işçinin siyasi görüşü nedeniyle işten çıkarılması
·

İşçinin Siyasi Görüşü Nedeniyle İşten Çıkarılması

Modern yaşamda, bireylerin siyasi kanaatlerini özellikle sosyal ve dijital mecralar üzerinden açıklaması sıkça rastlanan bir durumdur. Ne var ki, bu eylemler iş ilişkileri özelinde işçi ve işveren arasında ciddi anlaşmazlıkların doğmasına neden olabilmektedir. Peki, bir çalışanın politik düşünceleri, iş sözleşmesinin sonlandırılması için hukuken geçerli bir gerekçe olabilir mi? Türk Hukuk Sistemi bu hassas konuda hangi düzenlemeleri içermektedir? Bir çalışanın siyasi görüşleri nedeniyle iş akdinin feshedilmesi, temel hak ve özgürlükler ile iş hukukunun kesişim noktasında yer alan, dikkatle ele alınması gereken bir meseledir. Bu yazımızda, işçinin siyasi görüşü nedeniyle işten çıkarılması konusunu inceleyeceğiz.

Bir işçinin politik düşünceleri nedeniyle işten çıkarılıp çıkarılamayacağı meselesinin hukuki çözümü, öncelikle Anayasa tarafından güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerde bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesinin 1. fıkrası, her bireyin düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya farklı yollarla tek başına yahut toplu olarak açıklama ve yayma hürriyetine sahip olduğunu net bir şekilde hükme bağlamıştır. Bu anayasal koruma, işçinin de siyasi görüşlerini serbestçe oluşturma ve bunları ifade etme hakkını teminat altına almaktadır.

Bu temel anayasal ilkenin iş hukukundaki yansıması, işverenin “eşit davranma borcu” ve buna bağlı “ayrımcılık yasağı” olarak karşımıza çıkar. İşverenin, çalışanları arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi sebeplere dayanarak doğrudan veya dolaylı bir ayrım yapması kanunen kesin olarak yasaklanmıştır. Bu itibarla, bir işçinin iş sözleşmesinin, makul ve geçerli başka hiçbir sebep mevcut değilken, yalnızca siyasi düşünceleri gerekçe gösterilerek feshedilmesi, hukuka aykırı bir fesih niteliği taşır. Böyle bir tasarruf, işverenin eşit işlem yapma yükümlülüğünün açık bir ihlali anlamına gelir ve işçiye kanundan doğan çeşitli tazminat hakları kazandırır.

Siyasi Görüşün Fesih Nedeni Olabileceği İstisnai Durumlar

Ana kural, işçinin siyasi görüşünün bir fesih nedeni olamayacağı yönünde olsa da, bu hakkın kullanımı mutlak ve sınırsız değildir. İşçinin ifade özgürlüğünü kullanma biçimi, iş ilişkisine somut bir zarar veriyor, işyerindeki çalışma düzenini bozuyor veya işverenin ticari itibarını zedeliyorsa, bu durum geçerli veya haklı bir fesih sebebi teşkil edebilir. Özellikle

4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesi, işverene bildirim sürelerini beklemeksizin iş sözleşmesini derhal (haklı nedenle) feshetme imkânı tanıyan halleri sıralamaktadır. Siyasi görüşün açıklanma şekli, bu madde kapsamına giren ve aşağıda belirtilen eylemlere dönüştüğü takdirde, yapılan fesih hukuki bir meşruiyet kazanabilir:

  • Şeref ve Namusa Dokunan Sözler: İşçinin, siyasi görüşlerini dile getirirken işverene yahut işverenin aile üyelerinden birine yönelik şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesi veya bu nitelikte eylemlerde bulunması.
  • Haysiyet Kırıcı İsnatlar: İşveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı, gerçeğe aykırı ithamlarda veya ihbarlarda bulunması.
  • İşyerinde Sataşma: İşçinin, işverene, ailesine veya işverenin bir başka çalışanına sataşması.

