Define Bulanın Hakları
· · ·

Define Bulanın Hakları

Toprağın altında bulunan değerli bir eşya, bulan kişi için bir servet hayali kurdururken, hukuk düzeni için çözümlenmesi gereken karmaşık bir mülkiyet sorununu ve çoğu zaman korunması gereken bir kültürel mirası ifade eder. Kamuoyunda genellikle tek bir başlık altında değerlendirilen “define bulma” fiili, Türk hukuk sistemi açısından iki temel ve birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış kavrama işaret etmektedir: define ve kültür varlığı. Bu iki kavram arasındaki ayrım, yalnızca terminolojik bir farklılık olmanın çok ötesinde, buluntunun mülkiyetinin kime ait olacağını, bulan kişinin hangi haklara (ödül veya ikramiye) sahip olacağını ve ihlal halinde ne gibi hukuki ve cezai yaptırımlarla karşılaşılacağını belirleyen temel bir hukuki nitelendirme meselesidir.

Bu yazımızda, define ve kültür varlığı kavramlarını, Türk Medeni Kanunu (TMK) ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu (KTVKK) ekseninde analiz etmek, bir buluntunun define sayılabilmesi için gereken şartları detaylandırılacak, mülkiyetin kazanılması rejimini açıklanacak ve bulan kişinin hak ve yükümlülüklerini farklı senaryolar (tesadüfen bulma, ruhsatlı arama, izinsiz arama) dahilinde ortaya koyulacaktır.

idare hukuku efehan mihai erginer

Define Kavramının Hukuki Tanımı

Define kavramının hukuki çerçevesi, halk arasında dolaşan efsaneler veya kulaktan dolma bilgilerle değil, kanun koyucunun çizdiği net sınırlar ile belirlenir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 772. maddesinde defineyi son derece spesifik unsurlarla tanımlamıştır. Madde metnine göre define,“bulunmalarından çok zaman önce gömülmüş veya saklanmış olduğu ve duruma göre artık malikinin bulunmadığı kesin olarak anlaşılan değerli şeylerdir”.

Bu tanım, bir buluntunun define olarak kabul edilebilmesi için bir arada bulunması gereken kurucu unsurları ortaya koymaktadır. Bunlar; eşyanın gömülmüş veya saklanmış olması, bu eylemin üzerinden çok uzun bir zaman geçmiş olması, eşyanın ekonomik bir değer taşıması ve en önemlisi, asıl malikinin kim olduğunun tespitinin artık imkânsız hale gelmiş olmasıdır. Bu şartlardan herhangi birinin eksikliği, buluntunun define olarak nitelendirilmesini engeller ve onu hukuken farklı bir statüye (örneğin, bulunmuş eşya veya sahipsiz eşya) sokar.

Bir Buluntunun Define Olarak Nitelendirilmesinin Şartları

Bir buluntunun hukuken “define” statüsünü kazanabilmesi için, aşağıda detaylandırılacak olan beş temel şartı aynı anda ve eksiksiz bir şekilde taşıması zorunludur. Bu şartlardan ilk dördü olumlu (var olması gereken), sonuncusu ise olumsuz (var olmaması gereken) bir nitelik taşır.

Taşınır Bir Eşya Olması ve Sahiplenmeden Farkı

Define, hukuki niteliği gereği, özüne ve değerine zarar verilmeksizin bir yerden başka bir yere nakledilebilen bir nesne, yani bir taşınır eşya olmalıdır. TMK m. 772 bu hususu açıkça zikretmese de, hem Roma hukukundan tevarüs eden gelenek hem de yerleşik doktrin, definenin konusunu yalnızca taşınır eşyaların oluşturabileceği yönünde ittifak halindedir. Bu kapsamda, içinde bulunduğu taşınmazın “bütünleyici parçası” (mütemmim cüz) niteliği taşıyan unsurlar define olarak kabul edilmez. Örneğin, değerli taşlarla işlenmiş ve bir yapıya sabitlenmiş bir sütun veya tarihi bir binanın mozaik kaplı zemini, ait oldukları taşınmazın esaslı bir unsuru sayıldığından, ayrı bir define olarak değerlendirilemezler.

Ayrıca, bulunan eşyanın daha önce bir insanın mülkiyetine konu olmuş olması şarttır. Doğada, insan müdahalesi olmaksızın serbest halde bulunan değerli bir maden, bir meteor taşı veya bir mercan resifi, daha önce hiç kimsenin mülkiyetinde olmadıkları için “sahipsiz mal” (res nullius) statüsündedir. Sahipsiz malların mülkiyeti, define hükümlerine göre değil, TMK m. 767-768’de düzenlenen “sahiplenme” (occupatio) yoluyla, yani o eşyaya malik olma iradesiyle zilyet olan ilk kişi tarafından kazanılır.

Uzun Zaman Önce Gömülmüş veya Saklanmış Olma Unsuru

Kanun metnindeki “gömülmüş veya saklanmış” ifadesi, iki farklı gizleme eylemini kapsayacak şekilde bilinçli olarak geniş tutulmuştur. “Gömülmüş olmak”, eşyanın toprak, kar, su tabanı gibi bir yüzeyin altına insan veya doğa olayları etkisiyle gizlenmesini ifade eder. “Saklanmış olmak” ise daha geniş bir yelpazeyi kapsar; bir binanın duvar boşluğuna, eski bir sandığa, bir ağaç kovuğuna veya insanların kolayca göremeyeceği ve erişemeyeceği herhangi bir yere konulmasını tanımlar.

