Kullanım Ödüncü Sözleşmesi Nedir?
Hukuki bir müessese olarak sıkça başvurulmasına rağmen, mahiyeti ve hukuki sonuçları itibarıyla kamuoyunda yeterince anlaşılamamış olan Kullanım Ödüncü Sözleşmesi, Türk Borçlar Hukuku sisteminde önemli bir yer işgal etmektedir. Gündelik hayatta bireylerin veya kurumların bir malın bedelsiz olarak bir başkasının kullanımına sunması ihtiyacından doğan bu sözleşme, halk arasında “Ariyet Sözleşmesi” olarak da bilinir.
Yazı İçeriği
Kullanım Ödüncü Sözleşmesi Nedir?
Kullanım Ödüncü Sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 379. maddesinde “ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, sözleşmenin temelini bir malın kullanımının herhangi bir bedel, yani ivaz alınmaksızın geçici bir süreyle devri oluşturmaktadır.
Bu sözleşme, taraflar arasında güvene dayalı bir ilişki neticesinde, genellikle hatır amacıyla kurulur. Örneğin, bir kimsenin tatil süresince kullanması için komşusuna otomobilini bırakması veya bir şirketin fuar standında sergilenmek üzere bir sanat galerisine geçici olarak bir heykeli vermesi, tipik birer kullanım ödüncü uygulamasıdır.
Kullanım Ödüncü Sözleşmesinin Hukuki Niteliği Ve Temel Özellikleri
Kullanım Ödüncü Sözleşmesi’nin hukuki karakteristiğini anlamak, doğuracağı sonuçları öngörebilmek açısından elzemdir.
Rızai Bir Sözleşmedir: Sözleşmenin kurulması için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları yeterlidir. Malın teslimi, sözleşmenin kurulması için değil, ifası için gereklidir.
İvazsız (Bedelsiz) Bir Sözleşmedir: Sözleşmenin en ayırt edici özelliği bedelsiz olmasıdır. Ödünç alan, malın kullanımı karşılığında ödünç verene herhangi bir ücret veya menfaat sağlamaz. Eğer bir bedel kararlaştırılmışsa, bu durumda Kullanım Ödüncü Sözleşmesi’nden değil, Kira Sözleşmesi’nden bahsedilir.
Eksik İki Tarafa Borç Yükleyen Bir Sözleşmedir: Sözleşme kurulduğu anda esasen sadece ödünç veren, malı teslime borçlanır. Ödünç alanın geri verme borcu ise malı teslim aldıktan sonra doğar. Bu yapısıyla, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerden ayrılır.
Sürekli Borç İlişkisi Doğurur: Ödünç verenin, malı sözleşme süresince kullanıma elverişli halde bulundurma yükümlülüğü, bu sözleşmenin ani edimli değil, sürekli bir borç ilişkisi kurduğunu gösterir.
Sözleşmenin Unsurları Ve Tarafların Borçları
Bir Kullanım Ödüncü Sözleşmesi’nin geçerli olabilmesi için gerekli olan temel unsurlar ve bu unsurlara bağlı olarak taraflara düşen yükümlülükler aşağıda detaylandırılmıştır.
Sözleşmenin Tarafları
Ödünç Veren (Ariyet Veren): Sözleşme konusu malın kullanımını karşılıksız olarak devretmeyi taahhüt eden taraftır. Ödünç verenin malik olması şart değildir; mal üzerinde kullandırma yetkisine sahip bir zilyet (örneğin kiracı) de alt kullanım ödüncü sözleşmesi yapabilir.
Ödünç Alan (Ariyet Alan): Malı bedelsiz olarak kullanmak üzere devralan ve süre sonunda iade etme borcu altına giren taraftır.
Ödünç Verenin Borçları
Malı Teslim Etme Borcu: Sözleşmeye uygun olarak, ödünç konusu malı ödünç alanın kullanımına hazır bir şekilde teslim etmekle yükümlüdür.
Ayıptan Sorumluluk: Ödünç verenin ayıptan sorumluluğu, bağışlamadaki sorumluluğa paralel olarak sınırlıdır. TBK m. 382 uyarınca, ödünç veren, ancak hile veya ağır kusuruyla sebep olduğu zararlardan sorumludur.
Olağanüstü Giderleri Karşılama Borcu: Ödünç alanın, malın korunması için yapmak zorunda kaldığı zorunlu ve olağanüstü masrafları, ödünç veren karşılaakla yükümlüdür (TBK m. 384).
Ödünç Alanın Borçları
Amacına Uygun Kullanma Borcu: Ödünç alan, malı sözleşmede belirtilen amaca uygun olarak, eğer bir amaç belirtilmemişse malın niteliğine veya tahsis edildiği amaca göre kullanmak zorundadır. Bu kullanım hakkını, kural olarak ödünç verenin izni olmaksızın başkasına devredemez (TBK m. 381).