Sosyal Medya Paylaşımları ve Sınırları

Günümüzde bu tip uyuşmazlıkların en yoğun yaşandığı platformlar sosyal medya mecralarıdır. Bir çalışanın Facebook, Twitter (X), Instagram gibi kanallarda yaptığı siyasi içerikli paylaşımlar, eğer yapıcı eleştiri sınırlarını aşarak hakaret, iftira veya küfür boyutuna ulaşırsa, işverenin ve şirketin itibarını zedeleyebilir veya iş ortamındaki disiplini olumsuz etkileyebilir. Böyle bir senaryoda işveren, söz konusu paylaşımları gerekçe göstererek iş akdini sonlandırabilir.

Fakat vurgulanmalıdır ki, her siyasi paylaşım otomatik olarak bir fesih nedeni olarak kabul edilemez. Bir paylaşımın feshe dayanak olup olamayacağı değerlendirilirken bazı kriterler dikkatle incelenmelidir:

  • İşçinin Mesleği ve Konumu: Çalışanın işyerindeki pozisyonu ve mesleği, ifade özgürlüğünün sınırlarını daraltabilir veya genişletebilir. Örneğin, bir medya şirketinde çalışan üst düzey bir yöneticinin yapacağı provokatif bir siyasi paylaşımın etkisi ile bir üretim tesisinde çalışan işçinin paylaşımının etkisi aynı derecede olmayacaktır.
  • Paylaşımın İş Ortamına Etkisi: Yapılan paylaşımın işyerindeki çalışma düzenine, işyeri huzuruna ve diğer çalışanlarla ilişkilere somut bir olumsuz yansıması olup olmadığı titizlikle değerlendirilmelidir.
  • İşyeri İtibarının Zedelenmesi: Paylaşımın, işverenin veya şirketin ticari itibarını ve piyasadaki saygınlığını zedeleyici nitelikte olup olmadığı önem arz eder.

Siyasi Görüşü Nedeniyle Haksız Yere İşten Çıkarılan İşçinin Hakları

İş sözleşmesi, yukarıda açıklanan istisnai durumlar olmaksızın, yalnızca işçinin siyasi görüşleri nedeniyle feshedilirse, işçi kanunların kendisine tanıdığı bir dizi haktan faydalanabilir. Bu hakların talep edilebilmesi için, her birinin kendine özgü yasal şartlarının gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İşçinin bu durumda sahip olduğu temel haklar aşağıdaki tabloda özetlenmiştir:

Tazminat Türü
Açıklama
Ayrımcılık Tazminatı
İşçinin siyasi görüşü nedeniyle ayrımcılığa uğraması yeterlidir, ek bir zarar aranmaz. Hakim tarafından belirlenir ve işçinin 4 aya kadar asıl (giydirilmemiş) ücreti tutarındadır.
Kıdem ve İhbar Tazminatı
Haksız fesihte işçi her ikisine de hak kazanabilir. İşçi, ayrımcılığı gerekçe göstererek haklı nedenle kendisi feshederse sadece kıdem tazminatı alabilir.
Kötü Niyet Tazminatı
Fesih hakkının kötüye kullanılması durumunda talep edilebilir.
İşe İade ve İş Güvencesi Tazminatı
Mahkeme feshin geçersizliğine karar verir ve işveren işçiyi işe başlatmazsa, mahkemenin belirleyeceği en az 4, en çok 8 aylık ücreti tutarında tazminat öder.
Maddi ve Manevi Tazminat
İşverenin eşitlik ilkesine aykırı davranışı nedeniyle çalışanın kişilik hakları zedelenmiş veya maddi bir zarara uğramışsa, genel hükümlere göre maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı da mevcuttur.
Diğer İşçilik Alacakları
Haklı nedenle fesih durumunda çalışan, kıdem tazminatının yanı sıra ödenmemiş yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti gibi diğer birikmiş alacaklarını da talep etme hakkına sahiptir.

Davada İspat

Bu tür davalarda en kritik ve çoğu zaman en zorlu konulardan biri ispat yükümlülüğüdür. Genel hukuk kuralı gereği, işverenin eşit davranma borcuna aykırı hareket ettiğini iddia eden taraf işçi olduğu için, ispat yükü de kural olarak işçinin üzerindedir.

4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesi bu durumu, “…işverenin yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davrandığını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur.” şeklinde düzenlemiştir.

