Yabancılık Unsuru Taşıyan Vasiyetnamelere Uygulanacak Hukuk
· ·

Yabancılık unsuru taşıyan vasiyetnamelere uygulanacak hukuk

Mirasbırakanın vasiyetname düzenlediği ülke ile vatandaşı olduğu ülkenin farklı olması, terekeye dahil malların çeşitli ülkelerde bulunması veya mirasçıların farklı vatandaşlıklara sahip olması gibi durumlar, bir vasiyetnamenin geçerliliği ve yerine getirilmesi süreçlerini oldukça karmaşık hale getirebilmektedir. Bu noktada, Türk hukuk sistemi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler aracılığıyla bu karmaşık yapıya çözüm getirmeye çalışmaktadır. Bu yazımızda, yabancılık unsuru taşıyan vasiyetnamelerin ehliyet, şekil ve esas yönünden hangi hukuka tabi olacağını, ortak vasiyetnameler gibi özel durumları, kamu düzeni ve doğrudan uygulanan kuralların etkisini ve son olarak bu vasiyetnamelerin Türkiye’de yerine getirilmesi ile Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini detaylı bir şekilde ele alacağız.

Yabancılık Unsuru Taşıyan Vasiyetnamelere Uygulanacak Hukuk

Adagio hukuk milletlerarası hukuk

Vasiyetnamenin Geçerliliği İçin Uygulanacak Hukukun Tespiti

Yabancı unsurlu bir vasiyetname ile karşılaşıldığında, hakimin ilk olarak çözmesi gereken mesele, vasiyetnamenin geçerliliğine ilişkin farklı hukuki sorunların hangi devletin kanunlarına göre çözüleceğidir. Bu işleme “bağlama” adı verilir ve MÖHUK, her bir sorun için farklı bağlama kuralları öngörmektedir.

Vasiyetname Yapma Ehliyetine Uygulanacak Hukuk

Bir kişinin vasiyetname düzenleyebilmesi için gerekli olan hukuki yeterliliğe “vasiyetname yapma ehliyeti” denir. Bu ehliyetin hangi ülke hukukuna göre belirleneceği, vasiyetnamenin geçerliliğinin ilk basamağıdır. MÖHUK, bu konuda oldukça net bir kural getirmiştir. Kanunun 20. maddesinin 5. fıkrası (m. 20/V) uyarınca, “Ölüme bağlı tasarruf ehliyeti, tasarrufta bulunanın, tasarrufun yapıldığı andaki milli hukukuna tabidir.”.

Bu hüküm, MÖHUK m. 9’da düzenlenen genel ehliyet kuralına paralel bir özel düzenleme niteliğindedir. Kuralın en önemli özelliği, ehliyetin tespitinde “tasarrufun yapıldığı anı” esas almasıdır. Peki, bu neden önemlidir? Mirasbırakan, vasiyetnameyi düzenledikten sonra vatandaşlığını değiştirebilir (statü değişikliği). Eğer ehliyet için ölüm anındaki milli hukuk aransaydı, kişi vasiyetnameyi düzenlerken kendi hukukuna göre ehil olmasına rağmen, sonradan vatandaşı olduğu ülkenin hukukuna göre ehliyetsiz sayılarak vasiyetnamesinin geçersiz sayılması gibi bir riskle karşı karşıya kalabilirdi. Bu durum, mirasbırakanın son arzularının korunmasını hedefleyen favor testamenti (vasiyetnamenin ayakta tutulması) ilkesine, hukuki kesinliğe ve taraf menfaatlerine aykırı sonuçlar doğurabilirdi. Dolayısıyla kanun koyucu, kişinin vasiyetnameyi düzenlerken vatandaşı olduğu hukukun kurallarını dikkate almasının kuvvetle muhtemel olduğunu kabul ederek, ehliyet anını sabitlemiştir.

