nft hukuku
· · ·

NFT Hukuku (2025)

Mart 2021’de, o zamana kadar dijital sanat çevreleri dışında pek az kişinin tanıdığı Mike Winkelmann, namıdiğer Beeple, “Everydays: The First 5000 Days” adlı dijital kolajını Christie’s müzayede evinde 69 milyon dolarlık akıl almaz bir fiyata sattığında, dünya yeni bir gerçeklikle tanıştı. Bu satış, sadece bir sanat eseri satışı değildi; aynı zamanda bir teknolojik devrimin ve beraberinde getirdiği hukuki kaosun en somut ilanıydı. Satılan şey, kopyalanması bir saniye süren bir JPEG dosyası değil, o dosyanın sahipliğini blokzinciri üzerinde tescilleyen benzersiz bir dijital sertifika, yani bir Non-Fungible Token (NFT) idi.

Dijital sanat eserlerinden sanal arazi tapularına, oyun içi karakterlerden koleksiyonluk kartlara kadar hayatımızın her alanına sızan NFT kavramı, teknolojik bir yenilik olmanın çok ötesinde, mevcut hukuk sistemlerini temellerinden sarsan köklü bir paradigma değişimini temsil ediyor. Yüzyıllardır mülkiyeti “elle tutulur” varlıklar üzerinden tanımlayan, sözleşmeleri ıslak imzalarla güvence altına alan ve fikri hakları fiziksel kopyalar üzerinden koruyan hukuk doktrini, bir anda kendini kopyalanabilirliğin sonsuz olduğu bir evrende “benzersizliği” ve “sahipliği” kanıtlamaya çalışan bir teknolojiyle karşı karşıya buldu.

Blockchain teknolojisinin bu ürünü, mülkiyet, fikri haklar, sözleşmeler ve borçlar hukuku gibi temel hukuki alanlarda cevaplanması gereken sayısız soruyu beraberinde getiriyor. Bir NFT satın aldığınızda tam olarak neye sahip olursunuz? Bir kod parçasına mı, dijital bir varlığa mı, yoksa o varlığın ardındaki fikri haklara mı? Çalınan bir NFT için mahkemeden “iade” kararı alabilir misiniz? Akıllı sözleşmeler, geleneksel sözleşme hukukunun katı şekil şartlarını karşılayabilir mi?

Bu yazımızda, NFT’lerin teknik altyapısının derinliklerine inerek onun hukuki DNA’sını çözümlemeyi amaçlamaktadır. Farklı dünya devletlerinin bu yeni ve “yaramaz” varlığa nasıl yaklaştığını karşılaştırmalı bir analizle ortaya koyacak ve son olarak, yüksek kripto varlık benimseme oranına rağmen yasal bir çerçeveden henüz yoksun olan Türk hukuku açısından yarattığı derin belirsizlikleri ve potansiyel çözüm yollarını ele alacağız. Bu, sadece bir teknoloji analizi değil, aynı zamanda hukukun dijital çağın gerçekliğiyle nasıl başa çıkmaya çalıştığının da hikayesidir.

bilişim hukuku

NFT Hukuku

NFT’nin hukuki statüsünü anlamak için çıkış noktamız, onun dijital varlıklar evrenindeki yerini doğru bir şekilde tespit etmektir. “Dijital varlık” en genel anlamıyla, dijital bir formatta yaratılabilen ve dağıtımı yapılabilen tüm veri setlerini kapsayan bir şemsiye terimdir. Bilgisayarımızdaki bir Word dosyası, sosyal medya hesabımız veya e-posta adresimiz, bu tanıma giren ve kriptografik olmayan dijital varlıklardır.

