Mirasın Hükmen Reddi Davası
·

Mirasın Hükmen Reddi Davası (2025)

Miras hukuku, bir gerçek kişinin ölümüyle birlikte özel hukuk ilişkilerinin ve malvarlığı değerlerinin akıbetini düzenleyen, medeni hukukun en temel ve köklü alanlarından biridir. Türk hukuk sisteminin de temelini oluşturan Roma-Cermen hukuk ailesinde, mirasın mirasçılara intikali “külli halefiyet” ilkesine dayanır. Bu ilke, mirasbırakanın ölümüyle birlikte tereke olarak adlandırılan malvarlığı bütününün, herhangi bir devir işlemine veya irade beyanına ihtiyaç duyulmaksızın, kanun gereği bir bütün halinde yasal ve atanmış mirasçılara geçmesini ifade eder. Mirasçılar, bu ilke uyarınca murisin sadece haklarına ve alacaklarına değil, aynı zamanda borçlarına da halef olurlar.

Bu kendiliğinden geçişin en önemli ve bir o kadar da ağır sonucu, mirasçıların tereke borçlarından yalnızca tereke malvarlığı ile sınırlı olarak değil, aynı zamanda kendi kişisel malvarlıkları ile de sınırsız ve müteselsilen sorumlu hale gelmeleridir. Bu durum, mirasçıları, beklemedikleri ve belki de içeriğinden haberdar dahi olmadıkları bir borç yükü ile karşı karşıya bırakma potansiyeli taşır.

Mirasın Hükmen Reddi Davası

adagio hukuk miras hukuku

Mirasın Reddi

Kanun koyucu, külli halefiyet ilkesinin mirasçılar aleyhine doğurabileceği bu ağır mali riskleri dengelemek amacıyla “mirasın reddi” müessesesini ihdas etmiştir. Mirasın gerçek reddi olarak da bilinen bu kurum, mirasçılara, terekeyi borç ve alacaklarıyla bir bütün olarak kabul etmeme ve mirasçılık sıfatından feragat etme imkânı tanır. Mirasçılar, yasal süre içerisinde yapacakları tek taraflı bir irade beyanıyla bu sorumluluktan bütünüyle kurtulabilirler.

Ancak öyle durumlar vardır ki, mirasbırakanın geride bıraktığı terekenin durumu o kadar bariz bir şekilde borca batıktır ki, herhangi bir makul mirasçının bu mirası kabul etmeyeceği hayatın olağan akışına ve genel yaşam tecrübelerine tamamen uygundur. İşte bu gibi durumlarda kanun koyucu, mirasçıları ayrıca bir ret beyanında bulunma külfetinden dahi kurtaran, onları pasif kalarak koruyan özel ve istisnai bir düzenleme öngörmüştür: mirasın hükmen reddi.

Mirasın Hükmen Reddi

Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 605. maddesinin ikinci fıkrası, bu özel durumu şu şekilde düzenlemektedir: “Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.”. Bu hüküm, maddede belirtilen şartların varlığı halinde, mirasçıların suskun kalmasını ret yönünde bir irade beyanı olarak kabul eden, aksi ispatlanabilir yasal bir karine tesis etmektedir. Bu düzenlemenin temel amacı, borca batık olduğu ilk bakışta anlaşılan bir terekenin borçlarından dolayı mirasçıların kişisel sorumluluğuna gidilmesini daha en başından engellemektir. Bu kurum, uygulamada sıklıkla başvurulan, kendine özgü şartları ve hukuki sonuçları olan son derece önemli bir müessesedir.

Mirasın Hükmen Reddinin Hukuki Niteliği

TMK m. 605/2’de yer alan “miras reddedilmiş sayılır” ifadesinin, mirasın geçişine egemen olan külli halefiyet ilkesi karşısındaki konumu, doktrinde iki temel görüş etrafında tartışılmaktadır.

Birinci görüşe göre, kanun koyucu bu hükümle birlikte külli halefiyet kuralına mutlak bir istisna getirmiştir. Bu yorumu savunan hukukçulara göre, mirasbırakanın ölüm anında ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, tereke mirasçılara hiçbir şekilde, geçici olarak dahi intikal etmez. Bu durumda mirasçılık sıfatı, ancak mirasçıların mirası kabul ettiklerine yönelik açık veya örtülü bir irade beyanında bulunmaları ile kazanılabilir. Bu yaklaşımın temel mantığı, hayat tecrübelerine göre zaten reddedileceği neredeyse kesin olan borca batık bir terekenin, mirasçılara kanunen intikal ettirilmesinin gereksiz ve anlamsız olduğu düşüncesine dayanır.

