Ayırt Etme Gücüne Sahip Küçükler ve Kısıtlılar (TMK Madde 16 : Adagio TMK Şerhi)
4721 sayılı TMK madde 16; “Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir.
Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.”
Yazı İçeriği
Ayırt Etme Gücüne Sahip Küçükler ve Kısıtlılar

TMK Madde 16
Kişinin, makul surette hareket edebilme, fiillerinin sebep ve sonuçlarını idrak edebilme yeteneğine ayırt etme gücü denir. (Dural/ Öğüz, Kişiler Hukuku, b.20, s.57) Kişinin ayırt etme gücünü haiz olup da küçük veya kısıtlı olması halinde Sınırlı Ehliyetsiz olduğu kabul edilir.
Sınırlı ehliyetsizlerin fiil ehliyeti TMK m.16 ile hüküm altına alınmış olup buna göre; “Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.”
Sınırlı Ehliyetsizlerin İş ve İşlemlerinin Geçerliliği
Yasal Temsilcinin Rızasına Bağlı İşlemler
Kanun koyucu, sınırlı ehliyetsizin kendi iş ve işlemiyle borç altına girmesini kısıtlamış olup, söz konusu işlemlerin geçerli olabilmesini yasal temsilcisin rızasının varlığına bağlamıştır. Velayet altındaki kişilerde bu rıza veli tarafından ve birden fazla veli var ise iştirak içinde verilir. Vesayet altındaki kişilerde ise kural olarak vasi tarafından verilir.
Kural olarak, sınırlı ehliyetsizler, yasal temsilcilerinin rızasını almak kaydıyla tam ehliyetlilerin ehil olduğu her türlü iş ve işlemi gerçekleştirebilir. Rıza verildiğinin ispat külfeti, hukuki işlem yönünden rıza ile ehliyet noksanlığının giderildiğini iddia eden taraftadır.
Rızanın nasıl verileceği kanunda düzenlenmemiştir. Sözlü, yazılı veya sair şekilde rıza vermeye yönelik irade açıklamasının rıza verecek kişi tarafından sınırlı ehliyetsiz ile işlem yapan tarafa yöneltilmesi yeterlidir. Bir işlem için verilen rıza, o işleme bağlı diğer işlemler için de verilmiş sayılır. Bu minvalde, taşınır mal satın alınmasına verilen rıza, aynı malın teslimine ve sair işlemlere de verilmiştir.
Rızanın hangi zamanda verileceği konusunda da bir sınırlama yoktur. Rızanın işlem yapılmadan önce, işlem sırasında yahut işlem yapıldıktan sonra da verilmesi mümkündür. Ancak, işlem yapıldıktan rıza verilmesi durumunda işlemin yapıldığı tarih ile rızanın verildiği tarih aralığında işlemin askıda hükümsüz olduğu kabul edilecektir. Rıza verilmesi ile askıda hükümsüzlük son bulur ve işlem en başından itibaren geçerli hale gelir.
Rızanın verilmediği hallerde ise işlemdeki noksanlık giderilmediğinden işleme bağlanan hüküm ve sonuçlar doğmayacaktır. Bu minvalde taraflar aldıkları şeyleri sebepsiz zenginleşme veya istihkak hükümlerine göre geri vermekle yükümlüdür.
Şahsen Kullanılacak Haklar
TMK m.16/1 2. cümlede düzenlenmiş olup “karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir”
Bu minvalde sınırlı ehliyetsiz, nişanın bozulması ve manevi tazminat istemi, evliliğin iptali, ayrılık ve boşanma davaları ile birlikte açılan manevi tazminat davaları, zina yapan eşin affı, soybağının reddi davası, tanımanın iptali davası, evlat edinmeye rıza gösterme, kişilik hakkına saldırının meni davası, vasinin tasarrufunu şikayet hakkı, kısıtlamanın kaldırılmasını talep hakkı, ölüme bağlı tasarrufta bulunma hakkı, derneğe üye olma hakkı, şikayet/ ihbarda bulunulması ve şikayet hakkında feragatin kullanılması gibi hakları bizzat kendisi kullanabilecektir. (Oğuzman/ Seliçi/ Oktay-Özdemir, Kişiler Hukuku, b.20, s.108-109)
Haksız Fiillerden Sorumluluğu
TMK m.16/2 uyarınca Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.