Ancak bir dijital varlığın üretim ve dağıtım sürecine kriptografi (şifreleme bilimi) ve dağıtılmış defter teknolojisi (en bilinen örneğiyle blokzinciri) dahil olduğunda, bu varlık bir “kripto varlık” kimliği kazanır. Kripto varlıklar, merkezi bir banka veya devlet gibi bir otoriteye ihtiyaç duymadan, kriptografik yöntemlerle kayıt altına alınan ve üzerinde tasarruf edilebilen verilerdir. NFT’ler, işte bu kripto varlık sınıfının en ilgi çekici ve hukuki açıdan en meydan okuyucu üyelerinden biridir.

Bu evreni daha iyi anlamak için kripto varlıkları en temel teknik ayrımlarına göre sınıflandırmak gerekir:

  • Coin (Kripto Para): Bu varlıklar, kendi bağımsız blokzincirleri üzerinde hayat bulur. Kendi ekosistemlerinin “yerli” para birimleridir. Bitcoin, kendi adını taşıyan blokzincirinde çalıştığı için bir “coin”dir. Ethereum ağının para birimi Ether (ETH) de öyledir. Coinler de kendi içlerinde Bitcoin, Altcoinler (Bitcoin dışındaki tüm alternatif coinler) ve Stable Coinler (değeri ABD Doları gibi itibari paralara veya altına endeklenmiş, istikrarlı olması hedeflenen coinler) olarak çeşitli alt kategorilere ayrılır.
  • Token (Belirteç): Coinlerin aksine, tokenlar kendi blokzincirlerine sahip değildir. Onlar, Ethereum gibi mevcut bir blokzinciri üzerinde “misafir” olarak çalışırlar. Bu, onların bir tür dijital taşıt olduğunu gösterir; bir haktan, bir hizmetten veya bir varlıktan payı temsil edebilirler. Fonksiyonlarına göre sayısız türe ayrılırlar:
    • Menkul Kıymet Tokenları (Security Tokens): Bir şirketteki hisse senedi veya bir borç senedi gibi geleneksel finansal araçları dijital dünyada temsil ederler.
    • Ödeme Tokenları (Payment Tokens): Belirli bir ekosistem içinde mal ve hizmet alımında kullanılırlar.
    • Fayda Tokenları (Utility Tokens): Sahiplerine, belirli bir ağa veya dijital hizmete erişim hakkı ya da o hizmet içinde özel yetkiler tanırlar. Bir nevi dijital bir jeton veya abonelik kartı gibidirler.

İşte bu noktada NFT (Non-Fungible Token – Nitelikli Fikri Tapu), bu kategorizasyonda kendine özgü, devrimci bir yere oturur. Diğer tüm coin ve tokenlar doğaları gereği “misli” (fungible), yani birbiriyle değiştirilebilir varlıklardır. Cebinizdeki bir 100 TL ile arkadaşınızın cebindeki 100 TL arasında hiçbir fark yoktur; birbirlerinin yerine geçebilirler. Aynı şekilde, bir Bitcoin de diğer bir Bitcoin ile aynı değere sahiptir. NFT ise tanımı gereği “misli olmayan” (non-fungible), yani birbiriyle asla değiştirilemeyen, benzersiz bir yapıdadır. Bu eşsizlik, onu ERC-721 gibi özel token standartları sayesinde kazanır. Her bir NFT, parmak izi gibi kendine has bir kimliğe sahiptir.

Bu temel ayrım, NFT’nin neden bir ödeme aracı gibi değil de daha çok bir tapu senedi, bir sanat eserinin orijinallik sertifikası veya koleksiyonluk bir objeye benzediğini anlamak için hayati öneme sahiptir. Onun değeri, temsil ettiği şeyin benzersizliğinden ve kıtlığından gelir.