İkinci ve doktrinde ağırlıklı olarak kabul gören, Yargıtay kararlarında da istikrarla benimsenen yoruma göre ise, TMK m. 605/2 külli halefiyet ilkesine bir istisna teşkil etmez. Bu görüş uyarınca, hükmen ret şartları gerçekleşmiş olsa dahi, miras genel kurala uygun olarak ölüm anında bir bütün halinde ve kendiliğinden mirasçılara intikal eder. Ancak bu intikal, nihai ve kesin bir kazanım değildir; adeta “askıda” bir kazanmadır. Mirasçılar bu geçici kazanım durumunda sessiz kaldıkları takdirde, kanuni karine işler ve mirası reddettikleri varsayılır. Şayet mirası kesin olarak iktisap etmek isterlerse, bu yöndeki iradelerini açık veya zımni bir kabul davranışı ile ortaya koymaları gerekir. Bu yorum, bir mirasçının, mirasbırakanın manevi hatırasına saygı göstermek veya aile borçlarını kişisel olarak üstlenmek gibi şahsi nedenlerle borca batık bir mirası kabul etme ihtimalini de dışlamaz. Ayrıca, bu yaklaşımın en önemli pratik faydası, terekenin kısa bir an için dahi olsa “sahipsiz” kalmasını önleyerek, terekenin korunması ve yönetimi için gerekli acil tedbirlerin alınabilmesine olanak tanımasıdır. Bu sebeplerle, ikinci yorumun benimsenmesi hukuki güvenlik ve pratik ihtiyaçlar açısından daha isabetli görünmektedir.

Mirasın Kabulü

TMK m. 605/2’de düzenlenen ret karinesi, adi bir karine olduğundan, mirasçılar tarafından aksi ispatlanabilir niteliktedir. Mirasçıların sessiz kalması ret anlamına gelirken, belirli fiil ve beyanları bu karineyi çürüterek mirası kesin olarak kazandıklarını gösterir. Bu durumda mirasçılar, geçici mirasçılık statüsünden çıkarak kesin ve nihai mirasçı sıfatını kazanırlar.

Açık Kabul Beyanı

Hükmen reddedilmiş sayılan bir mirasın açıkça kabulü, herhangi bir şekil şartına tabi kılınmamıştır. Mirasçının, mirası kabul etme yönündeki iradesini tereddüde yer bırakmayacak netlikte sözlü veya yazılı olarak ortaya koyması yeterlidir. Bu kabul beyanının hangi merciye yöneltilmesi gerektiği hususunda doktrinde farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüşe göre bu beyan, tıpkı ret beyanı gibi, mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine yapılabileceği gibi, diğer mirasçılar veya tereke alacaklıları gibi menfaati bulunan üçüncü kişilere de yöneltilebilir. Diğer bir görüş ise, hukuki güvenlik ve ispat kolaylığı ilkeleri gereğince, bu beyanın da sulh hukuk mahkemesine bildirilmesi gerektiğini savunur. Kanunda bu konuda bir boşluk bulunmakla birlikte, ileride doğabilecek ispat sorunlarını bertaraf etmek adına kabul beyanının mahkemeye bir dilekçe ile sunulması veya tutanağa geçirilmesi en sağlıklı yoldur. Bu beyan mahkemeye ulaştığı andan itibaren geri alınamaz hukuki sonuçlar doğurur. Ancak, iradeyi sakatlayan hata, hile veya ikrah gibi hallerin varlığı ispatlandığı takdirde, genel hükümler çerçevesinde kabul beyanının iptali talep edilebilir.

Zımni (Örtülü) Kabul Oluşturan Davranışlar

Mirasçı, mirası kabul ettiğini açıkça beyan etmese dahi, tereke üzerinde gerçekleştirdiği bazı fiillerle bu iradesini zımnen ortaya koymuş sayılabilir. Bu durum, TMK m. 610/2’de düzenlenmiştir: “Ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı, mirası reddedemez.”. Bu hüküm, lafzında “ret süresi” ifadesi geçse de, hükmen ret durumunda da kıyasen uygulanır. Hükmen rette belirli bir ret süresi olmadığından, bu tür fiillerin makul bir süre içerisinde yapılması kabul iradesini göstermeye yetecektir.

