Devlet Hastanesinin Malpraktis Sorumluluğu
· · ·

Devlet Hastanesinin Malpraktis Sorumluluğu

Tıbbi uygulama hatası, yani malpraktis, sağlık hizmeti sunumunun kaçınılmaz bir riski olmasının ötesinde, hukuki ve cezai müeyyideleri beraberinde getiren ciddi bir mesleki kusurdur. Kamu sağlık kurumlarında gerçekleşen bu tür hataların sorumluluk rejimi, özel hastanelerden farklılık arz etmekte olup, İdare Hukuku ve Tazminat Hukuku alanlarının kesişim noktasında yer almaktadır.

sağlık avukatı malpraktis davası avukatı izmir sağlık avukatı

Tıbbi Malpraktis Kavramının Hukuki Çerçevesi Ve Kapsamı

Malpraktis Ve Komplikasyon Ayrımı

Hukuki sorumluluğun tespiti için öncelikle malpraktis kavramının doğru anlaşılması ve komplikasyon ile ayrımının yapılması elzemdir. Malpraktis, en yalın tanımıyla, bir sağlık meslek mensubunun (hekim, diş hekimi, hemşire veya diğer yetkili sağlık personeli) bilgisizlik, deneyimsizlik, dikkatsizlik, tedbirsizlik veya özen eksikliği gibi kusurlu davranışları nedeniyle, tıbbın genel kabul görmüş standartlarına aykırı hareket ederek hastaya zarar vermesidir. Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 13. maddesi de bu tanımı destekler niteliktedir.

Buna karşın, komplikasyon, tıbbi müdahalenin doğasında var olan, tıp biliminin gereklerine uygun, özenli ve hatasız bir şekilde yapılmasına rağmen öngörülebilen veya öngörülemeyen istenmeyen sonuçlardır. Hekimin bu istenmeyen sonucu zamanında fark etmesi ve zararlı etkilerini azaltmak için gerekli tüm tedbirleri alması, yani komplikasyon yönetimi hayati önem taşır. Şayet hekim, doğru ve eksiksiz bir tıbbi uygulama yapmasına rağmen komplikasyon oluşmuşsa ve bu komplikasyonu yönetmekte kusurlu değilse, tıbbi uygulama hatasından (malpraktisten) söz edilemez. Malpraktis davasında kusurun tespiti, büyük ölçüde bu ayrımın doğru yapılmasına ve yargılama aşamasında alınacak bilirkişi raporuna bağlıdır.

Tıbbi Uygulama Hatalarının Türleri

Malpraktis, genellikle üç ana başlık altında incelenir:

  1. Uygulama (Tedavi) Kusuru: Teşhis, tanı veya tedavi sürecinde, cerrahi müdahale esnasında veya sonrasında yapılan hatalı eylem veya ihmaller. Örneğin; yanlış dozda ilaç verilmesi, hatalı ameliyat tekniği kullanılması, enfeksiyon önlemlerinin alınmaması.

  2. Aydınlatma Kusuru (Onam Sorunu): Hekimin, hastayı yapılacak tıbbi müdahale hakkında, müdahalenin riskleri, faydaları, olası komplikasyonları ve alternatif tedavi yöntemleri konusunda tam ve anlaşılır bir şekilde bilgilendirmemesi ve hastanın aydınlatılmış onamının (rıza) usulüne uygun olarak alınmamasıdır. Hasta Hakları Yönetmeliği ve uluslararası sözleşmeler uyarınca, rıza olmadan yapılan her müdahale, kural olarak hukuka aykırıdır.

  3. Organizasyon (Kurumsal) Kusuru: Hastane yönetiminin ve organizasyonunun eksikliği veya hatası sonucu ortaya çıkan zararlar. Örneğin; yetersiz veya bozuk tıbbi cihaz/ekipman bulundurulması, nöbetçi hekim veya uzman yetersizliği, hijyen koşullarının sağlanmaması, hastanın takibinde aksaklıklar yaşanması. Devlet hastaneleri açısından bu tür kusurlar, idarenin hizmet kusuru kapsamında değerlendirilir.

