Ticari Defterlerin Delil Niteliği
· ·

Ticari Defterlerin Delil Niteliği

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ekseninde şekillenen düzenlemeler, ticari defterleri klasik delil türlerinden ayıran, kendine özgü bir statüye kavuşturmuştur. Bu statü, hukukun en temel ilkelerinden biri olan “hiç kimsenin kendi lehine delil yaratamayacağı” (nemo tenetur edere contra se) kuralına önemli bir istisna getirmesiyle daha da dikkat çekici hale gelmektedir.

ticaret hukuku

Ticari Defterlerin Delil Niteliği

6100 sayılı HMK m.222 uyarınca;

(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.

(2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır.

(3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.

(4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.

(5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.

Ticari Defterlerin Sahibi Lehine Delil Olması

Bir kişinin kendi tuttuğu bir not defterine “X şahsından 10.000 TL alacağım var” yazması, hukuken kabul edilebilir bir delil değeri taşımaz. Ancak HMK m. 222, ticari defterler için bu temel kurala son derece önemli ve kapsamlı bir istisna getirir. Bu istisnanın amacı, ticari hayatın akıcılığını sağlamak ve usulüne uygun, dürüst bir şekilde kayıt tutan taciri korumaktır. Ne var ki, bu istisnanın kapıları ardına kadar açık değildir. Kanun koyucu, bu olağanüstü yetkinin kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla, birbiriyle bağlantılı ve her birinin mutlak surette gerçekleşmesi gereken son derece katı şartlar öngörmüştür. Bu şartlardan herhangi birinin eksikliği, defterlerin sahibi lehine delil olma vasfını ortadan kaldırır.

Taraflar

Ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılabilmesinin ilk ve en temel ön koşulu, uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir sıfatını haiz olmasıdır. HMK m. 222 metninde bu şart açıkça zikredilmese de, hükmün ruhundan, amacından ve usul hukukunun temelini oluşturan “silahların eşitliği” ilkesinden bu sonuç zorunlu olarak çıkmaktadır. Yargıtay’ın istikrar kazanmış içtihatları da bu yöndedir.

Bu zorunluluğun ardındaki mantık son derece açıktır: Yargılama, tarafların iddia ve savunmalarını eşit koşullar altında sunabildikleri adil bir süreç olmalıdır. Bir tarafın, kendi ticari defterleri gibi özel bir delile dayanma imkânı varken, tacir olmayan (örneğin bir tüketici, bir memur veya serbest meslek erbabı) diğer tarafın bu imkândan tamamen mahrum olması, yargılamanın dengesini daha en başından bir taraf lehine bozacaktır. Tacir olmayan taraf, tacirin tek taraflı olarak düzenlediği kayıtlara karşı kendini savunmasız bir konumda bulacaktır.

Bu şartın uygulanmasında kritik olan an, uyuşmazlığa konu olan hukuki işlemin yapıldığı tarihtir. Tarafların o tarihte tacir sıfatını taşıması yeterlidir. Davanın açıldığı tarihte veya yargılama sürecinde taraflardan birinin tacir sıfatını kaybetmesi (örneğin, iflas etmesi veya ticareti terk etmesi) bu şartın gerçekleştiği gerçeğini değiştirmez.

Örnek: Mobilya üreticisi Tacir (A), kumaş toptancısı Tacir (B)’den 10 tır kumaş satın aldığı ve bedelini ödemediği iddiasıyla bir uyuşmazlık yaşamaktadır. Tacir (A), usulüne uygun tuttuğu defterlerindeki alım kayıtlarına dayanarak borcunun olmadığını ispatlamaya çalışabilir. Burada her iki taraf da tacir olduğundan, ilk şart gerçekleşmiştir. Ancak Tacir (A), aynı mobilyaları nihai tüketici olan (C)’ye sattığında, (C) ile yaşayacağı bir uyuşmazlıkta, kendi defter kayıtlarına tek başına dayanarak alacağını ispat edemez. Çünkü (C) tacir değildir ve “silahların eşitliği” ilkesi zedelenmiş olacaktır.

Uyuşmazlığın Niteliği

Tarafların tacir olması, tek başına yeterli bir koşul değildir. İkinci olarak, uyuşmazlık konusu işlemin, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu nedenle her iki tarafın da ticari defterlerine kaydetme yükümlülüğü altında olduğu bir işlemden kaynaklanması gerekir. Bu kural da yine “silahların eşitliği” ilkesinin bir başka yansımasıdır. Eğer bir işlem, taraflardan sadece birinin ticari işletmesiyle ilgiliyse, o tarafın defter tutma yükümlülüğü varken diğerinin yoktur. Bu durumda, defter tutan tarafın kendi kayıtlarına dayanması yine adil bir yargılamayı zedeleyecektir.