Kabul anlamına gelen davranışlara örnek olarak şunlar gösterilebilir:

  • Terekeye dahil bir taşınmazı satmak, kiraya vermek veya üzerinde ipotek tesis etmek.
  • Mirasbırakana ait banka hesabından para çekmek veya terekedeki menkul bir malı kişisel kullanımı için zimmetine geçirmek.
  • Mirasçılık sıfatına dayanarak tenkis, istihkak veya muris muvazaası gibi davalar açmak.
  • Tereke alacaklarını tahsil etmek ve bu bedelleri kişisel harcamaları için kullanmak.

Buna karşılık, terekenin korunmasına ve değerinin düşmesinin engellenmesine yönelik zorunlu ve olağan yönetim işleri, kabul olarak yorumlanmaz. Örneğin:

  • Terekenin pasifini ve aktifini öğrenmek amacıyla defter tutmak veya araştırma yapmak.
  • Zamanaşımı süresini kesmek amacıyla bir dava açmak veya icra takibi başlatmak.
  • Mirasbırakanın evinin çatısının akması üzerine acil tamirat yaptırmak veya bozulan zirai ürünleri acilen satmak.

Yargıtay’ın istikrar kazanmış içtihatlarında, mirasçının Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (Emekli Sandığı, SSK veya Bağ-Kur) dul veya yetim aylığı bağlatması, terekeyi kabul anlamına gelen bir davranış olarak nitelendirilmemektedir. Zira bu aylıklar, terekeye dahil bir malvarlığı değeri olmayıp, sigortalının ve hak sahiplerinin kanundan doğan şahsi ve anayasal bir sosyal güvenlik hakkıdır. Önemle belirtmek gerekir ki, mirası zımnen kabul teşkil eden bir fiili gerçekleştiren mirasçının bu eylemi, yalnızca kendisi açısından hukuki sonuç doğurur ve diğer mirasçıların hükmen ret durumunu etkilemez.

Mirasın Hükmen Reddedilmiş Sayılmasının Maddi Şartları

TMK m. 605/2’de düzenlenen ret karinesinin devreye girebilmesi için iki temel şartın bir arada ve kümülatif olarak gerçekleşmiş olması zorunludur: Bunlar; mirasbırakanın ölüm anı itibarıyla borçlarını ödemekten aciz olması ve bu ödemeden aciz durumunun ya açıkça belli olması ya da resmen tespit edilmiş olmasıdır.

Mirasbırakanın Ölüm Anında Ödemeden Aciz Olması

Eski Medeni Kanun’da yer alan “terekenin borca müstağrak olması” ifadesi yerine, kaynak İsviçre Medeni Kanunu’na uygun olarak “mirasbırakanın ödemeden aczi” kavramı getirilmiştir. Teknik olarak “ödemeden acizlik”, bir borçlunun vadesi gelmiş para borçlarını, sahip olduğu likit ödeme araçlarının yetersizliği nedeniyle sürekli olarak ödeyememe durumudur. “Borca batıklık” ise, bir kişinin malvarlığının pasiflerinin (borçlarının) aktiflerinden (malvarlığı değerlerinden) fazla olmasını ifade eden bir bilanço durumudur.

Doktrinde, bu iki kavramın İcra ve İflas Hukuku’nda farklı anlamlar taşıdığı ve TMK m. 605/2’de asıl kastedilenin teknik anlamda “borca batıklık” olduğu savunulsa da, uygulamada ve baskın görüşe göre, hükmen reddin mirasçıyı koruma amacı göz önüne alındığında her iki durumun da bu madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Zira nihai amaç, mirasçıyı kendisine ekonomik bir fayda sağlamayacak, aksine onu kişisel malvarlığıyla sorumlu kılacak bir terekenin yükünden kurtarmaktır. Önemli olan, mirasbırakanın ölüm tarihi itibarıyla tereke pasifinin aktifinden fazla olması veya mevcut borçlarını çevirebilecek likiditeye sahip olmamasıdır. Geçici bir nakit sıkışıklığı, ödemeden aciz hali olarak kabul edilemez. Bu durumun tespiti, somut olayın özelliklerine göre, tarafların sunacağı deliller (ticari defterler, banka kayıtları, haciz tutanakları, tanık beyanları vb.) çerçevesinde mahkeme tarafından takdir edilecektir.

