrum bırakıldığı ücret farklarının kendisine ödenmesini ve mevcut haksız uygulamanın sona erdirilmesini işverenden talep edebilir. Bu genellikle bir "eda davası" ile ileri sürülür.
İş Sözleşmesini Haklı Nedenle Feshetme Hakkı
İşverenin eşit işlem borcuna aykırı davranması, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesinin 2. fıkrasının (f) bendi uyarınca çalışana iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshetme hakkı tanır.
Kıdem Tazminatı Talep Etme Hakkı
İş sözleşmesini yukarıda belirtilen haklı nedene dayanarak fesheden çalışan, kıdem tazminatına hak kazanır. Ancak işçi kendi feshettiği için ihbar tazminatı alamaz.
Maddi ve Manevi Tazminat
İşverenin eşitlik ilkesine aykırı davranışı nedeniyle çalışanın kişilik hakları zedelenmiş veya maddi bir zarara uğramışsa, genel hükümlere göre maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı da mevcuttur.
Diğer İşçilik Alacakları
Haklı nedenle fesih durumunda çalışan, kıdem tazminatının yanı sıra ödenmemiş yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti gibi diğer birikmiş alacaklarını da talep etme hakkına sahiptir.

Ayrımcılık Tazminatı

Ayrımcılık tazminatı, işverenin eşit davranma yükümlülüğünü ihlal etmesinin özel bir yaptırımı olarak düzenlenmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesinin 6. fıkrasında yer alan bu tazminat, iş ilişkisi devam ederken veya sona erdikten sonra ayrımcılığa uğradığını ispatlayan işçiye, dört aya kadar olan ücreti tutarında bir ödeme yapılmasını öngörür. Çalışan, bu tazminatla birlikte yoksun bırakıldığı diğer haklarını da ayrıca talep edebilir.

Bu tazminat türüne hak kazanılabilmesi için ücret farklılığının, İş Kanunu’nun 5. maddesinde açıkça sayılan dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep gibi sebeplere dayanması zorunludur. Eğer ücret eşitsizliği bu tür ayrımcı bir nedenden kaynaklanmıyorsa, ayrımcılık tazminatı talep edilemez. Hakim, tazminat miktarını belirlerken somut olayın özelliklerini, işçinin pozisyonunu ve kıdemini göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun bir karar verir; ancak hükmedilecek miktar, işçinin dört aylık ücretini geçemez.

Diğer Tazminat Ve Alacak Hakları

Aynı pozisyondaki çalışanlara objektif bir neden olmaksızın farklı ücret ödenmesi, işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshetme imkânı tanır. Bu durumda çalışan, kıdem tazminatına hak kazanır. Fesih hakkının kullanımı herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir, yani çalışan bu durumu öğrendiği anda hakkını kullanabilir.

Çalışan, ücret eşitsizliğinin giderilmesi ve mahrum kaldığı sosyal yardımlar veya ikramiyeler gibi hakların ödenmesi için “eda davası” açma yoluna da gidebilir. Ayrıca, işçinin “iş görmekten kaçınma hakkı” da teoride mevcuttur. Ancak bu hakkın kullanımı oldukça risklidir. İşçinin önce işverene başvurarak durumu düzeltmesini talep etmesi, talebinin reddedilmesi halinde iş görmekten kaçınması gerekir. Bu durum, işverenin iş sözleşmesini feshetmesine neden olabilir ve olası bir davada mahkemenin işvereni haklı bulması riski bulunmaktadır.

Davada İspat

Eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiasıyla açılacak bir davada, ispat yükümlülüğü temel kural olarak işçiye aittir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi, işverenin eşit işlem borcuna aykırı davrandığını işçinin ispat etmekle yükümlü olduğunu belirtmektedir.

Fakat bu kuralın çok önemli bir istisnası vardır: Eğer işçi, işverenin ayrımcı davrandığına dair “güçlü bir ihtimali ortaya koyan bir durumu” ispat edebilirse, ispat yükü yer değiştirerek işverene geçer. Bu aşamadan sonra işveren, ücret farklılığının ayrımcı bir nedene dayanmadığını veya objektif ve haklı bir gerekçesi olduğunu kanıtlamak zorunda kalır. Ayrıca, iş sözleşmesinin feshedildiği durumlarda feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat etme yükümlülüğü her zaman işverene aittir.

Yargıtay 9. HD. 2024/11812 E. 2024/15957 K. 10.12.2024 T. künyeli ilamına göre; “Eşit davranma borcuna aykırılığı ispat yükü işçide olmakla birlikte, anılan maddenin son fıkrasında yer alan düzenlemeye göre işçi ihlalin varlığını güçlü biçimde gösteren bir delil ileri sürdüğünde aksi işveren tarafından ispatlanmalıdır.”

Dava Süresi

Aynı işi yapan işçilere farklı ücretler belirlenmesi gibi hassas konuları barındıran iş davaları, mahkemelerin mevcut iş yükü ve yargılama usullerine bağlı olarak genellikle 1 ila 1,5 yıl arasında sonuçlanabilmektedir.