Bu kural, özellikle tacirlerin özel hayatlarına ilişkin yaptıkları işlemlerle ticari faaliyetleri arasındaki ayrımı netleştirmek açısından önemlidir. Bir tacirin ticari işletmesi için aldığı bir hammadde ile kişisel kullanımı için aldığı bir otomobil arasında hukuki ispat açısından dağlar kadar fark vardır.

Örnek: Bir nakliye şirketinin sahibi olan Tacir (X), başka bir tacir olan (Y)’nin sahibi olduğu otomobil galerisinden, şirketinin lojistik faaliyetlerinde kullanmak üzere bir kamyon satın alırsa, bu işlem her iki tacirin de ticari işletmesiyle ilgilidir ve defterlerine kaydedilmelidir. Bu işlemden doğan bir borç uyuşmazlığında, Tacir (Y) kendi defterlerine delil olarak dayanabilir. Ancak, Tacir (X) aynı galeriden eşine hediye olarak lüks bir binek otomobil satın alırsa, bu işlem Tacir (X)’in kişisel bir işlemidir ve ticari işletmesiyle ilgisi yoktur. Bu durumda, galeri sahibi Tacir (Y), bu satıştan doğan alacağını ispatlamak için kendi ticari defterlerine sahibi lehine delil olarak dayanamaz. Zira bu işlem Tacir (X)’in defterlerine kaydetmesi gereken bir işlem değildir.

Bu kuralın bir diğer önemli sonucu, haksız fiil gibi ticari defterlere kaydedilmesi beklenmeyen durumlardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda, defterlerin kanıt aracı olarak kullanılamamasıdır. Örneğin, bir tacirin kamyonunun diğer bir tacirin deposuna kusurlu bir şekilde çarparak zarar vermesi durumunda, zarar veren tacir, kendi defterlerine dayanarak zararın daha az olduğunu iddia edemez. Çünkü haksız fiil, deftere kaydedilecek bir ticari işlem değildir.

Defterlerin Usul ve Esasa Uygunluğu

Ticari defterlerin sahibi lehine delil teşkil edebilmesinin en temel ve en çok teknik detayı barındıran maddi şartı, bu defterlerin kanuna harfiyen uygun, eksiksiz, çelişkisiz ve usulüne göre tutulmuş olmasıdır. Bu, adeta bir “mükemmellik” şartıdır. Defterlerdeki en küçük bir usulsüzlük veya eksiklik, onların lehe delil olma vasfını tamamen yok edebilir. Bu şart, kendi içinde birkaç alt başlığa ayrılır:

  1. Şekli Uygunluk: Açılış ve Kapanış Onayları: Defterlerin delil olarak kabul edilebilmesinin ilk kapısı, noter veya ticaret sicili müdürlüğü tarafından yapılan tasdik işlemleridir. TTK’da öngörülen yasal süreler içinde (genellikle hesap döneminden önce veya faaliyet sırasında) açılış onaylarının ve izleyen hesap döneminin altıncı ayının sonuna kadar da kapanış onaylarının (yevmiye defteri ve envanter defteri için) mutlaka yapılmış olması gerekir. Onayları eksik olan veya hiç olmayan bir defter, içeriği ne kadar doğru olursa olsun, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu, bir nevi “doğum” ve “ölüm” belgesi gibidir; bu belgeler olmadan defterin hukuken varlığından söz etmek mümkün değildir.
  2. Maddi Uygunluk: Usulüne Uygun, Doğru ve Zamanında Kayıt: Defterlerin sadece onaylı olması yetmez, içindeki kayıtların da TTK m. 64/1’de belirtilen ilkelere uygun olması gerekir. Bu ilkeler; kayıtların eksiksiz, doğru, zamanında, açık ve düzenli bir şekilde tutulmasını emreder. Kayıtlarda kısaltmalar, harfler veya semboller kullanılmışsa bunların anlamlarının net bir şekilde belirtilmiş olması gerekir. Kayıtlarda yapılan bir yanlışlık, ancak usulüne uygun bir düzeltme kaydı (muhasebedeki ters kayıt mantığı gibi) ile düzeltilebilir; karalama, silme veya satır aralarına ekleme yapma gibi yöntemler defterin delil gücünü tamamen ortadan kaldırır.
  3. İç Tutarlılık: Kayıtların Birbirini Doğrulaması: Tacirin tutmakla yükümlü olduğu defterler (yevmiye defteri, defter-i kebir, envanter defteri vb.) birbiriyle entegre bir sistemin parçalarıdır. Bir defterdeki kaydın, diğer defterlerdeki ilgili kayıtlarla tam bir uyum içinde olması şarttır. Örneğin, yevmiye defterinde “veresiye” olarak kaydedilen 100.000 TL’lik bir mal satışının, defter-i kebirdeki cari hesap ekstresinde “peşin ödenmiş” gibi görünmesi veya envanter defterinde bu malın stoktan hiç düşülmemiş olması gibi bir çelişki, defterlerin bir bütün olarak delil gücünü sıfırlar. Mahkeme, bu durumda defterlerin güvenilirliğini yitirdiğine hükmedecektir.