Örneğin, Türk Medeni Kanunu’na göre ayırt etme gücüne sahip ve on beş yaşını doldurmuş olmak vasiyetname düzenlemek için yeterlidir (TMK m. 502). 16 yaşında bir Türk vatandaşı Türkiye’de bir vasiyetname düzenledikten sonra, vasiyetname ehliyeti için 18 yaşını arayan bir ülkenin vatandaşlığına geçse dahi, düzenlediği vasiyetname ehliyet yönünden geçerliliğini koruyacaktır. Çünkü ehliyeti, tasarrufun yapıldığı andaki domestik hukuk olan Türk hukukuna göre belirlenir.

Vasiyetnamenin Şekline Uygulanacak Hukuk

Vasiyetnameler, mirasbırakanın son arzularının net ve değiştirilmemiş bir şekilde anlaşılmasını sağlamak amacıyla katı şekil şartlarına tabidir. El yazılı, resmi veya sözlü olması, tanıkların nitelikleri, imza ve tarih gibi unsurlar vasiyetnamenin şekli kapsamına girer. Yabancı unsur taşıyan bir vasiyetnamenin bu şekil şartlarına uygun olup olmadığının tespiti, Türk milletlerarası özel hukukunda ikili bir yapıya göre ele alınır: MÖHUK m. 20/IV ve Türkiye’nin taraf olduğu 1961 tarihli Lahey Sözleşmesi.

  1. 1961 Tarihli Vasiyet Tasarruflarının Şekline Dair Kanun Uyuşmazlıkları Hakkındaki Lahey Sözleşmesi

Türkiye’nin 1983 yılında taraf olduğu bu Sözleşme , yabancı unsurlu vasiyetnamelerin şekil geçerliliği konusunda temel başvuru kaynağıdır ve MÖHUK hükümlerinin uygulama alanını büyük ölçüde daraltmıştır. Sözleşmenin temel amacı, vasiyetnamelerin şekil şartlarına uymadığı gerekçesiyle kolayca geçersiz hale gelmesini önlemektir. Bu doğrultuda, favor testamenti ilkesini benimseyerek, vasiyetnamenin şeklen geçerli sayılması için birbirinden bağımsız ve alternatif nitelikte sekiz farklı bağlama noktası sunar.

Sözleşmenin 1. maddesine göre, bir vasiyetnamenin şeklen geçerli olması için aşağıdaki hukuklardansadece birine uygun olması yeterlidir:

  • Vasiyetnamenin yapıldığı yer hukuku (locus regit actum).
  • Vasiyetnamenin yapıldığı anda mirasbırakanın vatandaşı olduğu hukuk (milli hukuk).
  • Mirasbırakanın öldüğü andaki milli hukuku.
  • Vasiyetnamenin yapıldığı anda mirasbırakanın ikametgahının bulunduğu yer hukuku.
  • Mirasbırakanın öldüğü andaki ikametgah hukuku.
  • Vasiyetnamenin yapıldığı anda mirasbırakanın mutad meskeninin (olağan yaşam merkezi) bulunduğu yer hukuku.
  • Mirasbırakanın öldüğü andaki mutad meskeni hukuku.
  • Vasiyetname taşınmaz bir malı konu alıyorsa, o taşınmazın bulunduğu yer hukuku (lex rei sitae).

Bu geniş seçenek yelpazesi, mirasbırakanın statü değişikliklerinden kaynaklanabilecek sorunları en aza indirmeyi ve vasiyetnameyi mümkün olduğunca ayakta tutmayı hedefler. Sözleşme, ortak vasiyetnamelerin şekline de uygulanır (m. 4) ve evrensel (yeknesak kanun) nitelikte olduğu için, yetkili hukukun veya mirasbırakanın vatandaşı olduğu devletin Sözleşme’ye taraf olup olmamasının bir önemi yoktur (m. 6).

  1. MÖHUK m. 20/IV’e Göre Şekil Geçerliliği

1961 Lahey Sözleşmesi’nin geniş uygulama alanı nedeniyle MÖHUK m. 20/IV’ün vasiyetnameler için uygulama alanı oldukça sınırlıdır. Bu hüküm daha çok, Sözleşme kapsamı dışında kalan miras sözleşmeleri veya Türkiye’nin çekince koyduğu istisnai durumlar için devreye girer.