Ödemeden Aciz Halinin “Açıkça Belli” veya “Resmen Tespit Edilmiş” Olması

Ret karinesinin işlemesi için murisin sadece ödemeden aciz olması tek başına yeterli değildir; bu durumun dış dünyadan da kolaylıkla anlaşılabilir olması gerekir. Kanun bu gerekliliği iki alternatifli bir koşul olarak düzenlemiştir:

  • Açıkça Belli Olma: Bu unsur, ödemeden aciz durumunun özel bir araştırma veya uzmanlık gerektirmeksizin, basit bir gözlemle veya mirasbırakanın sosyal ve ticari çevresindeki üçüncü kişiler tarafından genel olarak biliniyor olması anlamına gelir. Hakkında sürekli icra takipleri yapılması, malvarlığına hacizler konulması, piyasada ticari itibarını tamamen yitirmiş olması, alacaklıların sürekli olarak kapısına dayanması gibi durumlar, aczin “açıkça belli” olduğuna karine teşkil eder. Ancak, mirasbırakan itibarını korumak amacıyla mali durumunu ustalıkla gizlemişse ve bu durum sadece mirasçılar tarafından ölümünden sonra yapılan detaylı bir araştırma ile ortaya çıkarılmışsa, “açıkça belli olma” şartı gerçekleşmiş sayılmaz. Çünkü bu karinenin temelinde, mirasçıların bu durumu bilerek hareket ettikleri varsayımı yatar.
  • Resmen Tespit Edilmiş Olma: Bu durum, ödemeden aciz halinin bir kamu makamı tarafından resmi bir belge veya kararla saptanmış olmasını ifade eder. Mirasbırakanın sağlığında hakkında iflas kararı verilmiş olması, aleyhine yapılan icra takibi neticesinde alacaklıya kesin aciz vesikası verilmiş olması veya mahkemece konkordato mühleti tanınmış olması gibi haller, aczin resmen tespit edildiğinin en net örnekleridir. Bu tür resmi kayıtlar, hem mirasçılar hem de alacaklılar için durumun kolayca öğrenilmesini sağlar.

Her iki şartın da mirasbırakanın ölüm anı itibarıyla mevcut olması esastır. Ölümden sonra ortaya çıkan bir durum veya yapılan bir tespit, ancak ölüm anındaki durumu yansıtıyorsa delil niteliği taşıyabilir.

Hükmen Ret Durumunun Tespiti ve İleri Sürülme Biçimleri

Hükmen ret, şartları oluştuğu anda kanun gereği kendiliğinden sonuç doğurur. Mirasçıların bu durumu ayrıca bir mahkemeye beyan etme zorunluluğu yoktur. Ancak hukuki belirsizliği ortadan kaldırmak ve tereke alacaklılarına karşı ispat gücü yüksek bir delil elde etmek amacıyla, mirasçılar bu durumun tespitini mahkemeden talep edebilirler.

Tespit Davası Yoluyla Hukuki Durumun Belirlenmesi

Mirasın hükmen reddedildiğinin tespiti davası, niteliği gereği herhangi bir hak düşürücü süreye veya zamanaşımına tabi değildir. Ancak bu hakkın, dürüstlük kuralına aykırı olacak şekilde, olaylarla çelişerek yıllar sonra kullanılması hukuk düzeni tarafından korunmaz. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, bu tespit davası tereke alacaklılarına karşı, yani husumet onlara yöneltilerek açılmalıdır. Davada görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesi değil, genel görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise genel yetki kuralı uyarınca davalının, yani alacaklının yerleşim yeri mahkemesidir.

Bir Dava veya Takipte İtiraz Olarak İleri Sürülmesi

Mirasçılar, hükmen ret durumunu, tereke alacaklıları tarafından kendilerine karşı açılmış bir alacak davasında veya başlatılmış bir icra takibinde bir savunma mekanizması olarak da ileri sürebilirler. Bu savunma, hukuki niteliği itibarıyla bir “itiraz”dır. Bu durumun pratik sonucu, bunun davanın her aşamasında ileri sürülebilmesi ve hâkim tarafından resen (kendiliğinden) dikkate alınması gerekmesidir. Bir alacak davasında ileri sürüldüğünde, mahkeme hükmen ret şartlarının var olup olmadığını aynı dava içinde bir ön sorun olarak inceler ve karara bağlar. Eğer mirasçı aleyhine ilamsız icra takibi başlatılmışsa, mirasçı ödeme emrine itiraz ederken terekenin borca batık olduğunu ve mirası hükmen reddetmiş sayıldığını belirtebilir. Bu itiraz üzerine takip durur. Alacaklı itirazın kaldırılması veya iptali için dava açtığında, bu husus mahkeme tarafından değerlendirilir.

