Ev Sahibinin “Evi Gezdirme (Gösterme) Hakkı” ve Kiracının İzin Vermemesi Halinde Mahkeme Süreci

Ev Sahibinin Evi Gösterme Hakkı ve Kiracının İzni Reddetmesi Durumunda Hukuki Süreç

Kira hukuku, mülkiyet hakkı ile konut dokunulmazlığı ve barınma hakkı gibi temel anayasal hakların kesişim noktasında yer almaktadır. Bu durum, kiraya veren (ev sahibi) ile kiracı arasında zaman zaman menfaat çatışmalarının yaşanmasına zemin hazırlayabilmektedir. Uygulamada en sık karşılaşılan hukuki ihtilaflardan biri de ev sahibinin, kiralanan taşınmazı satmak veya yeniden kiraya vermek amacıyla üçüncü kişilere (potansiyel alıcı veya kiracılara) gösterme talebine, mevcut kiracının olumsuz yanıt vermesidir.

Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Evi Gösterme Yükümlülüğü

Kira sözleşmesi, doğası gereği her iki tarafa da belirli borçlar ve yükümlülükler yükleyen (sinallagmatik) bir sözleşmedir. Kiracının temel borcu kira bedelini ödemek ve taşınmazı özenle kullanmak iken, yasal düzenlemeler kiracıya mülkiyet hakkının özünden kaynaklanan bazı yan yükümlülükler de getirmiştir. Bunlardan biri de kiralananı gösterme zorunluluğudur.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 319. maddesinin 2. fıkrası bu konuyu açıkça ve net bir biçimde düzenlemektedir. Kanun hükmü şu şekildedir: “Kiracı, bakım, satış ya da sonraki kiralama için zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü kişilerin kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür.”

Bu kanun maddesi, mülkiyet hakkı sahibinin (ev sahibinin) taşınmazı üzerindeki tasarruf yetkisini (satma veya yeniden kiralama) fiilen kullanabilmesi için düzenlenmiştir. Eğer kanun böyle bir yükümlülük öngörmeseydi, kiracı içerideyken evin satılması veya tahliye süreci yaklaşırken yeni bir kiracı bulunması fiilen imkânsız hale gelebilirdi. Ancak hukuk düzeni, bu hakkı ev sahibine tanırken sınırsız bir serbesti vermemiş; kiracının huzurunu, özel hayatının gizliliğini ve konut dokunulmazlığını koruyacak katı şartlar öngörmüştür.

Evi Gösterme Yükümlülüğünün Sınırları ve Şartları

Kanun koyucu, TBK Madde 319/3 hükmü ile ev sahibinin bu hakkını nasıl kullanması gerektiğini belirlemiştir: “Kiraya veren, çalışmaları ve kiralananın gezilip görüleceğini uygun bir süre önce kiracıya bildirmek ve bunların yapıldığı sırada kiracının yararlarını göz önünde tutmak zorundadır.”

Bu hükümden yola çıkarak, evi gösterme sürecinin hukuka uygun sayılabilmesi için üç temel şartın bir arada bulunması gerektiği söylenebilir:

1. Önceden Bildirim Şartı (Makul Süre)

Ev sahibi, bir alıcı veya yeni bir kiracı adayı ile evi ziyaret etmeden önce durumu mutlaka kiracıya bildirmek zorundadır. Çat kapı, aniden veya son dakikada yapılan talepler hukuken korunmaz. “Uygun süre” kavramı kanunda gün olarak belirtilmemiştir; zira bu durum somut olayın özelliklerine göre değişir. Ancak dürüstlük kuralı (TMK Madde 2) gereği, bu bildirimin kiracının evdeki yaşantısını düzenleyebilmesine yetecek kadar makul bir süre (örneğin birkaç gün) öncesinden yapılması beklenir.