Bakım ve Koruma Giderlerini Karşılama Borcu: Malın olağan bakım ve koruma giderleri (örneğin, aracın rutin temizliği, küçük onarımları) ödünç alana aittir (TBK m. 384).
Geri Verme (İade) Borcu: Sözleşme süresinin sonunda veya kullanım amacının gerçekleşmesiyle birlikte, ödünç alan malı aldığı haliyle iade etmekle mükelleftir. Malın olağan kullanım sebebiyle meydana gelen eskime ve bozulmalardan sorumlu tutulamaz (TBK m. 383).
Kullanım Ödüncü Sözleşmesinin Konusu Ne Olabilir?
Kullanım Ödüncü Sözleşmesi’nin konusunu, tüketilemeyen, yani kullanmakla tükenmeyen taşınır veya taşınmaz mallar oluşturabilir. Bir otomobil, bir konut, bir iş makinesi, bir kitap veya bir takı gibi eşyalar bu sözleşmeye konu edilebilir. Tüketime tabi olan misli mallar (para, buğday gibi) ise kural olarak bu sözleşmenin değil, Tüketim Ödüncü (Karz) Sözleşmesi’nin konusunu teşkil eder.
Taşınmaz Ariyet Sözleşmesi Ve Şekil Şartı
Uygulamada en çok merak edilen konulardan biri, bir evin veya bir arazinin bedelsiz kullanımına ilişkin “taşınmaz ariyet sözleşmesi” için resmi bir şekil şartı aranıp aranmadığıdır. Türk Borçlar Kanunu, Kullanım Ödüncü Sözleşmesi için herhangi bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle, sözleşme sözlü olarak dahi kurulabilir. Taşınmaz malların kullanım ödüncüne konu edilmesi durumunda dahi tapuda resmi işlem yapma zorunluluğu yoktur. Ancak, ispat kolaylığı açısından yazılı bir “Bedelsiz Kullanım Sözleşmesi” yapılması her zaman tavsiye edilmektedir.
Araç Kullanım Ödüncü Sözleşmesi Ve Noter İşlemleri
Bir motorlu aracın kullanım ödüncü verilmesi halinde, taraflar arasında yapılacak yazılı bir sözleşme yeterlidir. Ancak, aracın ödünç alan tarafından trafikte sorunsuz kullanılabilmesi, trafik cezaları veya olası kazalarda sorumlulukların netleştirilmesi adına “araç kullanım ödüncü sözleşmesi”nin noter vasıtasıyla yapılması, hukuki güvenliği artıran önemli bir adımdır. Noter onayı, sözleşmedeki imzaların taraflara ait olduğunu tasdik ederek ileride çıkabilecek uyuşmazlıkların önüne geçer.
Kullanım Ödüncü Sözleşmesi İle Kira Sözleşmesi Arasındaki Farklar
Bu iki sözleşme, bir malın kullanımının devri amacını taşıması bakımından benzese de aralarındaki en temel ve kategorik fark “ivaz” yani bedel unsurudur.
Kira Sözleşmesi: Kullanım devri karşılığında “kira bedeli” adı altında bir karşılık alınır.
Kullanım Ödüncü Sözleşmesi: Kullanım devri tamamen karşılıksızdır.
Bu ayrım, vergilendirme, sorumluluk rejimi ve sözleşmenin sona erme halleri gibi birçok hukuki konuda farklı sonuçlar doğurur.
Vergilendirme Meseleleri: Damga Vergisi Ve Gelir Vergisi
Damga Vergisi: Kullanım Ödüncü Sözleşmesi, tanımı gereği bir bedel içermediğinden, Damga Vergisi Kanunu’na göre belli bir parayı ihtiva etmeyen kağıtlar kapsamındadır. Bu nedenle, sözleşmede herhangi bir bedel belirtilmemişse, nispi damga vergisine tabi değildir. Yalnızca maktu damga vergisi söz konusu olabilir.
Gelir Vergisi: Özellikle taşınmazların bedelsiz olarak kullandırılması durumunda Gelir Vergisi Kanunu’nun “emsal kira bedeli” esası devreye girebilir. Kanun, bir malın bedelsiz olarak anne, baba, nine, dede, çocuk, torun ve kardeşler dışındaki kişilere tahsis edilmesi halinde, o malın emsal kira bedeli üzerinden vergi beyanında bulunulmasını zorunlu kılar. Bu hüküm, vergiden kaçınma amacıyla yapılan muvazaalı işlemlerin önüne geçmeyi hedefler. Dolayısıyla, yakın akrabalar dışındaki kişilere yapılan bedelsiz tahsislerde, mal sahibinin gelir vergisi sorumluluğu doğabileceği unutulmamalıdır.