Mirasın Hükmen Reddinin Doğurduğu Hukuki Sonuçlar

Mirasın hükmen reddedilmiş sayılmasının en temel ve birincil sonucu, mirasçının mirasçılık sıfatını kaybetmesi, tereke borçlarından kişisel malvarlığıyla sorumlu olmaktan kurtulması ve buna karşılık terekenin aktifi üzerinde de herhangi bir hak iddia edememesidir.

Terekenin İflas Hükümlerine Göre Tasfiyesi

Hükmen ret halinde, en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından mirasın reddedilmiş olduğu duruma benzer bir sonuç ortaya çıkar. Bu durumda, TMK m. 612 uyarınca, tereke, mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi tarafından iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Mahkeme, tasfiye işlemlerini yürütmek üzere bir veya birkaç tasfiye memuru atayabilir. Tasfiye sürecinde tereke malvarlığı paraya çevrilir, öncelikle tasfiye masrafları karşılanır ve ardından kalan meblağ, alacaklılara alacaklarının sırasına ve oranına göre paylaştırılır. Mirasçılardan herhangi biri, tasfiye sürecinde mirası kabul ettiğini beyan edip tereke borçlarının ödeneceğine dair yeterli bir teminat gösterirse, tasfiye durdurulabilir.

Mirasçıların Sınırlı ve Özel Sorumluluğu (TMK m. 618)

Mirasın reddi, mirasçıları her durumda mutlak bir sorumsuzluğa kavuşturmaz. TMK m. 618, alacaklıları korumak ve muvazaalı işlemlerle mal kaçırılmasını önlemek amacıyla özel bir sorumluluk hali düzenlemiştir. Bu hükme göre, ödemeden aciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, mirasbırakanın ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşımında denkleştirmeye tabi olacak nitelikteki kazandırmalardan, alacaklılara karşı sorumlu olmaya devam ederler. Örneğin, bir mirasçıya bağışlanan ev veya nakit para bu kapsama girebilir. Ancak olağan eğitim giderleri, alışılmış ölçülerdeki çeyiz masrafları ve ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi amacıyla yapılan bağışlar bu sorumluluğun dışındadır. Bu sorumlulukta, iyiniyetli mirasçılar sadece geri verme zamanında ellerinde kalan zenginleşme miktarıyla sorumlu tutulurken, kötüniyetli mirasçılar aldıkları değerin tamamından sorumlu olurlar. Bu özel sorumluluk hükmü, hem gerçek ret hem de hükmen ret durumunda uygulama alanı bulur.

Mirasın Hükmen Reddi Davası Görevli Mahkeme

Mirasın hükmen reddedildiğinin tespiti amacıyla açılacak davada görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi‘dir. Mirasın gerçek reddi beyanı Sulh Hukuk Mahkemesine yapılsa da, hükmen reddi davası bu durumdan farklıdır. Hükmen ret, kanun gereği kendiliğinden sonuç doğurur ve mirasçının ayrıca bir ret beyanında bulunması zorunlu değildir. Ancak mirasçılar, bu hukuki durumu alacaklılara karşı ispatlamak ve kesinleştirmek amacıyla bir tespit davası açabilirler. Bu dava, tek taraflı bir irade beyanı niteliği taşımayıp, tereke alacaklılarına husumet yöneltilerek açılan çekişmeli bir yargılama faaliyetidir. Davanın bu çekişmeli niteliği ve konusunun bir hukuki durumun tespitine yönelik olması sebebiyle görevli mahkeme, genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi olarak belirlenmiştir.

Mirasın Hükmen Reddi Davası Yetkili Mahkeme

Mirasın hükmen reddedildiğinin tespiti davasında yetkili mahkeme, genel yetki kuralı uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Bu dava, mirasçılar tarafından tereke alacaklılarına karşı açılan çekişmeli bir tespit davasıdır. Bu nedenle, davanın mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesinde açılması gerekmez. Yetki, davanın yöneltildiği alacaklının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri (ikametgâhı) tarafından belirlenir. Eğer birden fazla alacaklıya karşı dava açılıyorsa, davacının seçimine göre, bu davalılardan herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesinde davanın açılması mümkündür.