2. Kiracının Yararlarının ve Mahremiyetinin Gözetilmesi

Evin gezdirilmesi işlemi, kiracının özel hayatına ve aile yaşantısına en az müdahale edecek şekilde gerçekleştirilmelidir. Kiracının hasta olması, evde özel bir durumun bulunması, yas süreci gibi hallerde ev sahibinin dayatmada bulunması hukuka aykırıdır. Aynı şekilde, evi görmeye gelen kişilerin sayısının makul düzeyde tutulması, evin gereksiz yere fotoğraflanmaması ve kişisel eşyaların gizliliğine saygı gösterilmesi yasal bir zorunluluktur.

3. Sıklık ve Zaman Diliminin Sınırlandırılması

Evin her gün, günün her saati veya kiracının istirahat saatlerinde (örneğin sabah çok erken veya gece geç saatlerde) gösterilmesi talep edilemez. Yargıtay içtihatlarına göre, evin gösterilmesi için haftanın belirli günleri ve belirli saat dilimleri tayin edilmelidir. Kiracı çalışıyorsa, mesai saatleri dışındaki uygun bir zaman (örneğin hafta sonu belirli bir saat aralığı) belirlenmelidir.

Kiracının Evi Göstermeyi Reddetmesi ve Cezari Boyut (Konut Dokunulmazlığı)

Zaman zaman kiracılar, evin gösterilmesi talebini kategorik olarak reddetmekte, eve kimseyi almayacaklarını beyan etmektedirler. Kiracının geçerli ve haklı bir mazereti olmaksızın, kendisine önceden uygun bir bildirim yapılmasına rağmen evi göstermekten sürekli olarak kaçınması, kira sözleşmesine aykırılık teşkil eder.

Ancak burada çok kritik bir hukuki sınır bulunmaktadır: Kiracı izin vermediği sürece, ev sahibi, elinde anahtar olsa dahi, emlakçı veya alıcılarla birlikte zorla veya gizlice eve giremez. Kira sözleşmesi ile birlikte taşınmazın kullanım hakkı kiracıya devredilmiştir ve o ev, kiracının “konutu” statüsüne kavuşmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile güvence altına alınan konut dokunulmazlığı ilkesi devreye girer. Türk Ceza Kanunu (TCK) Madde 116’da düzenlenen “Konut Dokunulmazlığının İhlali” suçu, bir kimsenin konutuna rızasına aykırı olarak girilmesini veya rızasıyla girildikten sonra çıkılmamasını cezalandırır. Ev sahibinin “Tapu benim, kendi evime giriyorum” şeklindeki bir savunması ceza hukuku anlamında geçerli değildir. Ev sahibi, mülkiyet hakkına dayanarak kendi başına hareket edemez; ihkak-ı hak (kendi hakkını bizzat zor kullanarak alma) hukuk sistemimizde yasaktır.

Peki bu durumda mülkiyet hakkı ihlal edilen ev sahibi ne yapmalıdır? Çözüm, devletin yargı organlarına başvurarak hukuki süreci işletmektir.

Ev Sahibinin Başvurabileceği Hukuki Yol: Evi Göstermeye İzin Davası

Kiracı, hukuka uygun bir talep karşısında kiralananı göstermekten ısrarla imtina ediyorsa, ev sahibi veya vekili aracılığıyla mahkemeye başvurularak “Kiralananı Göstermeye İzin (Müşterilere Göstermeye Müsaade)” davası açılması gerekir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca, kira ilişkisinden doğan tüm uyuşmazlıklarda –davanın değerine bakılmaksızın– Sulh Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Yetkili mahkeme ise kural olarak davalının (kiracının) yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa edileceği yer (kiralanan taşınmazın bulunduğu yer) mahkemesidir.