Kullanım Ödüncü Sözleşmesinin Sona Ermesi Ve Feshi
Kullanım Ödüncü Sözleşmesi çeşitli sebeplerle sona erebilir:
Belirli Sürenin Dolması: Sözleşmede belirli bir süre kararlaştırılmışsa, bu sürenin bitimiyle sözleşme kendiliğinden sona erer.
Kullanım Amacının Gerçekleşmesi: Sözleşme belirli bir amacın gerçekleştirilmesi için yapılmışsa (örneğin, bir projenin tamamlanması), bu amaç gerçekleştiğinde sona erer.
Ödünç Alanın Vefatı: TBK m. 385 uyarınca, bu sözleşme kural olarak ödünç alanın kişiliği göz önünde tutularak yapıldığından, ödünç alanın ölümüyle kendiliğinden sona erer.
Sözleşmenin Feshi: Ödünç veren, ödünç alanın malı sözleşmeye aykırı kullanması, kötüleştirmesi veya kendi izni olmaksızın başkasına kullandırması gibi durumlarda sözleşmeyi derhal feshederek malın iadesini talep edebilir. Ayrıca, önceden öngörülemeyen acil bir kendi ihtiyacı doğarsa, ödünç veren sözleşmeyi feshedebilir.
Ayıba karşı tekeffül sorumluluğunun anlaşılabilmesi için öncelikle “ayıp” kavramının ne anlama geldiğinin tespiti elzemdir. Ayıp, satıma konu olan malda, sözleşme uyarınca bulunması gereken veya malın kullanım amacı ve niteliği gereği bulunması beklenen lüzumlu vasıfların bulunmaması ya da malın değerini veya ondan beklenen faydayı önemli ölçüde azaltan veya tamamen ortadan kaldıran eksikliklerdir.
Hukuki ve uygulamadaki tasniflere göre ayıp, çeşitli türlere ayrılmaktadır:
Açık Ayıp: Malın ilk teslim anında, basit bir gözden geçirme ile kolayca fark edilebilecek türden ayıplardır. Örneğin, satın alınan bir mobilyanın ayağının kırık olması veya bir elektronik cihazın kasasında belirgin bir çatlak bulunması açık ayıptır.
Gizli Ayıp: Malın teslimi sırasında yapılan mutat bir muayene ile anlaşılamayan, ancak malın kullanımıyla veya zamanla ortaya çıkan ayıplardır. İkinci el araç satışlarında sıkça karşılaşılan motor arızaları, satın alınan bir konutun tesisat sistemindeki sızıntılar gizli ayıp örnekleridir.
Maddi Ayıp: Malın fiziki yapısından kaynaklanan bozukluk, kırıklık, eksiklik gibi ayıplardır.
Hukuki Ayıp: Malın kullanımını sınırlayan veya engelleyen kamusal ya da özel hukuktan kaynaklanan sınırlamalardır. Örneğin, üzerinde haciz veya imar yasağı bulunan bir taşınmazın satılması hukuki ayıp teşkil eder.
Ekonomik Ayıp: Malın değerini doğrudan etkileyen ve düşüren eksikliklerdir. Örneğin, belirli bir verim alınması beklenen bir makinenin bu verimi sağlayamaması ekonomik bir ayıptır.
Ayıba Karşı Tekeffül Sorumluluğunun Şartları
Satıcının ayıptan sorumlu tutulabilmesi için birtakım şartların bir arada bulunması gerekmektedir:
Geçerli Bir Satış Sözleşmesinin Varlığı: Taraflar arasında hukuken geçerli bir satım akdi kurulmuş olmalıdır.
Ayıbın Esaslı Olması: Ayıp, malın değerini veya alıcının ondan beklediği faydayı önemli ölçüde azaltmalı veya ortadan kaldırmalıdır.
Ayıbın, Hasarın Alıcıya Geçmesinden Önce Mevcut Olması: Kural olarak, malın zilyetliğinin alıcıya devredilmesiyle hasar alıcıya geçer. Satıcının sorumlu tutulabilmesi için ayıbın bu andan önce var olması gerekir. Gizli ayıplarda, ayıbın kaynağının hasarın geçmesinden önce var olduğu karine olarak kabul edilir.
Alıcının Ayıbı Bilmemesi: Alıcı, sözleşmenin kurulduğu esnada ayıbın varlığından haberdar ise satıcı bu ayıptan sorumlu olmaz.
Sorumsuzluk Anlaşmasının Bulunmaması: Taraflar arasında satıcının ayıptan sorumlu olmayacağına dair bir anlaşma yapılmamış olmalıdır. Ancak satıcının ağır kusurlu olduğu veya ayıbı hile ile gizlediği durumlarda sorumsuzluk anlaşmaları geçersizdir.