Uyum, İbrazdan Kaçınma veya Kayıtsızlık

Bir tacirin yukarıdaki tüm şartları taşıyan defterleri bile karşı tarafın durumu ve eylemleri göz ardı edilerek tek başına lehine delil kabul edilemez. HMK m. 222, bu noktada da dengeyi gözeten hükümler içermektedir:

  1. Kayıtların Çelişmemesi: Lehine delil olarak kullanılmak istenen defterdeki kayıtların, karşı tarafın aynı şartlara uygun (yani usulüne uygun tutulmuş) ticari defterlerindeki kayıtlarla çelişmemesi gerekir. Eğer iddia sahibi tacirin defterinde “10 ton demir satıldı” kaydı varken, karşı tarafın usulüne uygun defterinde “5 ton demir alındı” veya “10 ton demir konsinye olarak alındı” şeklinde farklı bir kayıt varsa, ilk tarafın defteri tek başına delil olarak kabul edilmez. Bu durumda defterler birbiriyle çeliştiği için delil güçlerini yitirirler ve mahkeme, uyuşmazlığı diğer delillerle (fatura, sevk irsaliyesi, tanık, bilirkişi incelemesi vb.) çözmeye çalışır.
  2. Karşı Tarafın Defter İbraz Etmemesi veya Usulsüz Defter Sunması: İşte burada dürüst taciri koruyan önemli bir mekanizma devreye girer. Defterlerini usulüne uygun tutan taraf, delil olarak kendi defterlerine dayandığında ve mahkeme karşı taraftan da defterlerini sunmasını istediğinde, eğer karşı taraf;
    • Hiçbir haklı gerekçe göstermeden defterlerini mahkemeye ibraz etmekten kaçınırsa,
    • Defterlerini ibraz etse de bu defterler usulüne uygun tutulmamışsa (örneğin onaysızsa), bu durumda, defterini usulüne uygun olarak ibraz eden tarafın kayıtları, karşı tarafça aksi ispat edilene kadar doğru kabul edilir. Bu hüküm, defterlerini kasten gizleyen veya usulsüz tutan tarafın bu davranışından fayda sağlamasını engellemeyi amaçlar.
  3. Karşı Taraf Defterinde İlgili Kaydın Olmaması: 7251 sayılı Kanun ile HMK m. 222’de yapılan önemli bir değişiklik bu noktadadır. Defterini ibraz eden tacirin kayıtlarının lehine delil sayılabilmesi için, karşı tarafın usulüne uygun tuttuğu defterlerini ibraz etmesi ancak ilgili konuda defterlerinde hiçbir kayıt bulunmaması durumu, artık tek başına yeterli değildir. Eski düzenlemede bu durum, defterini sunan taraf lehine yorumlanabilirken, yeni düzenleme ile “karşı tarafın usulüne uygun tutulan ve ibraz edilen ticari defterlerinde, ilgili hususta bir kayda rastlanmaması hâlinde de ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kabul edilemez.” Bu, bir tarafın tek taraflı olarak ve gerçeğe aykırı şekilde tuttuğu kayıtlarla diğer taraf aleyhine haksız bir üstünlük sağlamasının önüne geçmeyi amaçlayan önemli bir güvencedir.

Kesin Delillerle Çürütülmemiş Olması

Yukarıda sayılan son derece katı dört koşulun tamamı sağlansa bile, ticari defterlerin sahibi lehine delil olabilmesi için aşması gereken son bir engel daha vardır: Defter kayıtlarının aksinin senet, mahkeme ilamı, kesinleşmiş ikrar veya yemin gibi bir “kesin delil” ile ispat edilmemiş olması gerekir. Ticari defterler, sahibi lehine delil olduğunda dahi, “takdiri delil” niteliğindedir ve kesin deliller karşısında ispat gücünü yitirirler.

Örnek: Tacir (A)’nın usulüne uygun defterlerinde, Tacir (B)’den 150.000 TL alacaklı olduğuna dair tüm şartları taşıyan bir kayıt bulunmaktadır. Tacir (B)’nin defterleri ise usulsüzdür. Normal şartlarda Tacir (A)’nın defter kaydı delil olacaktır. Ancak, Tacir (B) mahkemeye, üzerinde Tacir (A)’nın imzası bulunan ve “150.000 TL borcun tamamını haricen ve nakden aldım” ifadesini içeren bir ibraname (senet niteliğinde bir belge) sunarsa, bu kesin delil, ticari defter kaydını çürütecek ve Tacir (A)’nın iddiası reddedilecektir.