Dava Öncesi Süreç: İhtarname Çekilmesi

Dava açılmadan önce yasal bir zorunluluk olmamakla birlikte, ispat kolaylığı sağlaması açısından kiracıya noter aracılığıyla bir ihtarname gönderilmesi hukuki bir tedbir olarak tavsiye edilir. Gönderilecek ihtarnamede; taşınmazın satışa veya kiralamaya çıkarıldığı, evin alıcı/kiracı adaylarına gösterilmesi gerektiği, kiracının uygun göreceği gün ve saatleri bildirmesi için makul bir süre (örneğin 3 veya 5 gün) tanındığı, aksi takdirde dava yoluna gidileceği ve yargılama giderlerinin kendisine yükleneceği ihtar edilir.

Kiracı bu ihtara rağmen olumsuz yanıt verirse veya sessiz kalırsa, mahkeme aşamasında kiracının haksızlığı çok daha kolay ispatlanmış olur. Mesajlaşma uygulamaları (WhatsApp vb.) üzerinden yapılan yazışmalar da HMK Madde 199 kapsamında “belge” niteliğinde delil kabul edilse de, resmi ihtarnamenin ispat gücü her zaman daha yüksektir.

Dava Süreci ve Mahkemenin Değerlendirme Kriterleri

Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılacak olan bu davada, hakim her iki tarafın menfaatlerini adil bir dengeye oturtmakla mükelleftir. Yargılama süreci genellikle şu çerçevede ilerler:

  1. Dilekçelerin Teatisi ve Delillerin Toplanması: Davacı ev sahibinin talebi ve davalı kiracının savunmaları (örneğin vardiyalı çalıştığını, evde küçük bebeği olduğunu, ev sahibinin evi her gün göstermek isteyerek taciz ettiğini iddia etmesi) dosyaya sunulur.

  2. Menfaatler Dengesinin Kurulması: Hakim, sadece ev sahibinin mülkiyet hakkını değil, kiracının yaşam hakkını ve sözleşmedeki yararlarını da gözetir.

  3. Zaman Çizelgesinin Belirlenmesi: Mahkemenin vereceği karar, genellikle haftanın belirli günleri ve saatleri şeklinde sabit bir takvim oluşturulması yönündedir. Yargıtay’ın emsal kararlarında, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, mesai saatleri göz önüne alınarak örneğin “Haftanın Çarşamba günleri 14:00 – 16:00, Cumartesi günleri 11:00 – 13:00 saatleri arasında evin gösterilmesine izin verilmesine” şeklinde hükümler kurulduğu görülmektedir.

Mahkemenin belirlediği bu gün ve saatler kesin nitelik taşır. Karar kesinleştikten veya icra edilebilir hale geldikten sonra, ev sahibi belirlenen saatlerde alıcılarla birlikte eve gidebilir. Kiracı mahkeme kararına rağmen belirlenen saatlerde dahi evi göstermezse, ev sahibi mahkeme ilamını İcra Müdürlüğü’ne koyarak icra marifetiyle (ve gerekirse kolluk kuvvetleri/polis eşliğinde) evin gösterilmesini sağlama hakkına sahip olur.

Yargılama Usulü ve İhtiyati Tedbir Talebi

Kira uyuşmazlıklarının birçoğu zamanla yarışır. Bir ev sahibinin acilen nakde ihtiyacı olabilir ve evini satmak isteyebilir. Standart bir dava süreci aylarca sürebileceğinden, bu durum ev sahibinin ciddi maddi kayıplarına yol açabilir.

Bu noktada, dava dilekçesinde “İhtiyati Tedbir” talep edilmesi hukuki sürecin hızlanması açısından kritik bir araçtır. HMK Madde 389’a göre, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikme sebebiyle ciddi bir zararın doğacağından endişe edilen hâllerde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.

Evi göstermeye izin davalarında mahkeme, davanın sonunu beklemeden, tensip zaptı (ilk inceleme) ile birlikte geçici olarak haftanın belirli gün ve saatlerinde evin gösterilmesine yönelik bir ihtiyati tedbir kararı verebilir. Ancak her mahkemenin ihtiyati tedbir şartlarının oluşup oluşmadığına dair takdir yetkisi farklıdır ve bu talep reddedilebileceği gibi kabul de edilebilir.