Alıcının Kanuni Yükümlülüklerini Yerine Getirmesi: Alıcının, malı teslim alır almaz gözden geçirme ve tespit ettiği ayıpları satıcıya bildirme (ihbar etme) yükümlülüğü vardır.
Alıcının Yükümlülükleri: Gözden Geçirme ve Bildirim (İhbar)
Alıcının ayıptan doğan haklarını kullanabilmesi, kanunun kendisine yüklediği külfetleri zamanında yerine getirmesine bağlıdır.
Gözden Geçirme (Muayene): Alıcı, malı teslim aldıktan sonra işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz malı gözden geçirmekle yükümlüdür.
Ayıp İhbarı: Alıcı, bu muayene neticesinde tespit ettiği ayıpları uygun bir süre içerisinde satıcıya bildirmelidir. Gizli ayıplarda ise ayıp ortaya çıkar çıkmaz derhal bildirilmelidir. Bu bildirimin ispat kolaylığı açısından noter kanalıyla ihtarname şeklinde yapılması şiddetle tavsiye edilir. Ticari satışlarda bu süreler çok daha kısadır ve tacirlerin basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü daha ağırdır. Tüketici satışlarında ise TKHK, tüketici lehine daha esnek düzenlemeler getirmiştir.
Ayıptan Doğan Seçimlik Haklar
Ayıbın varlığı ve satıcının sorumluluğu tespit edildiğinde, kanun alıcıya birtakım seçimlik haklar tanımıştır. Alıcı, bu haklardan yalnızca birini kullanabilir. Bu haklar şunlardır:
Sözleşmeden Dönme (Satılanı Geri Vermeye Hazır Olduğunu Bildirerek): Alıcı, ayıplı malı iade ederek ödediği bedelin tamamını talep edebilir. Bu hak, esasen sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır.
Satış Bedelinde Ayıp Oranında İndirim İsteme: Alıcı, malı elinde tutarak, maldaki ayıp oranında satış bedelinden indirim yapılmasını talep edebilir. Ayıp oranının tespiti, genellikle bir bilirkişi marifetiyle yapılır.
Aşırı Bir Masrafı Gerektirmediği Takdirde, Bütün Masrafları Satıcıya Ait Olmak Üzere Satılanın Ücretsiz Onarılmasını İsteme: Özellikle tamiri mümkün olan mallarda alıcı, malın ücretsiz olarak tamir edilmesini ve işler hale getirilmesini talep edebilir.
İmkân Varsa, Satılanın Ayıpsız Bir Benzeri İle Değiştirilmesini İsteme (Misliyle Değişim): Satılan mal, misli (benzeri olan) bir mal ise, alıcı malın ayıpsız bir yenisi ile değiştirilmesini talep edebilir.
Bu seçimlik haklara ek olarak, alıcının genel hükümlere göre tazminat talep etme hakkı da saklıdır. Ayıplı mal nedeniyle uğradığı başkaca zararlar (örneğin, ayıplı bir makinenin üretimi durdurması nedeniyle uğranılan kâr kaybı) için alıcı tazminat davası açabilir.
Sıkça Karşılaşılan Durumlar
İkinci El Araç Satışlarında Gizli Ayıp: Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Aracın motorunda, şanzımanında veya şasisinde sonradan ortaya çıkan ve ekspertiz raporunda belirtilmeyen ciddi arızalar gizli ayıp sayılır. Alıcı, süresi içinde ayıp ihbarında bulunarak yukarıdaki seçimlik haklarını kullanabilir. “Araç olduğu gibi kabul edilmiştir” şeklindeki standart sözleşme maddeleri, satıcının hile veya ağır kusuru halinde geçerli değildir.
Taşınmaz (Konut, Arsa) Satışlarında Ayıp: Satın alınan konutun yüzölçümünün sözleşmede belirtilenden küçük olması, iskan ruhsatının bulunmaması, projesine aykırı imalatlar yapılması gibi durumlar ayıplı ifa teşkil eder. Bu gibi durumlarda alıcı, taşınmazlar için kanunda öngörülen daha uzun zamanaşımı süreleri içinde haklarını arayabilir.
Zamanaşımı Süreleri
Ayıba karşı tekeffül sorumluluğuna ilişkin davalarda zamanaşımı süresi, satıcının ayıptan doğan sorumluluğuna ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıldır. Ancak satıcının ağır kusuru veya hilesi ile ayıp gizlenmişse, satıcı zamanaşımı definin arkasına sığınamaz. Taşınmaz satışlarında ise bu süre, mülkiyetin devrinden itibaren beş yıldır.
Yazar: Av. Efehan Mihai ERGİNER – İzmir Barosu Sicil No: 20373
Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak adına sürecinizi uzman bir avukatla yürütmeniz tavsiye edilir.