TMK Madde 16 : İçtihat
- Ev başkanının küçüğün haksız fiillerindeki sorumluluğunda haksız fiil zamanaşımı uygulanır ve kısa zamanaşımı süresi sorumlu ev başkanının öğrenildiği tarihte başlar.
Yargıtay 3. HD. 2024/4304 E. 2025/3401 K. 18.06.2025 T. künyeli ilamına göre; “Ev başkanının sorumluluğu konusunda özel bir zamanaşımı düzenlemesi bulunmadığından haksız fiiller için kanunda öngörülen kısa ve uzun zamanaşımı süreleri uygulanacaktır. Zamanaşımı başlangıcı; kısa zamanaşımı süresi bakımından, zararın, fiilin ve failin (sorumlu ev başkanının) öğrenildiği tarih, uzun zamanaşımı süresi bakımından da olay tarihi olup, ceza zamanaşımı süresi aile başkanının sorumluluğunda uygulanmaz.”
- Ayırt etme gücüne sahip küçüğün işlediği haksız fiil dolayısıyla velisine karşı açılacak davada görevli mahkeme genel mahkeme olmayıp aile mahkemesidir.
Yargıtay 3. HD. 2016/19881 E. 2018/6343 K. 05.06.2018 T. künyeli ilamına göre; “Ayırt etme gücüne sahip küçükler, haksız fiillerinden doğan zarardan sorumludurlar. Fiil ehliyetine sahip bulunmayan küçükler tarafından haksız fiilin işlenmesi durumunda sorumluluk iki çeşittir. Küçük Borçlar Kanunu uyarınca haksız fiilin faili olarak, anne ve babası ise Türk Medeni Kanununun 369. maddesi uyarınca ev başkanı olarak zarar görene karşı sorumludur. Her iki sorumluluk da birbirinden farklı hukuki nedenlere dayalı olup, zarar gören küçüğe ve ev başkanına karşı birlikte veya ayrı ayrı davalar açabilir. Aynı zarardan her ikisi de kendi malvarlıkları ile ayrı ayrı sorumlu olurlar.
Davanın hukuki sebebinin belirlenmesi, hakimin görevlerindendir.
Davacıların zarara uğramasına yol açan haksız fiilin gerçekleştiği tarihte, haksız fiili geçekleştiren çocukların ergin olmadığı anlaşılmaktadır. Kural olarak her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir ise de; haksız fiil nedeniyle verilen zarar olay gününde meydana geldiğinden, hukuki sorunun da olay günündeki koşullara göre çözümlenmesi zorunludur. Haksız fiili gerçekleştiren kişi, davanın açıldığı tarihte ergin olsa bile, bu durum TMK. nun 369. maddesinde düzenlenmiş bulunan ev başkanının sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.
Öte yandan, TMK. nun 369. maddesi, Kanunun İkinci Kitabının İkinci Kısmında yer aldığından, bu maddeye dayalı Aile Hukukundan doğan uyuşmazlıkların çözümü de 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesi uyarınca, Aile Mahkemelerinin görev alanına girmektedir.
O halde; mahkemece, eldeki davada TMK’nun 369. maddesinin uygulanacağı ve uyuşmazlığın çözümünde Aile Mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, ayrı bir Aile Mahkemesinin bulunması halinde görevsizlik kararı verilmesi, aksi halde davaya Aile Mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, genel mahkeme sıfatıyla davaya bakılarak yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.”
- Küçüğün dava ehliyeti olmamakla huzurdaki dava yasal temsilcilerine yöneltilmelidir.