Devlet Hastanelerinde Sorumluluğun Hukuki Niteliği Ve Esasları

Devlet hastaneleri, kamu hizmeti sunan kurumlar olup, bu kurumlarda çalışan sağlık personeli (hekimler, hemşireler, vb.) kamu görevlisi statüsündedir. Anayasa’nın 129. maddesi ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki özel hükümler gereği, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kural olarak doğrudan onlara karşı değil, bağlı oldukları idare aleyhine açılmalıdır. Bu durum, Devlet Hastanesi Malpraktis Sorumluluğu rejimini, özel sağlık kuruluşlarından tamamen ayırır ve uyuşmazlığın çözüm yerini İdari Yargı (İdare Mahkemeleri) olarak belirler.

İdarenin Hizmet Kusuru Ve Kusursuz Sorumluluğu

Devlet hastanelerinde meydana gelen tıbbi uygulama hataları, İdarenin Hizmet Kusuru ilkesi çerçevesinde değerlendirilir. Hizmet kusuru, kamu hizmetinin;

  1. Kötü İşlemesi: Tıbbi hizmetin eksik, hatalı veya standartların altında sunulması. (Malpraktis, genellikle bu kapsamdadır.)

  2. Geç İşlemesi: Acil müdahalede gecikme, randevuların gecikmesi gibi durumlar.

  3. Hiç İşlememesi: Gerekli tıbbi hizmetin veya tedbirin sağlanamaması.

hallerinde ortaya çıkar. Malpraktis iddialarında, hekimin şahsi kusuru, idarenin sunduğu hizmetin kusurlu hale gelmesine yol açar ve nihai sorumluluk kamu idaresine (Devlet Hastanesi’nin bağlı olduğu idare) ait olur.

Bazı istisnai durumlarda ise idarenin, kusuru olmasa dahi meydana gelen zarardan sorumlu tutulabileceği Kusursuz Sorumluluk ilkeleri uygulanabilir. Bu, risk ilkesi veya kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi gibi hukuki gerekçelere dayanır. Ancak, tıbbi malpraktis davalarında genel eğilim, sorumluluğu hizmet kusuru temelinde aramaktır.

İlliyet Bağı Ve Zarar Unsuru

Tazminat yükümlülüğünün doğması için, idarenin kusurlu hizmeti ile hastanın uğradığı zarar arasında hukuken kabul edilebilir bir nedensellik bağının (illiyet bağı) bulunması zorunludur. Hasta veya yakınları, tıbbi uygulamanın kusurlu olduğunu, bu kusur nedeniyle bir zararın (maddi veya manevi zarar) doğduğunu ve bu zarar ile kusurlu eylem arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu ispatlamakla yükümlüdür.

Zarar, sadece bedensel veya psikolojik incinmeyi değil, aynı zamanda ek tedavi masrafları, kazanç kaybı, destekten yoksun kalma tazminatı gibi maddi unsurları da kapsar.

Malpraktis Davalarında Yargılama Süreci Ve İşleyişi

Devlet hastaneleri ve kamu sağlık personeline karşı açılacak malpraktis davalarında izlenecek yol, İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) hükümlerine tabidir.

Görevli Ve Yetkili Mahkeme

Devlet hastanelerinde malpraktis nedeniyle açılacak tazminat davaları, tam yargı davası niteliğindedir. Bu davalarda görevli mahkeme İdare Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise genellikle zararı doğuran idari eylemin yapıldığı yer veya davacının ikametgâhının bulunduğu yer idare mahkemesidir.

Başvuru Şartı Ve Zamanaşımı

İdari yargıda dava açılmadan önce, zararın doğmasına neden olan idari eylemden itibaren bir yıl ve her halükarda eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde ilgili idareye yazılı olarak başvuru yapılması zorunludur. İdarenin bu başvuruya otuz gün içinde cevap vermemesi (zımni ret) veya başvuruyu açıkça reddetmesi durumunda, idari işlemin tebliğini veya zımni reddi izleyen altmış gün içinde tam yargı davası açılmalıdır. Bu süreler, hak düşürücü nitelikte olup, titizlikle takip edilmelidir.