NFT’lerin Teknik Özellikleri ve Hukuki Etkileri

“Non-fungible token” ifadesinin kısaltması olan NFT, Türkçeye “misli olmayan kripto varlık” veya T.C. Dijital Dönüşüm Ofisi’nin benimsediği daha şiirsel ifadeyle “Nitelikli Fikri Tapu” olarak çevrilebilir. Teknik özünde bir NFT, blokzinciri üzerinde akıllı bir sözleşme tarafından oluşturulan ve iki temel unsuru barındıran benzersiz bir kod satırıdır: Token Kimliği (Token ID) ve bu kimliğin ait olduğu Akıllı Sözleşme Adresi. Bu iki verinin kombinasyonu, evrendeki her bir NFT için mutlak surette tektir ve kopyalanamaz. İşte bu matematiksel gerçeklik, ona “misli olmayan-değiştirilemeyen” sıfatını kazandırır.

NFT’lerin hukuki statüsünü belirlemedeki zorluklar, onun bu kendine has teknik özelliklerinden kaynaklanır. Bu özellikleri dört ana başlıkta inceleyebiliriz:

  • Benzersiz Olma (Uniqueness): Her NFT, blokzincirinde eşsiz bir kod kombinasyonuna sahiptir. Bu, özellikle Ethereum ağındaki ERC-721 standardının bir gereğidir. Bu standartla üretilen her token, diğerlerinden tamamen farklıdır ve birbiriyle takas edilemez. Hukuki açıdan bu, NFT’nin “belirlenebilirlik” unsurunu karşılamasını sağlar. Bir borç ilişkisinde veya bir davada, hangi spesifik NFT’nin konu olduğunu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit etmek mümkündür.
  • İzlenebilir Olma (Traceability): Bir NFT’nin yaratıldığı (“mint” edildiği) andan itibaren geçirdiği tüm el değiştirmeler, blokzinciri üzerinde halka açık, şeffaf ve en önemlisi değiştirilemez bir şekilde kayıt altına alınır. Bu “dijital secere”, bir NFT’nin orijinalliğini ve sahiplik geçmişini (provenance) doğrulamayı inanılmaz derecede kolaylaştırır. Sanat dünyasında yüzyıllardır süren sahtecilik ve köken ispatı sorunlarına radikal bir çözüm sunar. Hukuken bu özellik, mülkiyetin ispatı ve hak sahipliğinin takibi açısından paha biçilmez bir kanıt niteliği taşır.
  • Bölünemez Olma (Indivisibility): Kural olarak bir NFT, daha küçük parçalara ayrılamaz. Tıpkı bir maç biletinin yarısını alamayacağınız gibi, bir NFT’nin de %50’sini satın alamazsınız. Ancak teknoloji ve finansın kesişim noktasında bu kurala bir istisna getirilmiştir: “kesirli (fractional) NFT’ler” (F-NFT). Bu yöntemde, değeri çok yüksek olan bir NFT (örneğin bir CryptoPunk), akıllı bir sözleşme kasasına kilitlenir. Ardından bu kasadaki sahiplik paylarını temsil eden, misli nitelikteki (genellikle ERC-20 standardında) binlerce token oluşturulur. Bu durumda NFT’nin kendisi bölünmez ama ona ilişkin mülkiyet hakkı hisselere ayrılmış olur. Bu anlık dönüşüm, bir NFT’yi potansiyel olarak bir menkul kıymet haline getirebileceği için hukuki statüsünü tamamen değiştirme riski taşır.
  • Programlanabilir Yapıda Olma (Programmability): NFT’ler, statik kod parçaları değildir. Akıllı sözleşmeler üzerine kurulu oldukları için, içlerine çeşitli ek işlevler ve kurallar kodlanabilir. En yaygın örnek, “royalty” (telif) mekanizmasıdır. Bir sanatçı, NFT’sini yaratırken akıllı sözleşmeye şöyle bir komut ekleyebilir: “Bu NFT, gelecekte her satıldığında, satış bedelinin %10’u otomatik olarak benim cüzdanıma gönderilsin.” Bu, sanatçıların eserlerinin ikincil piyasadaki değer artışından ömür boyu pay almalarını sağlayan devrimci bir özelliktir. Hukuken bu, sözleşme özgürlüğünün ve irade muhtariyetinin dijital dünyadaki en güçlü tezahürlerinden biridir.