Defterlerin Sahibi Aleyhine Delil Olması

Bir tacirin tuttuğu defterlerdeki kayıtlar, kendi aleyhine delil olarak kullanılabilir. Defterlerin sahibi aleyhine delil olması, lehine delil olmasından çok daha kolay ve daha az şarta bağlıdır. Zira bir kişinin kendi aleyhine olan bir durumu belgelemesi, hayatın olağan akışına göre o bilginin doğruluğuna dair güçlü bir karine oluşturur. Bu durumda HMK m. 222/4 çok net bir hüküm içerir: “Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur.”

Bu hükmün anlamı şudur: Tacir, defterlerini kanunun emrettiği şekil şartlarına (tasdikler gibi) veya maddi kurallara (iç tutarlılık gibi) uygun olarak tutmamışsa, bu defterler artık bir bütün olarak değerlendirilmez. Mahkeme veya karşı taraf, bu usulsüz defterler içinden sadece tacirin aleyhine olan kayıtları cımbızla çeker gibi seçip kullanabilirken, tacirin kendi lehine olan kayıtlar tamamen yok sayılır.

Örnek: Bir tacirin kapanış onayı yapılmamış yevmiye defterinde, (A) şahsından 10.000 TL borç aldığına (aleyhe kayıt) ve bir ay sonra bu borcu ödediğine (lehe kayıt) dair kayıtlar bulunsun. Alacaklı (A), bu deftere delil olarak dayandığında, mahkeme sadece borcun alındığına dair kaydı dikkate alacak, defter usulsüz olduğu için ödemeye ilişkin lehe kaydı görmezden gelecektir. Bu durumda tacir, borcu ödediğini, bu defter kaydı dışında, banka dekontu veya imzalı bir makbuz gibi başka bir kesin delille ispatlamak zorunda kalacaktır. Aksi takdirde borcu tekrar ödemekle yükümlü tutulabilir.

Bir taraf, iddiasını ispatlamak için başka hiçbir delili olmasa bile, doğrudan karşı taraf olan tacirin ticari defterlerine delil olarak dayanabilir. Bu durumda mahkeme, defter sahibi tacire defterlerini ibraz etmesi için talimat verir. Defter sahibi, kendi tuttuğu defterdeki aleyhine olan bir kaydın maddi bir hatadan kaynaklandığını veya gerçeği yansıtmadığını iddia ederse, bu iddiasını ancak senet gibi başka bir kesin delille ispatlayabilir.

Ticari Defterlerle İspatta İkrarın Tecezzisi

Yukarıda, usulsüz tutulan defterlerde lehe ve aleyhe kayıtların birbirinden ayrılabileceğini gördük. Ancak, defterler kanuna tam olarak uygun tutulmuşsa, durum tam tersine döner. HMK m. 222/3’te yer alan “…Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz” hükmü, “ikrarın bölünmezliği (tecezzi kabul etmezliği)” ilkesinin ticari defterlere özgü bir yansımasıdır.

Bu kurala göre, kanuna uygun olarak tutulmuş bir ticari deftere delil olarak dayanıldığında, defter bir bütün olarak ele alınmak zorundadır. Deftere dayanan taraf, işine gelen (aleyhe) kayıtları kabul edip, işine gelmeyen (lehe) kayıtları reddetme lüksüne sahip değildir.

Delillerin Münhasıran Karşı Tarafın Ticari Defterine Hasredilmesi

HMK m. 222/5, ispat hukukunda son derece özel, keskin ve ağır sonuçları olan bir kurumu, “delillerin hasredilmesi”ni düzenlemektedir.

Bu hükme göre, bir taraf (bu tarafın tacir olması gerekmez), bir iddiasını ispatlamak için başka hiçbir delile (tanık, bilirkişi, keşif vb.) dayanmayacağını, iddiasını sadece ve sadece (münhasıran) karşı taraf olan tacirin ticari defterlerindeki kayıtlara göre ispatlayacağını mahkemeye beyan ederse ve karşı taraf olan tacir, mahkemenin çağrısına rağmen ticari defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.

Bu kurum, ETTK m. 83’teki yemine dayalı sistemden farklıdır. Burada hakime bir takdir yetkisi tanınmamıştır. Defterlerin ibraz edilmemesinin sonucu, iddianın tartışmasız bir şekilde ispatlanmış kabul edilmesidir.