MÖHUK m. 20/IV, hukuki işlemlerin şekline ilişkin genel kural olan m. 7’ye atıf yapar ve ek bir seçenek sunar. Buna göre, bir ölüme bağlı tasarrufun şeklen geçerli olması için üç alternatif hukuktan birine uygun olması yeterlidir:

  • Tasarrufun yapıldığı yer hukuku (locus regit actum).
  • Tasarrufun esasına uygulanacak hukuk (lex causae).
  • Ölenin milli hukuku.

Bu düzenleme, özellikle yabancı bir mirasbırakanın Türkiye’de bulunan taşınmazlarına ilişkin vasiyetnameleri açısından pratik bir önem taşır. Zira MÖHUK m. 20/I’e göre bu taşınmazların mirasına Türk hukuku uygulanacak olsa da, vasiyetnamenin şekli için Türk hukukunun yanı sıra, yapıldığı yer hukukuna veya mirasbırakanın kendi milli hukukuna uygun olması da yeterli kabul edilir.

Vasiyetnamenin Esası ve Hükümlerine Uygulanacak Hukuk

Vasiyetnamenin “esası”, onun içeriğini oluşturan hukuki düzenlemelerdir. Mirasçı atama, belirli mal bırakma (vasiyet), koşul ve yüklemeler, mirastan çıkarma, tasarruf özgürlüğünün sınırları ve saklı pay gibi konular vasiyetnamenin esasına ilişkindir.

MÖHUK’ta vasiyetnamenin esasına uygulanacak hukuka dair ehliyet ve şekilde olduğu gibi özel bir düzenleme mevcut değildir. Bu nedenle, bu tür meseleler mirasa ilişkin genel hüküm olan MÖHUK m. 20/I kapsamında çözülür. Bu maddeye göre:

  • Miras, ölenin milli hukukuna tabidir.
  • Ancak, Türkiye’de bulunan taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanır.

Bu kural, “ayrım sistemi” olarak bilinir ve terekenin taşınır ve taşınmaz mallar arasında farklı hukuki rejimlere tabi olmasına neden olur. Örneğin, Almanya’da yaşayan bir Türk vatandaşının Almanya’daki banka hesabı ve Türkiye’deki yazlığına ilişkin mirası söz konusu olduğunda; banka hesabına ilişkin mirasçı ataması, saklı pay gibi esas konular Türk hukukuna (milli hukuk), Türkiye’deki yazlığa ilişkin konular ise yine Türk hukukuna (taşınmazın bulunduğu yer hukuku) tabi olacaktır. Eğer bu kişi bir Alman vatandaşı olsaydı, Almanya’daki banka hesabı için Alman hukuku, Türkiye’deki yazlığı için ise Türk hukuku uygulanırdı.

Özel Durumlar ve Hükümsüzlük Meseleleri

Ortak Vasiyetnamelere Uygulanacak Hukuk

İki veya daha fazla kişinin tek bir belgede veya birbirine bağlı iradelerle son arzularını açıklaması “ortak vasiyetname” olarak adlandırılır. Türk hukukunda açıkça düzenlenmemiş olan bu vasiyetname türü, yabancı hukuk sistemlerinde mevcuttur ve bu nedenle Türk mahkemelerinin önüne gelebilir.