Karşılaştırmalı Hukukta NFT

NFT’lerin küresel, merkeziyetsiz ve sınır tanımayan doğası, ulusal hukuk sistemleri için ciddi bir meydan okuma oluşturmaktadır. Dünyanın dört bir yanındaki kanun koyucular ve mahkemeler, bu yeni varlık sınıfını mevcut yasal kalıplara nasıl sığdıracaklarını hararetle tartışmaktadır.

  • Avrupa Birliği: MiCA ve MiFID II İkilemi Avrupa Birliği, Kripto Varlık Piyasaları Tüzüğü (MiCA) ile bu alanda en kapsamlı düzenlemeyi yaparak öncü bir rol üstlenmiştir. MiCA, kripto varlıkları geniş bir şekilde tanımlasa da, asıl odak noktası yatırımcıyı korumak ve finansal istikrarı sağlamaktır. Bu nedenle, Tüzük’ün 4. maddesi, “benzersiz ve diğer kripto varlıklarla değiştirilemez” olan varlıkları, yani tipik koleksiyonluk veya sanat NFT’lerini kapsam dışında bırakır. AB kanun koyucusu, tek bir dijital sanat eserini finansal bir enstrüman olarak görmemiştir. Ancak burada çok ince bir çizgi vardır: Büyük seriler halinde (örneğin, 10.000 parçalık bir koleksiyon) çıkarılan veya kesirli hale getirilerek (F-NFT) misli bir nitelik kazanan ve yatırım aracı olarak pazarlanan NFT’ler, bu muafiyetten yararlanamayarak MiCA kapsamına girebilir. Bu durum, NFT projelerinin yapılarına göre farklı hukuki rejimlere tabi olabileceği karmaşık bir manzara ortaya koyar.
  • Birleşik Krallık: Kıta Avrupası’nın aksine, Anglo-Sakson hukuk sisteminin esnekliği, Birleşik Krallık’ın bu yeni teknolojiye daha hızlı adapte olmasını sağlamıştır. Henüz NFT’lere özel bir yasa olmasa da, mahkeme kararları (içtihatlar) hukuki çerçevenin temelini atmaktadır. Bu konuda çığır açan Osbourne v. Persons Unknown davasında, Yüksek Mahkeme, çalınan iki NFT’nin hukuki statüsünü tartışmış ve bunların “eşya” (property) niteliğinde olduğuna ve dolayısıyla mülkiyet hakkı kapsamında korunması gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, dijital varlıkların da fiziksel varlıklar gibi hukuki korumadan yararlanabileceğinin altını çizerek emsal teşkil etmiştir.
  • Lihtenştayn: Öncü “Blockchain Yasası” Küçük bir Avrupa prensliği olan Lihtenştayn, “Token ve Güvenilir Teknoloji Hizmet Sağlayıcısı Kanunu” (TVTG) ile bu alanda en yenilikçi ve ileri görüşlü düzenlemelerden birini yapmıştır. Lihtenştayn, kripto varlıkları türlere ayırmaya çalışmak yerine, hepsini kapsayacak geniş ve esnek bir “token” tanımı getirmiştir. Bu yaklaşıma göre token, içi boş bir “konteyner” gibidir. İçerisine her türlü hak (mülkiyet, alacak, üyelik, hisse senedi vb.) konulabilir. Bu “Token Konteyner Modeli”, bir sanat eserinden bir gayrimenkule kadar her türlü gerçek dünya varlığının tokenize edilerek blokzinciri üzerinde güvenle devredilmesine olanak tanır. Hukuken, token üzerindeki kontrolün sahibi, temsil ettiği hakkın da sahibi olarak kabul edilir. Bu, teknolojinin doğasına uygun, son derece fonksiyonel bir yaklaşımdır.
  • ABD: Amerika Birleşik Devletleri’nde NFT’lere yönelik en büyük hukuki tartışma, Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun (SEC) yetki alanı etrafında dönmektedir. Bir varlığın “menkul kıymet” (security) sayılıp sayılmayacağı, 1946 tarihli bir Yüksek Mahkeme kararından doğan ve “Howey Testi” olarak bilinen kriterlere göre belirlenir. Bu teste göre, bir işlemin yatırım sözleşmesi (dolayısıyla menkul kıymet) sayılabilmesi için dört unsurun bir arada bulunması gerekir: (1) Parasal bir yatırım yapılması, (2) ortak bir girişimin varlığı, (3) kâr beklentisi ve (4) kârın başkalarının çabalarından elde edilmesi. Tekil bir sanat eserini temsil eden ve koleksiyon amacıyla alınan bir NFT, genellikle bu testi geçmez. Ancak, bir projenin değerinin artacağı vaadiyle fon toplamak için satılan, sahiplerine pasif gelir vaat eden veya F-NFT şeklinde parçalara ayrılarak satılan NFT projeleri, SEC’in radarına girmektedir. Nitekim SEC’in, Bored Ape Yacht Club (BAYC) projesinin yaratıcısı Yuga Labs hakkında bu temelde bir soruşturma başlatması, bu testin ne kadar ciddiye alındığını göstermektedir.
  • Çin: Çin, Batı’dan tamamen farklı bir yol izleyerek kripto varlıklara karşı genel olarak kısıtlayıcı bir tutum sergilemektedir. Kripto para ile ödeme yapmak yasaktır ve NFT’lerin spekülatif bir yatırım aracı olarak kullanılmasına izin verilmemektedir. Ancak Çin, teknolojiyi tamamen yasaklamak yerine, onu kendi kontrolündeki, devlet destekli BSN-DDC ağı üzerinden yeniden şekillendirmiştir. Bu kapalı devre sistemde, NFT’ler (DDC olarak adlandırılır) kripto para yerine itibari para (yuan) ile alınıp satılır ve ikincil piyasa işlemleri ciddi şekilde kısıtlanmıştır. Bu, inovasyonu devlet kontrolünde tutma ve finansal istikrarı koruma amacını güden tipik bir Çin modelidir.