Bu hükmün uygulanabilmesi için aranan şartlar şunlardır:

  1. Münhasırlık Beyanı: Deliline dayanan taraf, “münhasıran”, “sadece”, “yalnızca” gibi ifadelerle, başka hiçbir delile dayanmadığını açık ve net bir şekilde mahkemeye bildirmelidir. Eğer dilekçesinde “karşı tarafın ticari defterleri, tanık beyanları, bilirkişi incelemesi” gibi birden fazla delile dayanmışsa, bu hüküm uygulanmaz.
  2. Karşı Tarafın Tacir Olması: Defterlerine dayanılan tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın bu tacirin defterlerine kaydetmesi gereken bir işlemden kaynaklanması yeterlidir. Delilini hasreden tarafın tacir olup olmamasının (örneğin bir işçi veya tüketici olmasının) hiçbir önemi yoktur.
  3. İbrazdan Kaçınma: Karşı taraf olan tacir, mahkemenin usulüne uygun tebligatına rağmen, haklı bir sebep olmaksızın (örneğin zayi belgesi sunmaksızın) defterlerini mahkemeye sunmaktan kaçınmalıdır.

Stratejik Uygulama: Bu hüküm, genellikle elinde başka delili olmayan ancak karşı tarafın kayıtlarının kendi iddiasını doğrulayacağından emin olan veya karşı tarafın kayıtlarını gizleyeceğini düşünen taraflar için güçlü bir silahtır. Örneğin, bir yazılım şirketine proje bazlı hizmet veren bir freelancer, yaptığı işlerin ve hak ettiği ücretin büyük şirketin kayıtlarında detaylı olarak yer aldığından emindir. Ancak elinde yazılı bir sözleşme yoktur. Bu freelancer, “Benim alacağımın tek delili davalı şirketin ticari defterleridir, münhasıran bu delile dayanıyorum” diyerek dava açabilir. Eğer büyük şirket, bu kayıtların kendi aleyhine olduğunu bilerek defterleri ibraz etmekten kaçınırsa, freelancer’ın alacak iddiası doğrudan ispatlanmış sayılacaktır.

Ticari Defterdeki Sırların İfşası

Ticari defterler, bir tacirin mali durumu, müşteri portföyü, tedarikçileri, fiyatlandırma politikaları gibi en mahrem ticari sırlarını içerir. Bu nedenle, bu defterlerin aleniyeti (kamuya açıklığı) kısıtlanmıştır. Ancak bir hukuki uyuşmazlığın aydınlatılması ihtiyacı, bu gizlilik hakkından daha üstün gelebilir. Kanun, bu dengeyi sağlamak amacıyla, defterlerin mahkemece incelenmesini “ibraz” ve “teslim” olmak üzere iki farklı ve birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış mekanizmaya bağlamıştır.

Sınırlı İnceleme: İbraz (TTK m. 83, HMK m. 222)

İbraz, kural olan ve daha sık başvurulan yöntemdir. Bir hukuki uyuşmazlıkta, sadece dava konusuyla ilgili kayıt ve belgelerin incelenmesi amacıyla ticari defterlerin mahkemeye sunulması anlamına gelir. Mahkeme, ticari davalarda taraflardan birinin talebi üzerine veya gerekli gördüğü takdirde kendiliğinden (re’sen) ticari defterlerin ibrazına karar verebilir.

İbraz kararı, tacirin tüm defterlerini çuvallarla adliyeye getirmesi anlamına gelmez. Bu durum, ticari hayatın akışını engelleyeceği için pratik bir çözüm değildir. HMK m. 219/2 uyarınca, tacir, defterlerin uyuşmazlıkla ilgili kısımlarının (örneğin belirli bir cari hesaba ilişkin yevmiye ve defter-i kebir kayıtlarının) bir suretini çıkarıp, asıllarının kendisinde olduğunu beyan ederek mahkemeye sunabilir. Mahkeme, genellikle bir bilirkişi görevlendirerek, bu suretlerin asıllarına uygunluğunu tacirin iş yerinde denetletebilir veya gerekli görürse defterin aslının belirli bir celsede getirilmesini isteyebilir. İbrazın temel amacı, ticari sırları koruyarak sadece uyuşmazlık için zorunlu olan kısımların incelenmesini sağlamaktır.

Tam Teşekküllü İnceleme: Teslim (TTK m. 85)

Teslim, ibrazdan çok daha kapsamlı, istisnai ve ağır sonuçları olan bir işlemdir. Teslim kararı, defterlerin bir bütün olarak, tüm içeriklerinin incelenmesi için mahkemeye tevdi edilmesi anlamına gelir. Bu, tacirin tüm ticari sırlarının mercek altına alınması demektir. Bu nedenle kanun koyucu, teslim kararı verilebilecek halleri son derece sınırlı tutmuştur. TTK m. 85’e göre teslim, ancak malvarlığı hukukuna ilişkin olan ve uyuşmazlığın çözümü için işletmenin tüm hesaplarının incelenmesinin kaçınılmaz olduğu şu üç durumda mümkündür: miras, mal ortaklığı ve şirket tasfiyesi.