Ortak vasiyetnamelerle ilgili en temel hukuki tartışma, bu tür bir vasiyetname yapılıp yapılamayacağı meselesinin bir şekil sorunu mu yoksa bir esas sorunu mu olduğu noktasında toplanmaktadır. Bu vasıflandırma, uygulanacak hukuk kuralını doğrudan etkilediği için hayati önem taşır:

  • Şekil Sorunu Olarak Görülürse: Mesele bir şekil sorunu olarak kabul edilirse, 1961 Lahey Sözleşmesi’nin 4. maddesi veya MÖHUK m. 20/IV devreye girer. Bu, ortak vasiyetnameye izin veren çok sayıda alternatif hukuktan birine uygunluğun yeterli olacağı ve vasiyetnamenin geçerli sayılma ihtimalinin artacağı anlamına gelir. Yargıtay’ın bu yönde kararları mevcuttur.
  • Esas Sorunu Olarak Görülürse: Eğer mesele, mirasbırakanın tasarruf iradesinin içeriğiyle ilgili bir esas sorunu olarak görülürse, MÖHUK m. 20/I’e göre miras statüsü (ölenin milli hukuku) uygulanır. Bu daha dar bir yaklaşımdır. Örneğin, mirasbırakanın milli hukuku olan Türk hukukunun ortak vasiyetnameye izin vermediği yorumlanırsa, vasiyetname geçersiz sayılabilir. Doktrindeki bir görüş ve bazı Yargıtay kararları bu yaklaşımı benimsemiştir.

Bu konudaki hukuki belirsizlik, ortak vasiyetnamelerin Türk mahkemeleri önündeki akıbetini davanın koşullarına ve hakimin yapacağı yoruma bağlı kılmaktadır.

Hükümsüzlük ve İptal Sebeplerine Uygulanacak Hukuk

Yabancı unsurlu bir vasiyetnamenin hangi hallerde hükümsüz kalacağı veya iptal edilebileceği de MÖHUK’ta özel olarak düzenlenmemiştir. Doktrindeki genel yaklaşım, hükümsüzlük veya iptal sebebini ilgili olduğu hukuki kategoriyle ilişkilendirerek uygulanacak hukuku bulmaktır:

  • Ehliyetsizlik Sebebiyle İptal: Tasarrufta bulunanın ehliyetsizliğine dayanan bir iptal talebi, ehliyet statüsünü düzenleyen MÖHUK m. 20/V’e (tasarrufun yapıldığı andaki milli hukuk) göre çözülmelidir.
  • Şekil Eksikliği Sebebiyle İptal: Vasiyetnamenin şekil şartlarına uymadığı iddiası, şekil statüsünü düzenleyen 1961 Lahey Sözleşmesi veya MÖHUK m. 20/IV’teki alternatif hukuklara göre değerlendirilir.
  • İrade Sakatlıkları, Hukuka ve Ahlaka Aykırılık: Yanılma, aldatma, korkutma gibi iradeyi sakatlayan durumlar veya vasiyetnamenin içeriğinin hukuka/ahlaka aykırı olması, esasa ilişkin meseleler olduğundan miras statüsünü düzenleyen MÖHUK m. 20/I’e (ölenin milli hukuku / Türkiye’deki taşınmazlar için Türk hukuku) tabidir.

Yabancı Hukukun Uygulanmasının Sınırları

Kanunlar ihtilafı kuralları uyarınca bir uyuşmazlığa yabancı bir hukukun uygulanması gerektiği tespit edilse bile, bu yabancı hukukun uygulanmasını engelleyen veya sınırlayan iki önemli mekanizma bulunmaktadır: doğrudan uygulanan kurallar ve kamu düzeni müdahalesi.

Doğrudan Uygulanan Kurallar (Müdahaleci Normlar)

Doğrudan uygulanan kurallar, bir devletin sosyal, ekonomik veya siyasi politikalarını korumak amacıyla, kanunlar ihtilafı kuralları devreye girmeksizin her durumda uygulanması zorunlu olan emredici hükümlerdir. MÖHUK m. 6, bu kuralların varlığını kabul etmiştir.