İspat Külfeti

Malpraktis davasında en kritik aşama kusurun ve illiyet bağının ispatıdır. İspat külfeti esas olarak davacı hastaya ait olsa da, karmaşık tıbbi konuların aydınlatılması için Mahkeme, üniversitelerin tıp fakültelerinden veya Adli Tıp Kurumu’ndan uzman bilirkişi heyeti raporu talep eder. Bu raporlar, Mahkeme kararında belirleyici bir rol oynar. Raporun hazırlanmasında, o dönemdeki tıbbi standartlar, hekimin bilgi ve deneyim düzeyi, olası riskler ve alınan tedbirler detaylıca incelenir.

Hukuki Sonuçlar Ve İdarenin Rücu Hakkı

Maddi Ve Manevi Tazminat

Tam yargı davası sonucunda, idarenin hizmet kusurunun varlığı tespit edilirse, Mahkeme hastanın uğradığı maddi ve manevi tazminata hükmeder. Maddi tazminat, hastane ve tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı gibi somut zararları; manevi tazminat ise hastanın ve yakınlarının yaşadığı acı, elem ve ızdırapı bir nebze hafifletmeyi amaçlar.

İdarenin Kamu Görevlisine Rücu Hakkı

İdare Mahkemesi tarafından tazminat ödemeye mahkûm edilen idare, Anayasa’nın 129. maddesi uyarınca, zarara sebep olan kamu görevlisine (doktor, hekim, sağlık personeli) ödediği tazminatı geri isteme (rücu) hakkına sahiptir. Rücu davası, İdare’nin ödeme yaptığı tarihten itibaren bir yıl içinde Adli Yargı (Asliye Hukuk Mahkemeleri) tarafından görülmek üzere açılır.

Ancak, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu’nun devreye girmesi, kamu hastanelerinde çalışan hekimlerin mali sorumluluğunu büyük ölçüde hafifletmiştir. Malpraktis iddiasıyla açılan davalarda Kurul, idarenin ödediği tazminat miktarını rücu edip etmeme, rücu edecekse miktarını belirleme konusunda yetkilidir. Bu durum, kamu hekimlerini tamamen korumasa da, büyük tazminat yükleri karşısında bir güvence sağlamaktadır.

Malpraktiste Cezai Sorumluluk

Hatalı tıbbi müdahale, aynı zamanda Türk Ceza Kanunu (TCK) anlamında bir suç teşkil edebilir. Hekimin davranışı, kasten veya taksirle (dikkatsizlik, tedbirsizlik) bir zarara neden olmuşsa, Taksirle Yaralama (TCK m. 89) veya Taksirle Ölüme Neden Olma (TCK m. 85) suçları gündeme gelebilir.

Hekim hakkında açılacak ceza davasında öncelikle, Devlet Memurları ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca, soruşturma izni alınması gerekir. Ceza yargılaması, hukuki sorumluluktan bağımsız olarak yürütülür, ancak ceza mahkemesinin maddi vakıa tespiti, tazminat davasında dikkate alınır.

Sonuç

Devlet hastanelerinde malpraktis sorumluluğu, kendine has hukuki rejim, farklı yargılama usulleri ve karmaşık ispat meseleleri içeren, son derece teknik bir alandır. Hasta ve yakınlarının hak arama süreçlerinde sürelerin takibi, idareye usulüne uygun başvuru yapılması ve tıbbi kusurun hukuki olarak temellendirilmesi büyük önem taşır. Bu sebeple, sağlık hukuku ve idare hukuku alanlarında uzmanlaşmış bir avukatın hukuki desteği, hak kaybının önüne geçilmesi ve adil bir sonuca ulaşılması için vazgeçilmez bir gerekliliktir.

Av. Efehan Mihai ERGİNER

Güncel Yazılar