Türk Hukukunda NFT

Türkiye, kripto varlık sahipliği oranlarında dünyada ilk sıralarda yer almasına rağmen, NFT’ler ve genel olarak kripto varlıklar hakkında kapsamlı bir yasal düzenlemeden henüz yoksundur. Mevcut düzenlemeler, konuyu hukuki bir statüye oturtmaktan çok, belirli alanları kısıtlamaya yöneliktir.

Bu alandaki en önemli metin, 16 Nisan 2021 tarihli “Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik”tir. Bu yönetmelik, kripto varlıkları “gayri maddi varlıklar” olarak tanımlamış ve ödemelerde doğrudan veya dolaylı olarak kullanılmasını yasaklamıştır. Ancak bu “gayri maddi varlık” tanımı, hukuki bir sınıflandırmadan çok, muhasebesel bir terimdir ve NFT’nin mülkiyet, miras veya haciz gibi hukuki işlemlere konu olup olamayacağına dair temel soruyu cevapsız bırakmaktadır.

Diğer önemli adım ise, Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun, kripto varlık hizmet sağlayıcılarını yükümlü listesine dahil etmesidir. Bu düzenleme, platformları “Müşterini Tanı” (KYC) gibi prosedürleri uygulamakla yükümlü kılarak finansal denetimi artırmayı amaçlamaktadır. Ancak bu da konunun özüne, yani bir NFT’nin hukuki kimliğine dokunmamaktadır.

Peki, Türk hukuku bir NFT’yi ne olarak görmektedir? Mevcut yasal boşlukta, bu sorunun cevabını yerleşik hukuk kategorileri içinde aramak zorundayız.

