Marka Hakkına Tecavüz Nedeniyle Tazminat Davasında Arabuluculuk Şartı
· ·

Marka Hakkına Tecavüz Nedeniyle Tazminat Davasında Arabuluculuk Şartı

Fikrî mülkiyet hukukunun önemli bir parçası olan marka hukuku, marka sahiplerinin haklarını koruma altına alırken, bu hakların ihlali durumunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüm yollarını da belirler. Özellikle marka hakkına tecavüz nedeniyle tazminat davasında arabuluculuk şartı, usul ekonomisi ve tarafların menfaatleri doğrultusunda alternatif uyuşmazlık çözüm yolları giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, son yıllarda Türk Hukuk Sistemine giren zorunlu arabuluculuk, ticari davalar için bir dava şartı olarak düzenlenmiştir.

Marka Hakkına Tecavüz Nedeniyle Tazminat Davasında Arabuluculuk Şartı ticaret hukuku

Marka Hakkına Tecavüz Nedeniyle Tazminat Davasında Arabuluculuk Şartı

7155 sayılı Kanun’un 20. maddesi, Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 4. maddesi ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri için dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasını bir dava şartı haline getirmiştir. TTK’nın 4. maddesi, fikrî mülkiyet hukukundan kaynaklanan davaların ticari dava niteliğinde olduğunu açıkça belirtmektedir. Bu düzenlemeler ışığında, marka hukukundan doğan tazminat ve sözleşmeye dayalı alacak davalarında da arabuluculuk sürecinin işletilmesi zorunludur. Davacının, dava dilekçesine arabuluculuk sürecinin sonunda anlaşmaya varılamadığına dair son tutanağı eklemesi gerekmektedir.

Terditli Davalarda Arabuluculuk Şartının Değerlendirilmesi

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir durum, tazminat talebinin yanında marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi veya durdurulması gibi taleplerin de aynı dava içerisinde ileri sürülmesidir. Bu gibi durumlarda, yani davaların yığılması halinde, arabuluculuk şartının nasıl uygulanacağı konusunda farklı görüşler ve Yargıtay kararları bulunmaktadır.

Tazminat dışındaki talepler (tecavüzün önlenmesi, durdurulması vb.) için arabuluculuğa başvuru zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, bir miktar paranın ödenmesini içeren bir talebin, tespiti de içeren bir dava ile birlikte açılması durumunda, para alacağına ilişkin talebin zorunlu arabuluculuk niteliğini kaybetmeyeceği Yargıtay tarafından istikrarlı bir şekilde kabul görmekteydi. Bu yaklaşıma göre, tazminat gibi parasal talepler için arabuluculuğa başvurulmadan tecavüzün tespiti veya önlenmesi gibi taleplerle birlikte dava açılması durumunda, davanın usulden reddine karar veriliyordu. Bu durum, doktrinde eleştirilere neden olmuş ve taleplerin ayrıştırılarak arabuluculuk şartına tabi olanlar için davanın usulden reddedilmesi, diğerleri için ise yargılamaya devam edilmesi gerektiği savunulmuştur.

Yüksek mahkemenin güncel kabullerine göre ise, birbiriyle bağlantılı ve bir kısmı dava şartı arabuluculuğa tabi olan taleplerin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini kabul edilmektedir. Bir başka anlatımla alacak veya tazminat taleplerinin yanında tecavüzün durdurulması, önlenmesi veya tespiti gibi taleplerin de bulunduğu davalarda, parasal talepler için arabuluculuğa başvurulmamış olsa dahi davanın reddedilmemesi, tüm taleplerin mahkeme tarafından karara bağlanması gerektiği belirtilmektedir.

Av. Efehan Mihai ERGİNER

Güncel Yazılar