  • Miras: Bir tacirin vefatı halinde, mirasçılar arasında terekenin (miras kalan malvarlığının) paylaşımı konusunda bir uyuşmazlık çıkarsa, mirasçılardan biri, vefat eden tacirin ticari işletmesinin gerçek değerini anlamak için tüm defterlerin mahkemeye teslimini isteyebilir.
  • Mal Ortaklığı: Eşler arasında mal ortaklığı rejiminin (nadir uygulanan bir rejim) tasfiyesi sırasında, ortaklığa dahil olan bir ticari işletmenin hesaplarının incelenmesi için defterlerin teslimine karar verilebilir.
  • Şirket Tasfiyesi: Bir kolektif veya komandit şirketin tasfiyesi sürecinde, ortaklar arasında tasfiye işlemlerinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı, şirketin malvarlığının gizlenip gizlenmediği gibi konularda bir uyuşmazlık çıkarsa, ortaklardan her biri, tüm defterlerin teslimini talep ederek bütün hesapların incelenmesini sağlayabilir.

Bu üç hal dışında, örneğin basit bir alacak-verecek davasında, defterlerin tamamen mahkemeye teslimine karar verilemez.

Defterlerin Saklanması ve Zayi Olması

Ticari defterlerin delil niteliği bakımından tacirin yükümlülükleri, defterleri usulüne uygun tutmakla sona ermez. Kanun, bu defterlerin ve dayanak belgelerinin (faturalar, makbuzlar, sözleşmeler vb.) belirli bir süre boyunca saklanmasını da zorunlu kılar.

  • Saklama Süresi: TTK m. 82/5 uyarınca, ticari defterler ve ilgili belgeler için saklama süresi on yıldır. Bu süre, Vergi Usul Kanunu’nda (VUK) öngörülen beş yıllık süreden daha uzundur. Tacirler için bağlayıcı olan süre, daha uzun olan TTK’daki on yıllık süredir. Bu süreye uymamak, olası bir davada defterleri ibraz edememe ve bunun ağır sonuçlarıyla yüzleşme riskini doğurur.
  • Zayi Olma Durumu ve Zayi Belgesi: On yıllık saklama süresi içinde, tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler; yangın, sel, deprem gibi bir doğal afet veya hırsızlık gibi, tacirin önleyemeyeceği ve bir kusurunun bulunmadığı bir sebeple kaybolursa (zayi olursa), tacir çaresiz değildir. TTK m. 82/7, bu durumda olan dürüst taciri korumak için bir mekanizma öngörmüştür. Tacir, bu zayi olma durumunu öğrendiği tarihten itibaren otuz gün içinde, ticari işletmesinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurarak kendisine bir “zayi belgesi” verilmesini talep etmelidir. (Bu süre, 7417 sayılı Kanun ile yakın zamanda on beş günden otuz güne çıkarılmıştır ve hak arama hürriyeti açısından olumlu bir gelişmedir).

Bu dava, hasımsız olarak açılan bir çekişmesiz yargı işidir. Tacir, mahkemeye defterlerin zayi olduğuna dair delillerini (itfaiye raporu, polis tutanağı vb.) sunmalı ve defterlerin varlığını ve usulüne uygun tutulduğunu (özellikle tasdik ettirildiğini) ispatlamalıdır. Mahkeme, talebi yerinde görürse, tacire defterlerinin zayi olduğuna dair bir belge verir. Bu zayi belgesi, tacirin ileride bir davada defterlerini ibraz etme yükümlülüğünden kurtulmasını sağlar. Ancak bu belge, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Yani, ileride defterlerin aslında zayi olmadığının veya tacirin kusuruyla zayi olduğunun ispat edilmesi halinde, zayi belgesinin hukuki bir koruması kalmaz.

Elektronik Defterler (e-Defter) Açısından Durum

Dijitalleşme, ticari defterleri de kağıt ortamından elektronik ortama taşımıştır. E-defterler ve bunlara ilişkin oluşturulan elektronik beratlar da kağıt defterler gibi hukuki delil niteliğine sahiptir. E-defterlerin VUK’ta sayılan mücbir sebeplerle (örneğin, sunucuların yanması, siber saldırı ile verilerin geri getirilemeyecek şekilde şifrelenmesi vb.) zayi olması ve Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) sistemlerinden veya saklamacı kuruluştan da temin edilememesi halinde, tacir aynı şekilde 30 gün içinde mahkemeye başvurarak zayi belgesi talep etmelidir. Bu belge, tacirin hem hukuki hem de vergisel sorumlulukları açısından hayati bir öneme sahiptir.

ticaret hukuku

Sıkça Sorulan Sorular

Ticari defterler mahkemede kesin delil sayılır mı?

Evet, belirli şartlar altında ticari defterler Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca “kesin delil” niteliği taşıyabilir. Ancak bu durum, her iki tarafın da tacir olduğu ve uyuşmazlığın her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olduğu davalar için geçerlidir. Şartların sağlanmadığı durumlarda ise “takdiri delil” olarak kabul edilir.

