İnançlı İşlem Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası
· ·

İnançlı İşlem Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

Özellikle taşınmaz mallar (gayrimenkuller) söz konusu olduğunda, inançlı işlem genellikle mülkiyetin tapuda inanılana devredilmesi şeklinde tezahür eder. Bu devir, dış dünyaya karşı geçerli bir satış, bağış veya başka bir hukuki işlem gibi görünse de, taraflar arasındaki inanç sözleşmesi, bu devrin sadece geçici bir amaç için yapıldığını ve tapu kaydının gerçek durumu yansıtmadığını ortaya koyar.

gayrimenkul avukatı taşınmaz avukatı arsa avukatı

İnanç Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Şekil Şartı

İnançlı işlemin temelini oluşturan inanç sözleşmesi, bir taahhüt işlemi olup, inanılanın mülkiyeti inanana devretme borcunu doğurur.

İnanç Sözleşmesinin Şekli ve Geçerliliği

Türk hukukunda, taşınmaz mülkiyetinin devrini öngören sözleşmelerin geçerliliği, resmi şekil şartına tabidir (TMK m. 706, TBK m. 237 ve Tapu Kanunu m. 26). Bu kural gereği, taşınmaz satış vaadi gibi mülkiyeti nakil borcu doğuran sözleşmelerin noterde yapılması, mülkiyetin nakli işleminin ise tapu müdürlüğünde resmi senetle yapılması gerekir.

Ancak, Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatları, inanç sözleşmesinin bu resmi şekil şartından istisna tutulmasına yol açmıştır. Yargıtay, inanç sözleşmesinin, taşınmazın devri taahhüdünü içermesine rağmen, bir iç ilişkiyi düzenlemesi ve asıl devrin zaten resmi şekilde yapılmış olması nedeniyle, adi yazılı şekilde dahi geçerli olabileceğini kabul etmektedir.

Yazılı Delilin Bulunmaması Durumu

Eğer taraflar arasında inanç ilişkisini ispata yarar yazılı bir belge yoksa, kural olarak davanın reddedilmesi gerekir. Zira, mülkiyet hakkının tapu siciline dayanması prensibi (tapu sicilinin aleniyeti ve güvenilirliği) karşısında, inançlı işlem gibi tapu dışı bir durumu ispatlamak, güçlü bir delile dayanmalıdır.

Ancak, uygulamada yazılı delil yerine geçebilecek istisnai durumlar da değerlendirilir. Örneğin, yemin deliline başvurulabilir veya Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümleri uyarınca delil başlangıcı sayılabilecek bir durumun varlığı söz konusu olabilir. Ancak bu istisnalar çok dar yorumlanmalı ve ana kuralın yazılı ispat olduğu unutulmamalıdır.

Tapu İptal ve Tescil Davasının Hukuki Dayanağı ve Şartları

İnançlı işlem nedeniyle açılan tapu iptal ve tescil davasının temel hukuki dayanağı, inanılanın eda borcunu yerine getirmemesi (mülkiyeti inanana geri devretme borcunu ihlal etmesi) ve bu durumun hukuki sebep olmadan zenginleşme (sebepsiz zenginleşme) teşkil etmesi veya TMK m. 2’deki dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmasıdır.

Davanın Tarafları ve Görevli Mahkeme

  • Davacı: İnanan (Tapu kaydının kendisine iadesini talep eden gerçek hak sahibi).

  • Davalı: İnanılan (Tapuda malik görünen ve mülkiyeti devretme borcunu ihlal eden kişi). Eğer inanılan, taşınmazı kötü niyetli üçüncü bir kişiye devretmişse, dava bu üçüncü kişiye karşı da yöneltilebilir. Ancak, üçüncü kişi iyi niyetli ise (TMK m. 1020, 1021) ve tapu siciline güvenerek işlem yapmışsa, davanın bu kişiye karşı reddi gerekir; bu durumda inanan, sadece inanılana karşı tazminat davası açabilir.

  • Görevli Mahkeme: Dava, taşınmazın aynına ilişkin olduğu için, görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir.

Dava Şartları

Davanın kabulü için aşağıdaki temel şartların varlığı zorunludur:

a. Geçerli Bir İnanç Sözleşmesinin Varlığı: Yukarıda açıklandığı üzere, hukuken geçerli ve yazılı bir inanç sözleşmesinin veya yazılı delil yerine geçecek ispat vasıtalarının sunulması temel şarttır. Bu sözleşmenin, taşınmazın hangi amaçla (güvence, yönetim vb.) devredildiğini ve hangi şartlar gerçekleştiğinde geri devredileceğini açıkça ortaya koyması gerekir. Bu durum, davada ispat edilmesi gereken en önemli hukuki olgudur.

b. İnanılanın Devir Borcunu İhlal Etmesi: İnanılanın, inanç sözleşmesinde belirlenen koşullar gerçekleşmesine rağmen (örneğin, borcun ödenmesi veya yönetim süresinin dolması), taşınmazı inanana geri devretmekten kaçınması veya taşınmazı haksız bir şekilde üçüncü bir kişiye devretmiş olması gerekir. Bu durum, akde aykırılık teşkil eder.

c. Hukuki Yarar: Davacının (inanının), tapu kaydının düzeltilmesinde güncel, meşru ve hukuki korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir.

İnançlı İşlemin İspatı ve Delil Hukuku

İnançlı işlem davasının en kritik aşaması ispat sorunudur. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, inanç sözleşmelerinin mutlak surette yazılı delil ile ispatlanması zorunluluğunu getirmiştir. Bu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki genel ispat kurallarının aksine, inançlı işlemler için özel bir ispat kuralı olarak kabul edilir.

Yazılı Delil Kavramı

Yargıtay kararlarında kabul edilen yazılı delil kavramı, geniş yorumlanmaktadır. Bu kapsamda:

  • Asıl İnanç Sözleşmesi: Tarafların imzasını taşıyan, inanç ilişkisini netleştiren asıl sözleşme.

  • İkrar Belgesi: İnanılan tarafından sonradan düzenlenmiş ve taşınmazın gerçek sahibinin inanan olduğunu ve devrin inançlı olduğunu kabul eden bir belge.

  • Muvazaa Belgesi: Her ne kadar inançlı işlem ile muvazaa farklı kavramlar olsa da, bazı durumlarda bu amaçla düzenlenmiş belgeler inanç ilişkisini ispata yardımcı olabilir.

  • Mektuplar, E-postalar, Mesajlar: Eğer bu tür iletişimler, inanç ilişkisinin varlığını ve inanılanın geri devir borcunu açıkça kabul ettiğini gösteriyor ve inanılanın imzasını veya kesin kabulünü içeriyorsa, delil olarak değerlendirilebilir. Ancak, bunların güvenilirliği ve aidiyeti dikkatle incelenmelidir.

Tanık Dinletme Yasağı

İnançlı işlem davalarında, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, kural olarak tanık dinletilemez. Taşınmazın değeri ne olursa olsun, yazılı ispat kuralı mutlak bir kuraldır. Tanık beyanları, sadece mevcut bir yazılı delilin yorumlanması veya desteklenmesi amacıyla dinlenebilir, ancak tek başına ispat için kullanılamaz.

Av. Efehan Mihai ERGİNER

Güncel Yazılar