Vakıf Üniversitelerindeki Akademik Personelin Alacak Davalarında Görevli Mahkeme
Vakıf üniversitelerinin Türk yükseköğretim sistemindeki yeri ve sayısının artmasıyla birlikte, bu kurumlarda görev yapan akademik personelin hukuki statüsü, özlük hakları ve özellikle bu haklardan doğan alacak taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda hangi yargı kolunun görevli olduğu meselesi, uzun yıllar hukuk doktrinini ve yargı içtihatlarını meşgul eden karmaşık bir sorun olmuştur. Akademik personelin, vakıf üniversitesi tüzel kişiliği ile olan hizmet ilişkisinin niteliği, bu sorunun temelini teşkil etmektedir. Kamu hizmeti yürüten ancak özel hukuk tüzel kişisi olan vakıf üniversiteleri ile akademik personel arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında bir “iş ilişkisi” mi, yoksa 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu çerçevesinde şekillenen bir “idari statü hukuku” ilişkisi mi olduğu, görevli mahkemenin tayininde kilit rol oynamaktadır.
Yazı İçeriği
İdari Yargı-İş Yargısı İkilemi
Yakın zamana kadar, vakıf üniversitelerinde görevli akademik personelin, yürüttükleri kamu hizmetinin niteliği gereği kamu görevlisi sayılması gerektiği ve bu nedenle uyuşmazlıkların idari yargının görev alanına girdiği yönünde güçlü bir görüş mevcuttu. Bu görüşü savunanlar, 2547 sayılı Kanun’un vakıf üniversitesi akademik personeline de pek çok konuda devlet üniversitelerindeki meslektaşlarıyla benzer güvenceler tanıdığını, disiplin süreçlerinin Yükseköğretim Kurulu (YÖK) denetimine tabi olduğunu ve bu personelin statüsünün özel hukuk iş sözleşmelerinin esnekliğinden ziyade, kanunla düzenlenen idari bir çerçeveye oturduğunu ileri sürmekteydi.
Bu sebeple, uzun bir süre boyunca akademik personelin açtığı davalarda mahkemeler arasında görev uyuşmazlıkları yaşanmış, dosyalar sıklıkla görevli yargı yolunun belirlenmesi için Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiştir. Bu belirsizlik, hak arama sürecini uzatmış ve ciddi mağduriyetlere yol açmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin Emsal Kararı
Yargı kollarındaki bu köklü görüş ayrılığını ve belirsizliği ortadan kaldıran en önemli gelişme, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği emsal nitelikteki kararı olmuştur. Anayasa Mahkemesi, özetle, vakıf üniversitelerinin birer özel hukuk tüzel kişisi olduğunu, bu kurumlarda çalışan akademik personelin atama, yükseltme gibi idari tasarruflara benzeyen süreçlerden geçse dahi, temel çalışma ilişkisinin tarafların karşılıklı ve serbest iradeleriyle kurulan bir “iş sözleşmesine” dayandığını hüküm altına almıştır.
AYM’ye göre, akademik personelin devlet memurları gibi bir güvenceye sahip olmaması, ücretlerinin ve çalışma koşullarının üniversite yönetimleriyle aralarındaki özel hukuk sözleşmesiyle belirlenmesi, ilişkinin temel karakterinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Kamu hizmeti görülüyor olması, bu hizmeti sunan personelin işçi olma vasfını ortadan kaldırmamaktadır.
Güncel Hukuki Durum: Görevli Mahkeme İş Mahkemesidir
Anayasa Mahkemesi’nin bu yol gösterici kararının ardından, Yargıtay ve Uyuşmazlık Mahkemesi de içtihatlarını bu yönde birleştirmiş ve istikrarlı hale getirmiştir. Gelinen son noktada, vakıf üniversitelerinde görevli akademik personelin, üniversite ile aralarındaki hukuki ilişkinin bir iş sözleşmesi olduğu ve bu sözleşmeden kaynaklanan her türlü alacak ve tazminat davasında görevli mahkemenin İŞ MAHKEMELERİ olduğu kesinleşmiştir.
Bu durum, sadece akademik personel için değil, aynı zamanda vakıf üniversitelerinde çalışan idari personel için de geçerlidir. Dolayısıyla, unvanı ne olursa olsun (Profesör, Doçent, Doktor Öğretim Üyesi, Öğretim Görevlisi, Araştırma Görevlisi vb.), bir vakıf üniversitesi çalışanı, iş ilişkisinden kaynaklanan bir alacak talebiyle dava açmak istediğinde, davasını İdare Mahkemesi’nde değil, İş Mahkemesi’nde açmak zorundadır.
İş Mahkemelerinde Görülecek Dava Türleri Nelerdir?
Vakıf üniversitesi akademik personelinin İş Mahkemelerinde açabileceği başlıca alacak ve tazminat davaları şunlardır:
Kıdem ve İhbar Tazminatı Davaları: İş sözleşmesinin haksız feshi veya personelin haklı nedenle feshi durumunda talep edilen tazminatlardır.
İşe İade Davaları: İş güvencesi kapsamında olan ve sözleşmesi geçersiz bir nedenle feshedilen akademik personelin, işine geri dönmek için açtığı davalardır.
Fazla Mesai Ücreti Alacağı Davaları: Özellikle ders yükü, proje danışmanlığı, idari görevler gibi sebeplerle haftalık yasal çalışma süresini aşan çalışmaların karşılığının talep edildiği davalardır.
Yıllık İzin Ücreti Alacağı Davaları: Kullanılmayan yıllık izinlerin, sözleşme feshedildiğinde ücrete dönüştürülerek talep edilmesidir.
Akademik Teşvik Ödeneği ve Diğer Performans Ödemeleri: Yönetmeliklerle veya sözleşmeyle kararlaştırılmış ancak ödenmeyen akademik teşvik, yayın ödülü gibi alacakların tahsili davaları.
Maaş ve Diğer Ücret Alacakları: Ödenmeyen veya eksik ödenen aylık ücret, ek ders ücreti ve diğer yan haklara ilişkin alacak davaları.
Mobbing (Psikolojik Taciz) ve Kötü Niyet Tazminatı Davaları: Çalışma sürecinde maruz kalınan sistematik baskı ve yıldırma eylemleri nedeniyle açılacak manevi ve maddi tazminat davaları.
Sonuç ve Hukuki Değerlendirme
Netice itibarıyla, vakıf üniversitelerindeki akademik personelin özlük haklarından ve hizmet sözleşmesinden doğan alacak taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda görevli yargı kolunun idari yargı değil, adli yargı olduğu ve bu davalara bakmakla görevli mahkemenin İş Mahkemeleri olduğu, güncel ve yerleşik yargı içtihatlarıyla sabit hale gelmiştir. Akademik personelin, hak arama sürecinde herhangi bir usuli hataya ve hak kaybına uğramaması adına, dava açmadan önce görevli mahkeme konusundaki bu kesin ve güncel bilgiyi dikkate alması elzemdir.
Hukuki süreçlerin karmaşıklığı, ispat külfeti ve zamanaşımı süreleri gibi teknik detaylar göz önünde bulundurulduğunda, bu tür bir dava sürecine girmeden evvel, alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması, hakların tam ve eksiksiz bir şekilde korunabilmesi adına hayati önem taşımaktadır.
Av. Efehan Mihai ERGİNER