Ticari defterlerimin lehime delil olarak kullanılabilmesinin koşulları nelerdir?

Defterlerinizin sizin lehinize, yani iddialarınızı ispatlar yönde bir delil olabilmesi için şu koşulların tamamının sağlanması gerekir:

  • Defterlerin kanuna uygun şekilde, eksiksiz ve usulüne göre tutulmuş olması.
  • Açılış ve kapanış tasdiklerinin yasal süreleri içinde yaptırılmış olması.
  • Defter kayıtlarının birbirini doğrular nitelikte olması.
  • Karşı tarafın da aynı nitelikte ve usulüne uygun tutulmuş defterlerinin bulunması ve bu defterlerdeki kayıtların sizin defterlerinizle çelişmemesi veya karşı tarafın hiç defter sunamaması/defterlerinin usulsüz olması.

Kendi tuttuğum defterler aleyhime delil olabilir mi?

Evet. Bir tacirin ticari defterlerindeki kayıtlar, sahibi aleyhine her zaman delil teşkil edebilir. Defterleriniz usulüne uygun tutulmamış veya tasdikleri eksik olsa dahi, içerdiği bir kayıt sizin aleyhinize bir durumu ortaya koyuyorsa, karşı taraf bu kayda dayanabilir. Buna “defterlerin sahibi aleyhine delil olması ilkesi” denir.

Karşı taraf mahkemeye ticari defterlerini sunmazsa ne olur?

Eğer karşı taraf, mahkemenin talebine rağmen defterlerini sunmaktan kaçınırsa, mahkeme, defterlerini sunan tarafın iddialarını, sunulan defter kayıtlarına göre doğru kabul edebilir.

Defterlerin kapanış tasdikini yaptırmayı unuttum. Bu durum delil niteliğini nasıl etkiler?

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, yevmiye defteri gibi kapanış tasdikine tabi bir defterin tasdikinin yaptırılmamış olması, o defterin sahibi lehine delil olma vasfını ortadan kaldırır. Ancak bu durum, defterin sahibi aleyhine delil olarak kullanılmasına engel değildir. Yani, kapanış tasdiki eksik defterle bir alacağı ispatlayamazsınız ama borcunuzu ikrar eden bir kayıt varsa bu aleyhinize kullanılır.

E-defter (elektronik defter) ile fiziki defter arasında delil gücü açısından bir fark var mıdır?

Hayır, hukuken bir fark yoktur. Gelir İdaresi Başkanlığı’na beratları usulünce gönderilmiş ve yasal düzenlemelere uygun olarak tutulmuş e-defterler, tıpkı noter tasdikli fiziki defterler gibi kesin delil niteliğindedir.

Uyuşmazlık yaşadığım kişi tacir değil. Ticari defterlerim bu davada delil olur mu?

Eğer uyuşmazlığın karşı tarafı tacir değilse (örneğin bir tüketici veya serbest meslek erbabı ise), ticari defterleriniz artık “kesin delil” niteliğinde olmaz. Bu tür davalarda defterleriniz, iddianızı destekleyen diğer delillerle (fatura, sözleşme, e-posta yazışmaları vb.) birlikte bir “takdiri delil” olarak hâkim tarafından değerlendirilir.

Defter kayıtlarım ile karşı tarafın defter kayıtları çelişiyorsa sonuç ne olur?

Her iki tarafın da defterleri usulüne uygun tutulmuş ancak içerisindeki kayıtlar birbiriyle çelişiyorsa, ticari defterler delil olma özelliğini yitirir. Bu durumda mahkeme, uyuşmazlığı çözmek için diğer delilleri (tanık, bilirkişi raporu, keşif, yemin vb.) inceleyerek bir karara varır.

Sadece faturaya dayanarak alacağımı ispatlayabilir miyim? Defterlerimin sunulması zorunlu mu?

Fatura, alacağın varlığına dair güçlü bir başlangıç delilidir. Ancak tek başına faturanın varlığı, bedelinin ödendiği veya malın teslim edildiği gibi konularda kesin ispat sağlamaz. Özellikle karşı taraf faturaya itiraz ederse, faturanın ticari defter kayıtları ile desteklenmesi ispat gücünü artırır. Davada, mahkeme genellikle ispat için defterlerin ibrazını talep edecektir.

Ticari defterler hangi süreyle saklanmalıdır?

Türk Ticaret Kanunu’na göre 10 yıl, Vergi Usul Kanunu’na göre ise 5 yıl saklama zorunluluğu vardır. Olası bir hukuki uyuşmazlıkta delil olarak sunulabilmesi için 10 yıllık saklama süresine riayet etmek en doğrusudur.