Miras hukuku alanındaki en belirgin örnek, 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 35. maddesidir. Bu madde, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Türkiye’de taşınmaz mal edinmesini belirli şartlara ve sınırlamalara bağlar. Buna göre, yabancı bir mirasçıya vasiyetname ile Türkiye’de bir taşınmaz bırakılmış olsa dahi, bu mirasçının taşınmazı edinebilmesi için Tapu Kanunu m. 35’te öngörülen (örneğin, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen ülke vatandaşlarından olması, yasal alan sınırlarını aşmaması gibi) şartları taşıması gerekir. Yabancı hukuka göre vasiyetname geçerli olsa ve mirasçı olarak o kişiyi belirlese bile, Tapu Kanunu’nun bu hükmü doğrudan uygulanarak miras yoluyla mülkiyetin geçişini engelleyebilir veya sınırlayabilir.

Kamu Düzeni Müdahalesi

Kamu düzeni müdahalesi, MÖHUK m. 5’te düzenlenmiştir. Bu kurala göre, yetkili yabancı hukukun somut olaya uygulanacak hükmünün sonucu, “Türk kamu düzenine açıkça aykırı” ise o hüküm uygulanmaz.

Bu, doğrudan uygulanan kurallardan farklı bir mekanizmadır. Burada kanunlar ihtilafı kuralı işletilir, yetkili yabancı hukuk bulunur, ancak bu hukukun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonucun Türk hukukunun temel değerleri, adalet anlayışı ve anayasal ilkeleriyle bağdaşmayacak, tahammül edilemez bir nitelikte olması halinde devreye girer.

Yabancı bir hukuk kuralının sadece Türk hukukundan farklı olması, kamu düzeni müdahalesi için yeterli değildir. Örneğin, bazı hukuk sistemlerinde hayvanlar lehine vasiyette bulunulmasına izin verilmesi, tek başına Türk kamu düzenine aykırı sayılmaz. Türk mahkemeleri bu durumu, favor testamenti ilkesi gereğince, hayvana bakım için bir “yükleme” olarak yorumlayarak vasiyetnameyi ayakta tutabilir. Ancak, örneğin mirasçılardan birini sırf belirli bir dine mensup olduğu için mirastan tamamen dışlayan bir yabancı hukuk kuralı, temel hak ve özgürlüklere ve ayrımcılık yasağına aykırı olacağından Türk kamu düzeni müdahalesiyle karşılaşabilir.

Vasiyetnamenin Yerine Getirilmesi ve Türk Mahkemelerinin Yargı Yetkisi

Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi

Yabancı unsurlu bir vasiyetnameye ilişkin dava (iptal, tenkis, yerine getirme vb.) hangi ülke mahkemesinde açılacaktır? Bu sorunun cevabı, mahkemelerin milletlerarası yetkisi kurallarıyla verilir. MÖHUK, bu konuda özel bir yetki kuralı getirmiştir. MÖHUK m. 43’e göre: “Mirasa ilişkin davalar ölenin Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, son yerleşim yerinin Türkiye’de olmaması hâlinde terekeye dâhil malların bulunduğu yer mahkemesinde görülür.”

Bu, kademeli bir yetki kuralıdır. Öncelikle mirasbırakanın Türkiye’deki son yerleşim yerine bakılır. Eğer böyle bir yer yoksa, yetki Türkiye’deki tereke mallarının bulunduğu yere geçer. Doktrindeki baskın görüşe göre, bu kural MÖHUK m. 40’taki genel atfı dışlayan, mirasa ilişkin davalar için doğrudan uygulanması gereken özel bir yetki hükmüdür.

Bu yetki kuralının münhasır yetki (sadece Türk mahkemelerinin yetkili olması) niteliği taşıyıp taşımadığı ise tartışmalıdır. Özellikle Türkiye’de bulunan taşınmazlar söz konusu olduğunda, devletin egemenliği, tapu sicilinin kamu düzeniyle olan yakın ilişkisi ve doğrudan uygulanan kuralların varlığı nedeniyle, Türk mahkemelerinin yetkisinin münhasır nitelikte olduğu kabul edilmektedir. Bu kabulün pratik sonucu, Türkiye’deki bir taşınmaza ilişkin yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş miras kararının, MÖHUK m. 54/b uyarınca münhasır yetki ihlali nedeniyle Türkiye’de tanınmasının ve tenfizinin mümkün olmamasıdır.