Mirasın Hükmen Reddi Davası Harcı : 2025

Mirasın hükmen reddi davası harcı maktu harca tabidir. UYAP portal sorgulamasına göre güncel olarak dava açılış masraf ve harcı 3.868,80 TL görünmektedir.

mirasın hükmen reddi davası harç ve masrafı

Mirasın Hükmen Reddi Davası Avukatlık Ücreti : 2025

Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 2/2-10 uyarınca mirasın hükmen reddi davası için avukata ödenecek ücretin asgari tutarı 30.000,00 TL‘dir.

Adagio blog etiketi Danışmanlık

Sonuç

Mirasın hükmen reddi, Türk Medeni Kanunu’nun benimsediği külli halefiyet ilkesinin, mirasçılar için yaratabileceği adil olmayan ve ağır sonuçları bertaraf etmek üzere tasarlanmış, son derece incelikli bir koruma mekanizmasıdır. Mirasbırakanın ölümü anında ödemeden aciz olduğunun “açıkça belli” veya “resmen tespit edilmiş” olması gibi objektif ve sıkı şartlara bağlanması, bir yandan mirasçının menfaatlerini korurken diğer yandan da tereke alacaklıları için öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik sağlama amacını güder. Bu müessese, borca batık olduğu aşikâr bir terekeyi devralmamak için mirasçıyı aktif bir hukuki işlem yapma (ret beyanında bulunma) yükümlülüğünden kurtararak, onun sessizliğini bir hak olarak korur. Bununla birlikte, kanuni karinenin aksinin ispatına, yani mirasın açık veya örtülü olarak kabul edilmesine olanak tanıması, kanun koyucunun mirasçının iradesine nihai olarak saygı duyduğunu da göstermektedir. Hükmen ret durumunun bir tespit davasına konu edilebilmesi veya açılmış bir davada itiraz olarak ileri sürülebilmesi, bu kurumun yargısal denetimini ve adil bir şekilde uygulanmasını temin eder. Netice itibarıyla, mirasın hükmen reddi, miras hukuku pratiğinde hakkaniyeti ve adaleti sağlamaya yönelik, kendine özgü işleyişi ve derinliği olan, vazgeçilmez bir hukuki kurumdur.

Sıkça Sorulan Sorular

Mirasın Hükmen Reddi tam olarak ne anlama geliyor?

Mirasın hükmen reddi, bir mirasbırakanın vefat ettiği anda mal varlığının (aktiflerinin), borçlarını (pasiflerini) karşılayamayacak durumda olduğunun mahkeme kararıyla tespit edilmesidir. Kanun, bu durumda mirasçıların mirası hiç kabul etmemiş sayılacağını bir karine olarak benimser. Yani, mirasçıların ayrıca bir ret beyanında bulunmasına gerek kalmaksızın, borçlardan sorumlu olmayacakları varsayılır. Bu dava, esasen bu yasal varsayımın mahkemece tespitini ve resmileştirilmesini sağlar.

“Gerçek Ret” ile “Hükmen Ret” arasındaki temel fark nedir?

Bu iki kavram sıklıkla karıştırılsa da aralarında önemli farklar bulunur. Mirasın gerçek reddi, mirasçının kendi iradesiyle, terekenin borca batık olup olmadığına bakmaksızın, vefatı öğrendiği tarihten itibaren 3 ay içinde Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak mirası istemediğini beyan etmesidir. Mirasın hükmen reddi ise mirasçının iradesine değil, terekenin borca batık olması olgusuna dayanır. Bu davada 3 aylık bir hak düşürücü süre yoktur ve mirasçının temel iddiası “terekenin zaten en başından beri borca batık olduğu ve bu nedenle kanunen reddedilmiş sayılması gerektiğidir.”

Mirasın hükmen reddi davasını açmak için belirli bir süre var mı? 3 aylık süreyi kaçırdıysam hakkım kaybolur mu?