Bu düzenleme, ispat yükünün belirli koşullarda yer değiştirebildiğini göstermektedir:

  1. İhlal İhtimalinin Güçlü Delillerle Ortaya Konması: İşçi, feshin siyasi görüşleri nedeniyle yapıldığına dair mahkemede kuvvetli bir kanaat oluşturacak deliller (tanık ifadeleri, e-posta yazışmaları, mesajlar, işyerindeki benzer olaylar vb.) sunarsa, ispat yükü işverene geçer. Bu aşamadan sonra işveren, feshin ayrımcı bir nedene dayanmadığını, aksine geçerli ve objektif bir sebebinin olduğunu kanıtlamakla mükellef olur.
  2. Feshin Geçerli Bir Sebebe Dayanmaması: Eğer işveren, iş sözleşmesini feshederken ya hiç sebep göstermemişse ya da gösterdiği sebebin geçersiz olduğu tespit edilmişse ve işçi de feshin asıl nedeninin siyasi olduğunu iddia ediyorsa, feshin geçerli bir nedene dayandığını ispatlama yükümlülüğü yine işverene aittir. Ancak, işveren geçerli bir fesih nedeni sunmuşsa ve işçi bu nedenin sadece bir bahane olduğunu, asıl nedenin politik görüşleri olduğunu ileri sürüyorsa, bu “asıl nedeni” kanıtlama yükü tekrar işçiye döner.

Yargıtay 9. HD. 2024/11812 E. 2024/15957 K. 10.12.2024 T. künyeli ilamına göre; “Eşit davranma borcuna aykırılığı ispat yükü işçide olmakla birlikte, anılan maddenin son fıkrasında yer alan düzenlemeye göre işçi ihlalin varlığını güçlü biçimde gösteren bir delil ileri sürdüğünde aksi işveren tarafından ispatlanmalıdır.”

Dava Süresi

İşçinin siyasi görüşü nedeniyle işten çıkarılması gibi hassas konuları barındıran iş davaları, mahkemelerin mevcut iş yükü ve yargılama usullerine bağlı olarak genellikle 1 ila 1,5 yıl arasında sonuçlanabilmektedir.

İş Davası Avukatlık Ücreti (2025)

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca avukatlık ücreti bu davalarda nispi belirlenir. Bu minvalde iş davası için genellikle %10-%25 arasında avukatlık ücreti alınır. Herhalde Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 2/2-10 uyarınca işçinin siyasi görüşü nedeniyle işten çıkarılması nedeniyle iş davası için avukata ödenecek ücretin asgari tutarı 30.000,00 TL‘dir.

6100 sayılı HMK m.329 uyarınca; karşı tarafın kötü niyetli veya haksız olarak iş davası açtığı durumlarda avukata ödenen bu meblağın karşı taraftan tahsili gerekir. Bir başka anlatımla; somut olayda avukata davada vekillik yapması için ödenen meblağ 30.000,00 TL ise dava sonunda karşı tarafın haksız çıkması halinde 30.000,00 TL’nin karşı taraftan alınarak kişiye geri ödenmesi gerekir.

Sonuç

İşçinin siyasi görüşü, Anayasa ve yasalarla koruma altına alınmış temel bir haktır ve münferit olarak bir fesih nedeni teşkil edemez. Bir çalışanın yalnızca siyasi kanaatleri esas alınarak işten çıkarılması, hukuka açıkça aykırı bir ayrımcılık uygulamasıdır. Böyle bir durumla karşılaşan bir işçinin, ayrımcılık tazminatından kıdem tazminatına, işe iade davasından manevi tazminata kadar uzanan geniş yelpazede hukuki hakları mevcuttur.

Ancak bu hakların etkin bir şekilde kullanılabilmesi, oldukça teknik ve karmaşık hukuki süreçlerin doğru bir şekilde yürütülmesine bağlıdır. İspat yükümlülüğünün yönetilmesi, dava türünün doğru tespit edilmesi ve en önemlisi yasal hak düşürücü sürelerin kaçırılmaması gibi hususlar, davanın sonucunu doğrudan etkileyen kritik faktörlerdir. Bu nedenle, siyasi görüşleri sebebiyle işten çıkarıldığını düşünen bir çalışanın, sürecin en başında alanında yetkin bir iş hukuku avukatından profesyonel hukuki destek alması, haklarına en doğru ve etkili yoldan ulaşabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Av. Efehan Mihai ERGİNER

Güncel Yazılar