Yabancı Vasiyetnamenin Türkiye’de Yerine Getirilmesi (“Tenfizi”)

Uygulamada “vasiyetnamenin tenfizi” olarak adlandırılan süreç, esasen vasiyetnamenin yetkili sulh hukuk mahkemesi tarafından açılması, ilgililere tebliğ edilmesi ve yasal süreler içinde bir itiraza veya iptal davasına konu olmaması üzerine hukuki sonuçlarını doğurmaya başlamasıdır. Bu işlemler, bir usul ve koruma önlemi niteliğinde olduğundan, uyuşmazlığın esasına hangi hukuk uygulanırsa uygulansın, daima hakimin hukukuna (lex fori), yani Türk usul hukukuna (TMK m. 595 vd.) tabidir.

Yabancı ülkede düzenlenmiş bir vasiyetnamenin Türkiye’de yerine getirilmesi talebiyle karşılaşıldığında farklı senaryolar ortaya çıkar:

  1. Doğrudan Türk Mahkemesine Başvuru: Yabancı bir ülkede düzenlenen vasiyetname, daha önce o ülke makamlarınca herhangi bir işleme tabi tutulmamışsa, doğrudan Türkiye’de yetkili sulh hukuk mahkemesine ibraz edilerek açılması ve yerine getirilmesi talep edilebilir. Yargıtay’ın güncel kararları, bu durumda mahkemenin davayı bir tanıma-tenfiz davası olarak yanlış nitelememesi, vasiyetnamenin açılması talebi olarak ele alıp TMK hükümlerine göre işlem yapması gerektiğini vurgulamaktadır.
  2. Yabancı Mahkemenin Çekişmesiz Yargı Kararı: Vasiyetname, düzenlendiği ülkede bir mahkeme tarafından sadece açılmış, tasdik edilmiş veya saklanmasına karar verilmiş olabilir. Bu tür çekişmesiz yargı kararlarının Türkiye’de tanınıp tanınmayacağı tartışmalıdır. Yargıtay’ın çelişkili kararları bulunmakla birlikte, doktrinde, bu kararlar verildikleri ülke hukukuna göre kesinleşmiş ise MÖHUK m. 58 uyarınca tanınmalarının mümkün olabileceği savunulmaktadır.
  3. Yabancı Mahkemenin Çekişmeli Yargı Kararı: Eğer vasiyetnamenin geçerliliğine ilişkin yabancı bir mahkemede dava görülmüş ve bu dava sonucunda kesinleşmiş bir karar (ilam) verilmişse, bu karar MÖHUK’taki şartları taşıması halinde Türkiye’de tanınabilir veya tenfiz edilebilir.

adagio hukuk

Sonuç

Yabancı unsurlu vasiyetnameler, birden fazla hukuk sisteminin kesişim noktasında yer alan ve dikkatli bir hukuki analiz gerektiren karmaşık meselelerdir. Türk milletlerarası özel hukuku, MÖHUK ve taraf olunan uluslararası sözleşmelerle, özellikle şekil geçerliliği konusunda 1961 Lahey Sözleşmesi aracılığıyla, mirasbırakanın son arzularını korumayı hedefleyen favor testamenti ilkesini ön planda tutmaktadır. Ehliyet, şekil, esas, hükümsüzlük ve yetki gibi her bir hukuki sorun için farklı bağlama kurallarının öngörülmesi, her somut olayın kendi özel koşulları içinde titizlikle değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle Türkiye’deki taşınmazlara ilişkin getirilen özel kurallar ve münhasır yetki kabulü, uygulamada en çok dikkat edilmesi gereken noktaların başında gelmektedir. Bu alanda çalışan hukukçuların, hem ulusal mevzuatı hem de uluslararası sözleşmeleri ve Yargıtay’ın değişken içtihatlarını yakından takip etmesi, hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem arz etmektedir.

Av. Efehan Mihai ERGİNER

Güncel Yazılar