Hayır, bu dava için kanunda öngörülmüş belirli bir hak düşürücü süre yoktur. Mirasın gerçek reddi için geçerli olan 3 aylık süre, hükmen ret davaları için uygulanmaz. Ancak burada kritik bir nokta vardır: Mirasçının, mirası kabul ettiği anlamına gelecek herhangi bir davranışta bulunmamış olması gerekir. Eğer terekeyi sahiplendiğinize dair işlemler yaparsanız, bu davayı açma hakkınızı kaybedebilirsiniz. Dolayısıyla, süre sınırlaması olmasa da, terekenin durumu öğrenilir öğrenilmez harekete geçmek en sağlıklısıdır.

Hangi davranışlar mirası kabul etmiş sayılmama neden olur?

Yargıtay kararlarına göre, terekenin olağan yönetimi ve murisin işlerinin devamı için zorunlu olan işlemler dışında, terekeyi sahiplenme amacı taşıyan eylemler mirası kabul anlamına gelir. Örneğin; miras kalan bir aracı kendi adınıza tescil ettirmek, murise ait bir banka hesabından kendi adınıza para çekmek, veraset ve intikal vergisi beyannamesi vermek (bu konu tartışmalı olsa da risklidir) veya tereke borçlarını ödemek (baskı altında yapılan cüzi ödemeler hariç) gibi işlemler, ret hakkınızı kaybetmenize yol açabilir.

Mirasın hükmen reddi davasını kime karşı açmalıyım?

Bu dava, hasımsız (davalı göstermeden) açılamaz. Davalı olarak, mirasbırakanın alacaklılarını göstermeniz gerekmektedir. Eğer bilinen birden fazla alacaklı varsa, davayı hepsine karşı yöneltmek en doğru yaklaşımdır. Eğer bilinen bir alacaklı yoksa, bu durum dilekçede izah edilerek mahkemeden ilgili kurumlar aracılığıyla (örneğin bankalar, vergi dairesi) alacaklıların tespit edilmesi talep edilebilir.

Murisin (mirasbırakanın) ne kadar borcu olduğunu tam olarak bilmiyorum. Yine de dava açabilir miyim?

Evet, açabilirsiniz. Zaten bu davanın amaçlarından biri de terekenin aktif ve pasiflerinin tam olarak tespit edilmesidir. Dava sürecinde mahkeme, ilgili bankalara, vergi dairelerine, Sosyal Güvenlik Kurumu’na ve diğer kurumlara müzekkere yazarak murisin mal varlığı ve borç durumunu detaylı bir şekilde araştıracaktır. Sizin başlangıçta bildiğiniz borçları ve alacaklıları dilekçenizde belirtmeniz yeterlidir.

Davayı hangi mahkemede açmalıyım?

Mirasın hükmen reddi (terekenin borca batık olduğunun tespiti) davasında görevli mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesi‘dir. Yetkili mahkeme ise genel kural olarak alacaklıların (davalıların) yerleşim yeri mahkemesidir.

Terekenin borca batık olduğu nasıl ispatlanır?

İspat yükü davayı açan mirasçıdadır. Murisin vefat tarihi itibarıyla terekenin borca batık olduğu her türlü delille ispatlanabilir. Bunlar arasında;

  • İcra takip dosyaları,

  • Bankalardan alınan kredi ve borç dökümleri,

  • Vergi borcu kayıtları,

  • Tapu ve trafik tescil kayıtları (mal varlığının tespiti için),

  • Tanık beyanları,

  • Murisin aciz halinde olduğunu gösteren resmi belgeler (eğer varsa) bulunmaktadır. Mahkeme, bu delilleri toplayarak bir bilirkişi marifetiyle vefat tarihindeki terekenin aktif ve pasif değerlemesini yaptıracaktır.

Kardeşim bu davayı açtı, benim de ayrıca açmama gerek var mı?

Mirasın hükmen reddi kararı, kural olarak sadece davayı açan ve lehine karar verilen mirasçı için sonuç doğurur. Bu nedenle, her bir mirasçının borçlardan kişisel olarak sorumlu olmaması için kendi adına dava açması veya açılan davaya katılması (müdahil olması) en güvenli yoldur. Mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamaktadır.

Dava lehime sonuçlanırsa ne olur? Miras kalan mallara ne olacak?