Mahkemece ticari defterlerin delil niteliği nasıl değerlendirilir?

Mahkeme, ticari defterlerin incelenmesi için genellikle bu alanda uzman bir kişiyi (hesap, muhasebe veya mali müşavirlik uzmanı) “bilirkişi” olarak atar. Bilirkişi, her iki tarafın da defterlerini ve ticari belgelerini inceler, uyuşmazlık konusuyla ilgili kayıtları tespit eder ve vardığı sonuçları gerekçeli bir rapor halinde mahkemeye sunar.

Defterlerimde karalama veya usulsüz boşluklar var. Bu bir sorun yaratır mı?

Evet, bu ciddi bir sorundur. Ticari defterlerde yapılan karalamalar, sonradan eklemeler veya kayıtlar arasında usulsüz boşluklar bırakılması, defterlerin ispat gücünü tamamen ortadan kaldırabilir. Bu durum, defterlerin “usulüne uygun tutulmadığı” anlamına gelir ve lehinize delil olarak kullanılmasını engeller.

Şirketimiz birleşti veya devroldu. Eski şirkete ait defterler yeni şirket için delil teşkil eder mi?

Evet. Hukuki bir birleşme veya devralma durumunda, eski şirketin hak ve borçları yeni şirkete geçtiği için (külli halefiyet ilkesi), eski şirketin ticari defterleri de yeni şirket tarafından açılacak veya yeni şirkete karşı açılacak davalarda delil olarak kullanılabilir.

Yabancı bir şirketle olan davamda Türkiye’de tuttuğum defterler geçerli midir?

Evet, geçerlidir. Dava Türk mahkemelerinde görülüyorsa, Türk hukukuna göre tutulmuş ticari defterleriniz HMK çerçevesinde delil olarak değerlendirilir.

Ticari defterlerim yangın, sel gibi bir nedenle zayi oldu. Bu durumda ne yapmalıyım?

Böyle bir durumda, olayın öğrenilmesinden itibaren 15 gün içinde ticari işletmenizin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurarak “zayi belgesi” talebinde bulunmalısınız. Bu belgeyi almanız, defterleri ibraz edememe durumunda kusurlu sayılmanızın önüne geçer. Aksi takdirde defterleri kasten ibraz etmediğiniz varsayılabilir.

Bir davanın sadece ticari defterlere bakılarak kazanılması mümkün müdür?

Eğer şartları sağlanmışsa (her iki taraf tacir, uyuşmazlık ticari işletmeyle ilgili) ve bir tarafın usulüne uygun defter kayıtları diğer tarafın iddialarını tamamen çürütüyor veya kendi iddialarını net bir şekilde ispatlıyorsa, evet, bir dava büyük ölçüde sadece ticari defterlere dayanılarak kazanılabilir.

Ticari defterler ceza davalarında delil olur mu?

Ceza hukukunda “delil serbestisi” ilkesi geçerlidir. Ticari defterler, örneğin bir vergi kaçakçılığı veya dolandırıcılık davasında, suçun maddi unsurunu oluşturan fiillerin ispatı için bir delil olarak kullanılabilir. Ancak hukuk davalarındaki gibi “kesin delil” niteliği taşımaz, hâkimin serbestçe takdir edeceği delillerden biri olur.

Muhasebecimin yaptığı bir hata nedeniyle defter kayıtlarım yanlış. Sorumluluk kime aittir?

Hukuken, ticari defterlerin doğru ve usulüne uygun tutulmasından doğan sorumluluk doğrudan doğruya tacirin/şirket yetkilisinin kendisine aittir. Muhasebecinin hatası sizi bu sorumluluktan kurtarmaz. Ancak, bu hata nedeniyle bir zarara uğrarsanız, muhasebecinize karşı ayrıca bir tazminat davası açma hakkınız saklıdır.

Tacir olmasam da defter tutuyorum (örneğin serbest meslek kazanç defteri). Bu defterin delil niteliği nedir?

Tacir olmayanların tuttuğu defterler (serbest meslek kazanç defteri, işletme hesabı esasına göre tutulan defterler vb.), HMK anlamında “ticari defter” sayılmaz ve kesin delil niteliği taşımaz. Bu tür defterler, bir uyuşmazlıkta ancak diğer yan delillerle birlikte “takdiri delil” olarak değerlendirilebilir.

Ticari defterler konusunda en çok neye dikkat etmeliyim?

Özetle; defterlerinizi mutlaka kanuna uygun tutun, tüm açılış ve kapanış tasdiklerini yasal süreleri içinde eksiksiz yaptırın, kayıtlarınızın fatura ve diğer belgelerle tutarlı olmasına özen gösterin ve yasal saklama süresi boyunca özenle muhafaza edin.

Av. Efehan Mihai ERGİNER

Güncel Yazılar