NFT’nin Hukuki Kimliği

  • a) NFT Bir “Eşya” Sayılabilir mi? Türk Medeni Kanunu’na göre bir varlığın “eşya” olarak kabul edilebilmesi ve mülkiyet hakkına konu olabilmesi için bazı unsurları taşıması gerekir: kişilik dışı olma, belirli (sınırlandırılmış) olma, üzerinde hakimiyet kurulabilme ve ekonomik bir değer taşıma. NFT, bu unsurların çoğunu rahatlıkla karşılar: Kişilik dışı olduğu açıktır. Benzersiz token kimliği sayesinde belirli ve diğer varlıklardan ayrıştırılmış durumdadır. Kişiye özel gizli anahtar (private key) aracılığıyla üzerinde mutlak bir hakimiyet kurulabilir. Ve piyasada bir karşılığı olduğu için ekonomik bir değere sahiptir.

Ancak en tartışmalı ve kilit unsur, “maddi olma” (cismanilik) şartıdır. Hukuk doktrinindeki hakim görüş, Medeni Kanun’un eşya kavramı için zımnen de olsa fiziksel, elle tutulur bir varlığı aradığını kabul eder. Bu katı ve dar yorum benimsenirse, tamamen dijital bir koddan ibaret olan NFT’nin eşya sayılması ve mülkiyet hukuku korumasından yararlanması mümkün olmaz. Bu, çalınan bir NFT’nin geri alınamayacağı, miras yoluyla devredilemeyeceği veya borç için haczedilemeyeceği gibi son derece sakıncalı sonuçlar doğurur.

Fakat bu dar yoruma karşı güçlü argümanlar bulunmaktadır. Öncelikle, Medeni Kanun’da eşyanın mutlaka maddi olması gerektiğine dair açık bir hüküm yoktur. İkinci ve daha önemlisi, TMK m. 762, edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetine girmeyen “doğal güçleri” (örneğin elektrik, su, gaz gibi) taşınır mülkiyeti hükümlerine tabi tutmuştur. Fiziksel olarak “elle tutulamayan” ancak kontrol altına alınabilen ve ekonomik değeri olan bu gayri maddi varlıklar eşya gibi kabul ediliyorsa, aynı mantıkla blokzinciri üzerinde kontrol altına alınmış, benzersiz ve ekonomik değere sahip NFT’ler için de benzer bir kıyas yoluyla eşya hükümlerinin uygulanması pekala savunulabilir.

Kanaatimizce, teknolojinin getirdiği bu yeni gerçeklik karşısında hukukun “maddi olma” unsurunu, fonksiyonel bir bakış açısıyla geniş yorumlaması veya kanun koyucunun dijital varlıkları açıkça eşya statüsüne dahil eden bir düzenleme yapması, en isabetli ve adil çözüm olacaktır.

  • b) NFT Bir “Eser” midir? NFT’lerin sıklıkla dijital sanatla anılması, onların Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) kapsamında bir “eser” olup olmadığı sorusunu gündeme getirir. FSEK’e göre bir fikri ürünün eser sayılabilmesi için iki temel şartı taşıması gerekir: sahibinin hususiyetini (özgünlüğünü, yaratıcılığını) taşıması ve kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dahil olması.

Burada kritik ayrım, NFT’nin kendisi (kod varlığı) ile ona eklenen dijital varlık (resim, müzik, video vb.) arasındadır. Eklenen varlık, pekala bir eser niteliği taşıyabilir. Ancak tartışma konusu olan, NFT’nin kendisinin, yani o benzersiz kodun bir eser olup olmadığıdır. NFT’nin kod varlığı, ERC-721 gibi standart bir protokole göre, genellikle otomatik olarak oluşturulur. Bu süreç, yaratıcısının kişisel, entelektüel ve estetik bir çabasını, yani “hususiyet” unsurunu içermez. Bu nedenle, NFT’nin kod varlığı tek başına bir eser olarak kabul edilemez. NFT’nin fikri mülkiyet alanındaki asıl fonksiyonu, bir eserin kendisi olmak değil, bir eserin orijinallik ve sahiplik kanıtı olarak hizmet etmektir.