Mahkemenin, terekenin borca batık olduğuna ve bu nedenle mirasın hükmen reddedilmiş sayılmasına karar vermesi durumunda, siz artık murisin borçlarından kendi şahsi mal varlığınızla sorumlu olmazsınız. Alacaklılar, borçları için size takip yapamazlar. Bu karardan sonra borca batık tereke, Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonucunda borçlar ödendikten sonra geriye bir değer kalırsa, bu değer mirası reddetmemiş gibi hak sahibi olan mirasçılara (yani size) verilir. Ancak uygulamada, borca batık bir terekeden geriye bir değer kalması pek rastlanan bir durum değildir.

Mirasın Hükmen Reddi Dava Dilekçesi Örneği

İZMİR İLGİLİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

DAVACI:

VEKİLİ: Av. Efehan Mihai ERGİNER (Adres antettedir.)

DAVALI:

KONU: Murisin terekesinin borca batık olduğunun ve bu nedenle mirasın Türk Medeni Kanunu’nun 605/2. maddesi uyarınca hükmen reddedilmiş sayıldığının tespiti talebinden ibarettir.

AÇIKLAMALAR:

  1. Müvekkilimizin murisi __________, 30.01.2008 tarihinde vefat etmiştir. Müvekkilimiz, murisin yasal mirasçıları arasında yer almaktadır. (EK-1: Veraset İlamı)

  2. Türk Medeni Kanunu’nun “Hükmen ret” başlıklı 605. maddesinin 2. fıkrası, “Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” hükmünü amirdir. Kanun koyucu bu hükümle, borca batık olduğu aşikâr olan bir terekenin mirasçılara getireceği ağır sorumluluğu önlemek amacıyla bir yasal karine oluşturmuştur.

  3. Somut olayda, TMK m. 605/2’de aranan şartlar tamamen gerçekleşmiştir. Şöyle ki; Muris, vefat ettiği tarih itibarıyla borçlarını ödemekten tamamen aciz durumdaydı. Terekesinin pasifi, aktifinden katbekat fazladır. Murisin uhdesinde herhangi bir gayrimenkul veya kayda değer menkul mal bulunmamakla birlikte; davalı tarafa ve piyasaya _________ TL’yi aşan vadesi gelmiş borcu bulunmaktaydı. Murisin içinde bulunduğu ödemeden aciz hali, sadece ailesi tarafından değil, tüm sosyal çevresi tarafından da bilinen, “açıkça belli” bir durumdaydı. Muris hakkında vefatından önce başlatılmış çok sayıda icra takibi bulunmakta olup, bu takiplerin bir kısmı semeresiz kalmıştır. Bu durum, aczin aynı zamanda “resmen tespit edilmiş” olduğunun da kanıtıdır.

  4. Müvekkilimiz, murisin vefatının ardından terekeye ilişkin hiçbir kabul anlamına gelecek işlem yapmamış; tereke mallarını benimseme, gizleme veya tereke işlerine olağan yönetim dışında karışma gibi davranışlarda bulunmamıştır.

  5. Davalı taraf, muristen olan alacağını müvekkilimizden talep etmiştir. Bu durum karşısında, müvekkilimizin murisin borçlarından sorumlu olmadığının ve mirasın kanun gereği reddedilmiş sayıldığının bir mahkeme kararı ile tespitinde hukuki yarar doğmuştur.

HUKUKİ SEBEP: TMK m. 605/2, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve ilgili sair mevzuat.

DELİLLER:

  • Veraset İlamı

  • Murisin Ölüm Belgesi

  • Murisin MERNİS ve Nüfus Kayıtları

  • Tapu ve Trafik Tescil Müdürlüklerinden alınacak murisin malvarlığına ilişkin kayıtlar

  • Murisin borçlu olduğu icra takip dosyaları (ilgili icra müdürlüklerinden celbini talep ederiz)

  • Tanık Beyanları (Tanık listesi bilahare sunulacaktır)

  • Bilirkişi İncelemesi

  • Yemin ve her türlü yasal delil.

TALEP SONUCU: Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla davamızın kabulü ile;

  1. Müvekkilin murisi ____________’nın 30.01.2008 tarihinde vefatı anı itibarıyla terekesinin borca batık olduğunun TESPİTİNE,

  2. Bu nedenle Türk Medeni Kanunu’nun 605/2. maddesi gereğince MİRASIN HÜKMEN REDDEDİLMİŞ SAYILDIĞININ TESPİTİNE,

  3. Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim.19.08.2025

Davacı Vekili            

Av. Efehan Mihai ERGİNER

Güncel Yazılar