Maaş Zammı Ayrımcılığı

İş ilişkisinin temel yapı taşlarından olan ücretlendirme politikaları ve yıllık maaş artışları, çalışanların iş yerine bağlılığı ve genel çalışma ortamının huzuru üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. İşverenlerin, yönetim hakları çerçevesinde çalışanlarına farklı oranlarda zam uygulama serbestisi mevcut olsa da bu yetki mutlak ve denetimsiz değildir. Çalışanlara yapılacak zam oranları belirlenirken adil, nesnel ve eşitlikçi bir tutum sergilenmesi, hem kanuni bir yükümlülük hem de işverenin saygınlığını pekiştiren bir unsurdur. Bu yazımızda, maaş zammı ayrımcılığı konusunu inceleyeceğiz.

İş yerlerinde çalışanlara farklı oranlarda zam yapılması, hukuka uygun kabul edilmesi için belirli şartların varlığı aranır. İşverenin yönetim hakkı, çalışanların performans, verimlilik, yetkinlik gibi objektif niteliklerini göz önünde bulundurarak ücretlendirme stratejileri geliştirmesini de içerir. Bu doğrultuda, daha yüksek performans sergileyen veya daha fazla sorumluluk alan bir çalışana, diğerlerine kıyasla daha yüksek bir oranda zam yapılması, hakkaniyet ve eşitlik ilkesinin bir gereği olarak dahi görülebilir.

Ancak bu farklılaştırmanın temelinde keyfi veya ayrımcı bir yaklaşım bulunmamalıdır. İşveren, zam oranlarını belirlerken nesnel ve ölçülebilir kriterlere dayanmakla yükümlüdür. Bu kriterler arasında çalışanın pozisyonu, kıdemi, eğitim seviyesi, performans değerlendirme sonuçları ve üstlendiği görevin niteliği gibi unsurlar sayılabilir. Örneğin, aynı departmanda ve aynı unvanda çalışan iki personelden birinin ilgili alanda yüksek lisans derecesine sahip olması ve performans metriklerinde diğerine göre belirgin şekilde daha başarılı olması, kendisine daha yüksek bir zam yapılmasını meşru kılabilir. Nitekim Yargıtay, bir kararında eğitim durumu ve performansı daha üstün olan çalışanlara farklı zam oranları uygulanmasının, işverenin objektif gerekçelere dayanması halinde eşit davranma borcuna aykırılık teşkil etmeyeceğine hükmetmiştir. Benzer şekilde Yüksek Mahkeme, çalışanların objektif ve subjektif nitelikleri, görev tanımları ve çalışma şartları gibi geçerli nedenlerle farklı ücret veya yan haklara sahip olmasının eşitlik ilkesini ihlal etmeyeceğini kabul etmektedir.

Buna karşılık, bu gibi objektif ve haklı bir temele dayanmaksızın, benzer nitelik ve pozisyondaki çalışanlar arasında maaş zammı konusunda farklılık yaratılması, işverenin eşit işlem yapma borcunu doğrudan ihlal eder. Örneğin, aynı nitelikteki işi yapan ve aynı bölümde görevli çalışanlardan bir kısmına zam yapılırken, geçerli bir neden olmaksızın diğerlerine hiç zam yapılmaması veya bariz şekilde daha düşük bir oranda yapılması, bu borcun ihlali olarak değerlendirilir. Yargıtay tarafından da, herhangi bir haklı sebep sunulmaksızın bir çalışana emsallerinden daha düşük ücret artışı yapılması, işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı tanıyan bir durum olarak kabul edilmiştir.

Ayrımcılık Yasağı ve İşverenin Sorumlulukları

Eşit işlem borcunun daha özel ve ağırlaştırılmış bir ihlalini ise ayrımcılık yasağının çiğnenmesi teşkil eder. İşveren, maaş zammı oranlarını belirlerken çalışanların dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, engellilik durumu, siyasal düşüncesi, felsefi inancı, dini veya mezhebi gibi faktörlere dayalı olarak farklı bir uygulamada bulunamaz. Bu tür bir muamele, doğrudan ayrımcılık yasağının ihlalidir ve işveren açısından hukuki sorumluluk doğurur. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi, bu yasağı “İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz” hükmüyle açıkça güvence altına almıştır. Kanun, bu tür bir ayrımcılığa uğrayan çalışana önemli haklar tanımaktadır.

Haksız Zam Uygulaması Karşısında İşçinin Hakları

İşverenin objektif kriterlerden uzak ve ayrımcılık oluşturan bir zam politikası izlemesi halinde, çalışanın başvurabileceği çeşitli hukuki imkanlar bulunmaktadır. Aşağıdaki tabloda, bu haklar ve koşulları özetlenmiştir.