Kiracının Sebep Olduğu Zararlar ve Tazminat Sorumluluğu

Kiracının evi haksız ve keyfi olarak göstermemesi sonucunda ev sahibinin bir maddi zarara uğraması ihtimali mevcuttur. Örneğin; ev sahibi çok iyi bir teklif sunan bir alıcı bulmuş ancak kiracı evi göstermediği için alıcı evi satın almaktan vazgeçmiş olabilir.

Bu gibi durumlarda, TBK’nın haksız fiil ve sözleşmeye aykırılıktan doğan genel tazminat hükümleri uyarınca ev sahibinin tazminat talep etme hakkı teorik olarak doğar. Ancak uygulamada ve yargısal süreçlerde bu zararın ispatı son derece güçtür. Ev sahibi, evi satın alacak kişinin sırf “evi göremediği için” vazgeçtiğini, aksi takdirde evi kesinlikle o bedelle satın alacağını somut, şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlamak zorundadır. Hukuk sistemimizde soyut ihtimallere dayalı olarak tazminata hükmedilmediği kuralı gereğince, bu tür tazminat davalarının başarıya ulaşması oldukça istisnai durumlara tabidir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi adına, vatandaşlar arasında ve günlük hayatta sıkça karşılaşılan bazı durumlara yasal mevzuat ışığında açıklık getirmek faydalı olacaktır:

1. Emlakçı, ev sahibinden aldığı vekalet veya anahtarla eve doğrudan girebilir mi? Kesinlikle hayır. Emlakçının varlığı durumu değiştirmez. Kiracının rızası olmadan içeri girilmesi, yukarıda belirtildiği üzere konut dokunulmazlığının ihlali suçunu oluşturur. Emlakçı da hukuka ve belirlenen kurallara uymakla yükümlüdür.

2. Kiracı her gün çalışıyorsa zaman ayarlaması nasıl yapılır? Eğer kiracı haftanın altı günü çalışıyor ve sadece Pazar günü izin yapıyorsa, evin mesai saatleri içinde gösterilmesi beklenemez. Bu durumda mahkeme, ya kiracının evde bulunduğu Pazar günü içinden kısa bir zaman dilimi seçer ya da kiracının onayıyla (veya güvendiği bir yakınının evde bulunması suretiyle) farklı bir düzenleme kurar. Kanun, hakkaniyeti temel alır.

3. Ev satıldıktan sonra yeni malik (yeni ev sahibi) mevcut kiracıyı hemen çıkarabilir mi? Evin gösterilmesi süreci başarıyla tamamlanıp taşınmaz satıldığında, kira sözleşmesi bitmez; TBK Madde 310 gereği yeni malik sözleşmenin doğrudan tarafı olur. Yeni malikin, sırf evi satın aldığı için kiracıyı anında tahliye etme hakkı yoktur. Yeni malik, ihtiyacı (kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu kişiler) sebebiyle tahliye talep edecekse, tapu devrinden itibaren 1 ay içinde kiracıya ihtarname çekmek ve 6 ay sonra tahliye davası açmak zorundadır (TBK 351).

4. Evi gösterme izni davası ne kadar sürer? Mahkemelerin iş yüküne göre değişmekle birlikte, basit yargılama usulüne tabi olan Sulh Hukuk Mahkemesi davalarında ilk derece yargılaması birkaç ay sürebilmektedir. Bu nedenle sürecin başında ihtiyati tedbir istenmesi, mağduriyetlerin önüne geçilmesi adına büyük önem taşır.

Yazar: Av. Efehan Mihai ERGİNER – İzmir Barosu Sicil No: 20373

Yasal Uyarı: Bu makale yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, hukuki danışmanlık veya mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hak kaybı yaşamamak adına sürecinizi uzman bir avukatla yürütmeniz tavsiye edilir.