Unutulmamalıdır ki, bir NFT’nin satın alınması, ona ekli eserin telif haklarının da alındığı anlamına gelmez. FSEK, mali hakların devrinin yazılı şekilde yapılmasını ve devredilen hakların tek tek sayılmasını zorunlu kılar. Mevcut akıllı sözleşmeler bu şekil şartını sağlamadığından, fikri hakların devri için ayrı, geleneksel bir sözleşme yapılması gerekmektedir.

  • c) NFT Bir Sermaye Piyasası Aracı mıdır? Bir NFT projesi, eğer yatırımcılardan fon toplayıp, bu fonları projenin değerini artırmak için kullanmayı ve yatırımcılara başkalarının emeğiyle bir kâr getirmeyi vaat ediyorsa, ABD hukukundaki “Howey Testi” kriterlerini karşılayarak bir “yatırım sözleşmesi” olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla, her NFT bir yatırım sözleşmesi olmasa da, projenin yapısına, pazarlanma şekline ve vaatlerine göre bazı NFT’ler Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) denetimine tabi hale gelebilir. Özellikle F-NFT’ler, doğaları gereği bu kategoriye girmeye çok daha yakındır.

bilişim hukuku

Sonuç

NFT’ler, mülkiyetten sanata, finanstan hukuka kadar pek çok alanda devrimsel bir potansiyel taşımaktadır. Ancak bu potansiyelin tam olarak hayata geçebilmesi, üzerine inşa edileceği sağlam ve öngörülebilir bir hukuki altyapının varlığına bağlıdır. Mevcut durumda, hem küresel ölçekte hem de özellikle Türkiye’de ciddi bir hukuki boşluk ve belirsizlik hakimdir. Bu belirsizlik, yatırımcılar için risk, girişimciler için engel ve hukukçular için bir muamma yaratmaktadır.

Türk hukuku açısından atılması gereken en acil ve temel adım, NFT’lerin ve genel olarak dijital varlıkların hukuki niteliğinin net bir şekilde tanımlanmasıdır. Bu varlıkların fonksiyonel özellikleri ve sağladığı mutlak hakimiyet imkanı göz önüne alındığında, Medeni Kanun’daki “maddi olma” unsurunun teknolojik gelişmelere uygun olarak geniş yorumlanması veya özel bir kanuni düzenleme ile “eşya” statüsüne kavuşturulması en doğru yaklaşım olacaktır. Bu, onların alım-satım, miras, haciz gibi temel hukuki işlemlere güvenli bir şekilde konu olmasını sağlayacaktır.

Bununla birlikte, akıllı sözleşmelerin hukuki geçerliliği ve şekil şartları, dijital ortamda tüketici haklarının nasıl korunacağı, fikri mülkiyet haklarının blokzinciri üzerinden devrinin kolaylaştırılması ve uluslararası nitelik taşıyan uyuşmazlıkların çözüm mekanizmaları gibi konularda da özel düzenlemelere acilen ihtiyaç duyulmaktadır.

Kanun koyucunun “bekle ve gör” yaklaşımı yerine, teknolojinin dinamiklerini anlayan, yasaklayıcı değil düzenleyici ve yenilikçiliği teşvik edici bir perspektifle proaktif adımlar atması, Türkiye’nin bu yeni dijital ekonomide hak ettiği yeri alması için kritik öneme sahiptir. Mahkeme salonlarından çıkacak emsal kararlar bu yolda ışık tutsa da, asıl ve kalıcı çözüm, meclisten çıkacak kapsamlı, dengeli ve geleceğe dönük bir “Dijital Varlıklar Kanunu”nda yatmaktadır. Aksi takdirde, teknoloji ilerlemeye devam ederken, hukuk geride kalmanın ve anlamsızlaşmanın riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Av. Efehan Mihai ERGİNER

Güncel Yazılar