Tazminat Türü
Açıklama
Ayrımcılık Tazminatı
İş Kanunu'nun 5. maddesinde sayılan dil, din, ırk, cinsiyet gibi nedenlerle ayrımcılık yapılması halinde doğar.
İş Sözleşmesini Haklı Nedenle Fesih
İşverenin eşit davranma borcuna aykırı hareket etmesi, işçi için haklı bir fesih nedeni oluşturur.
Kıdem ve İhbar Tazminatı
İşçi, sözleşmeyi haksız zam uygulaması gibi haklı bir nedenle feshettiğinde kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanır.
Eda Davası
Uğranılan eşitsizliğin giderilmesi ve mahrum kalınan ücret zammı farkının ödenmesi talebiyle açılır.
Maddi ve Manevi Tazminat
İşverenin eşitlik ilkesine aykırı davranışı nedeniyle çalışanın kişilik hakları zedelenmiş veya maddi bir zarara uğramışsa, genel hükümlere göre maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı da mevcuttur.
Diğer İşçilik Alacakları
Haklı nedenle fesih durumunda çalışan, kıdem tazminatının yanı sıra ödenmemiş yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti gibi diğer birikmiş alacaklarını da talep etme hakkına sahiptir.

Davada İspat

Hukuki süreçlerde en kritik meselelerden biri ispat yükümlülüğüdür. Maaş zammı uygulamasında eşitlik ilkesinin veya ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddiasını kanıtlama yükümlülüğü, temel kural olarak iddia sahibi olan işçiye aittir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi bu durumu, “işverenin yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davrandığını işçi ispat etmekle yükümlüdür” şeklinde netleştirmiştir. İşçi, kendisiyle benzer konumdaki diğer çalışanlara kıyasla haksız bir muameleye maruz kaldığını ücret bordroları, tanık beyanları veya diğer delillerle mahkemeye sunmalıdır.

Bununla birlikte, kanun koyucu bu kurala işçi lehine iki önemli istisna getirerek ispat yükünün yönünü değiştirmiştir:

  • İşçi, ayrımcılığın varlığına dair güçlü bir karine veya olgu sunarsa, bu durumda ayrımcılık yapılmadığını ispat etme yükümlülüğü işverene geçer.
  • İşveren, bu süreçte iş sözleşmesini bir neden göstermeden veya geçersiz bir nedenle feshederse, feshin geçerli bir nedene dayandığını ispatlama sorumluluğu yine işverene ait olur.

Yargıtay 9. HD. 2024/11812 E. 2024/15957 K. 10.12.2024 T. künyeli ilamına göre; “Eşit davranma borcuna aykırılığı ispat yükü işçide olmakla birlikte, anılan maddenin son fıkrasında yer alan düzenlemeye göre işçi ihlalin varlığını güçlü biçimde gösteren bir delil ileri sürdüğünde aksi işveren tarafından ispatlanmalıdır.”

Dava Süresi

Aynı işi yapan işçilere farklı ücretler belirlenmesi gibi hassas konuları barındıran iş davaları, mahkemelerin mevcut iş yükü ve yargılama usullerine bağlı olarak genellikle 1 ila 1,5 yıl arasında sonuçlanabilmektedir.

Sonuç

İşverenlerin çalışanlarına farklı oranlarda maaş zammı yapması, performans, kıdem, eğitim ve görevin niteliği gibi objektif ve haklı nedenlere dayandırıldığı müddetçe yasal bir uygulamadır. Ancak bu yetkinin keyfi, ayrımcı ve eşitlik ilkesine aykırı biçimde kullanılması, çalışanlara iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmekten çeşitli tazminatları talep etmeye kadar uzanan önemli yasal güvenceler sağlamaktadır. Çalışanın bu haklarını etkin bir şekilde kullanabilmesi, iddialarını somut delillerle desteklemesine ve yasal prosedürlere titizlikle uymasına bağlıdır. Aksi bir durum, haklı bir iddiaya rağmen davanın kaybedilmesi veya sürecin uzaması gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bu sebeple, maaş zammı konusunda ayrımcılığa uğradığını düşünen bir çalışanın, sürecin en başında bir iş hukuku uzmanı avukattan profesyonel hukuki destek alması, haklarının etkin bir şekilde korunması için kritik bir önem taşımaktadır.

Bize Ulaşın

+90 (544) 393 67 57

info@adagiohukuk.com

Bahriye Üçok Bulvarı Ayşe Aytop Apt. No:4/2 K:1 D:2 Karşıyaka İzmir

Diğer Makaleler

  • Aile Hukuku
  • Avukatlık Hukuku
  • Bilişim Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Ceza Hukuku
  • Emsal Kararlar
  • Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Genel Hukuk
  • İcra ve İflas Hukuku
  • İdare Hukuku
  • İş Hukuku
  • Kira Hukuku
  • Medeni Usul Hukuku
  • Miras Hukuku
  • Sağlık Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Uluslararası Hukuk
  • Vergi Hukuku
    •   Back
    • Genel

Yazar: Av. Efehan Mihai Erginer – İzmir Barosu Sicil No: 20373

Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak adına sürecinizi uzman bir avukatla yürütmeniz tavsiye edilir.