Yargıtay 10. HD. 2011/17783 E. 2013/1588 K. 08.02.2013 T. künyeli ilamına göre; “Somut olaya gelince; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 16/2. maddesine göre; “ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar.” Öte yandan, anılan Yasa’nın 335/1. maddesinin hükmü gereği “ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altında” olup, 336/1. maddesi uyarınca da “evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanacaklardır.” Nitekim bu husus 342/1. maddede “ana ve baba, velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidirler” denilmek suretiyle pekiştirilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler karşısında ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar kural olarak dava ehliyetine sahip olmadıkları için açacakları veya haklarında açılacak davalarda yasal temsilcileri tarafından temsil edilmeleri gereği vardır. Bu yönüyle dava ehliyeti, dava şartlarından olduğundan Mahkemece kendiliğinden gözetilmeli ve dava ehliyeti olmayan kişiye karşı dava açılması durumunda, dava dilekçesi, davalının yasal temsilcisine veya temsilcilerine tebliğ ettirilerek onların katılımı ile davaya devam edilmelidir.
Dosya içeriğinden, 23.10.1994 doğumlu olan davalının on sekiz yaşını doldurmadığı ve dolayısıyla fiil ehliyeti ile dava ehliyetine sahip olmadığı anlaşılmış olmakla, yukarıda anılan usul işletilerek dava davalının yasal temsilcisi veya temsilcilerine yöneltilmeli, taraflarca gösterilecek kanıtların toplanmasını takiben; konusunda uzman bilirkişiler aracılığı ile davalı sürücünün kusur durumunun belirlenmesi, böylece tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesiyle elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin ve anılan prosedür yerine getirilmeksizin yazılı şekilde istemin hüküm altına alınması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.”
- Bir meslek veya sanatla uğraşan ve ayırt etme gücüne sahip olan küçük veya kısıtlıya bu meslek ve sanatın icrasından doğan uyuşmazlıklarda bizzat tebligat yapılabilir.
Yargıtay 22. HD. 2017/30322 E. 2020/7330 K. 22.06.2020 T. künyeli ilamına göre; “Tebligatın muhataba yapılabilmesi için, muhatabın medeni hakları kullanma ehliyetine, kısaca fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişilere tebligat yapılamaz. Tebligatın kanuni temsilcisine yapılması gerekir. Ancak bir meslek veya sanatla uğraşan ve ayırt etme gücüne sahip küçükler veya kısıtlılar, bu meslek ve sanatın icrasından doğan borçlardan bizzat sorumlu olduklarından, bizzat bu konuda kendilerine tebligat yapılması tebliği usulsüz ve geçersiz kılmaz.”

TMK Madde 16 : Madde Gerekçesi
Yürürlükteki Kanunun 16 ncı maddesini karşılamaktadır.
Maddede ayırt etme gücüne sahip oldukları hâlde küçük ya da kısıtlı olan kişilerin fiil ehliyetleri düzenlenmektedir. Kenar başlık terim birliğini sağlamak üzere “Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar” şeklinde değiştirilmiştir. Maddede kullanılan “kanunî mümessil” deyimi yerine daha güzel bir ifade tarzı olan ve dilimize yerleşmiş bulunan “yasal temsilci” deyimi kullanılmıştır. “İvazsız iktisap” yerine “karşılıksız kazanma”, “münhasıran şahsa merbut haklar” yerine de “kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar” deyimleri kullanılmıştır.
TMK Madde 16 : Mülga 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi Madde 16
Mümeyyiz bulunan küçükler ile mahcurlar, kanuni mümessillerinin rızaları olmadıkça bizzat kendi tasarruflariyle iltizam edemezler. Ivazsız iktisapta ve münhasıran şahsa merbut hakları kullanmakta bu rızaya muhtaç değillerdir. Haksız fiillerinden mütevellit zarardan mesuldürler.
TMK Madde 16 : Karşılık Mehaz İsviçre ZGB Hükmü
TMK Madde 16 hükmüne karşılık gelen mehaz İsviçre ZGB hükmü; Art.18 Urteilsfähige handlungsunfähige Personen können nur mit Zustimmung ihres gesetzlichen Vertreters Verpflichtungen eingehen oder Rechte aufgeben. Ohne diese Zustimmung vermögen sie Vorteile zu erlangen, die unentgeltlich sind, sowie geringfügige Angelegenheiten des täglichen Lebens zu besorgen. Sie werden aus unerlaubten Handlungen schadenersatzpflichtig.
Av. Efehan Mihai ERGİNER