Peki, kanunun “çok zaman önce” ölçütü ne anlama gelmektedir? Kanun koyucu, bu konuda net bir yıl veya yüzyıl sınırı belirlemekten kaçınmıştır. Buradaki temel kriter, Roma hukukunda olduğu gibi, eşyanın sahibine veya onun mirasçılarına dair hatıraların ve mülkiyet bağının zamanın akışıyla tamamen silinmiş olmasıdır. Eğer bulunan bir eşyanın yakın bir geçmişte kaybedildiği veya saklandığı açıkça anlaşılabiliyorsa (örneğin, birkaç yıl öncesine ait bir mücevher kutusu veya halen tedavülde olan paraların bulunduğu bir kese), bu eşya define değil, “bulunmuş eşya” (lükata) hükümlerine tabi olur. Ayrıca, eşyanın bir insan tarafından kasıtlı olarak saklanmış olması zorunlu değildir; bir deprem, sel, heyelan veya yangın gibi doğal bir afet neticesinde toprağın veya yıkıntıların altında kalmış olması da bu şartın gerçekleşmesi için yeterlidir.

Ekonomik Bir Değer Taşıması Gerekliliği

TMK m. 772, definenin “değerli şeyler” olmasını aramaktadır. Burada kastedilen değer, bulan veya sahibi için taşıdığı manevi, hatıra veya duygusal bir değer değil, objektif ve piyasada parayla ölçülebilir bir ekonomik değerdir. Altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış ziynet eşyaları, tarihi sikkeler, mücevherler, antika silahlar veya sanatsal değeri olan objeler bu kapsama örnek olarak verilebilir. Değeri son derece düşük olan, ekonomik bir kıymet ifade etmeyen buluntular define hükümlerine tabi olmaz.

Malikinin Tespit Edilememesinin Kesinliği

Bu unsur, definenin hukuki tanımındaki en kritik ve ayırt edici şarttır. Kanun, “artık malikinin bulunmadığı kesin olarak anlaşılan” ifadesini kullanarak bu durumu vurgulamıştır. Bu ifade, eşyanın ilk sahibinin hiç var olmadığı veya vefat ettiği anlamına gelmez. Aksine, aradan geçen çok uzun zaman sebebiyle, eşya üzerindeki mülkiyet hakkını hukuken geçerli delillerle ispatlayabilecek bir kişinin veya mirasçılarının tespit edilememesi durumunu ifade eder. Eğer gelecekte bir gün, bir kişi ortaya çıkar ve söz konusu eşyanın kendi mülkü veya miras yoluyla kendisine intikal ettiğini kanıtlarsa, buluntu define statüsünü kaybeder. Bu durumda, define hükümleri değil, TMK’da düzenlenen “bulunmuş eşya” (lükata) hükümleri devreye girer ve eşyanın ispat eden hak sahibine iadesi gerekir.

Bilimsel Değer Taşımama (Menfi Şart)

İlk dört şartın aksine bu, bir buluntunun define sayılmaması için gereken olumsuz bir şarttır. TMK m. 773 uyarınca, eğer bir buluntu bilimsel, tarihi, arkeolojik, etnografik veya sanatsal bir değer taşıyorsa, o eşya define olarak kabul edilemez ve hakkında özel kanun olan 2863 sayılı KTVKK hükümleri uygulanır. KTVKK’nın 5. maddesi, bu tür korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının, kimin arazisinde ve kim tarafından bulunduğuna bakılmaksızın, doğrudan doğruya “Devlet malı” niteliğinde olduğunu hükme bağlamıştır. Bu sebeple, örneğin bir Roma dönemine ait sikke, bir Hitit mührü, tarih öncesi bir fosil veya el yazması bir eser bulunduğunda, bu bir define değil, mülkiyeti doğrudan Devlete ait olan bir kültür varlığıdır.

Bununla birlikte, KTVKK bazı istisnalar getirmiştir. Örneğin, Osmanlı Padişahlarından Sultan Abdülmecit, Sultan Abdülaziz, V. Murat, II. Abdülhamit, V. Mehmet Reşat ve Vahdettin dönemlerine ait sikkeler ile Cumhuriyetin ilanından sonraki 100 yıl içinde üretilmiş etnografik nitelikteki eserler, kanun kapsamında özel korumaya tabi sayılmamaktadır. Bu türden eserler, eğer diğer dört şartı da taşıyorlarsa (değerli olma, malikinin bilinmemesi vb.), define olarak kabul edilebilirler.

Define Mülkiyetinin Kazanılması

Define bulunduğunda mülkiyetin kime ait olacağı sorusu, hukuk sistemleri arasında farklı cevaplar bulmuştur. Roma, Alman ve Fransız hukuk sistemlerinde benimsenen genel eğilim, define mülkiyetinin, bulan kişi ile definenin içinde bulunduğu arazinin maliki arasında yarı yarıya paylaştırılması yönündedir. Bu yaklaşım, hem bulanın emeğini ve şansını ödüllendirmeyi hem de mülkiyet hakkına saygı göstermeyi amaçlar.

Ancak Türk ve İsviçre hukuk sistemleri, bu konuda farklı ve net bir tercihte bulunmuştur. TMK m. 772/1, “Define, içinde bulunduğu taşınmazın veya taşınırın malikinin olur” hükmüyle mülkiyetin sahibini tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlemiştir. Bu kural uyarınca define, bulanın kim olduğuna veya definenin tesadüfen mi yoksa arama sonucunda mı bulunduğuna bakılmaksızın, doğrudan doğruya ve kanun gereği (ipso iure) içinde bulunduğu arazinin veya eşyanın (örneğin eski bir dolabın) sahibine ait olur. Dolayısıyla, bir başkasının tarlasını sürerken bir küp dolusu altın sikke bulmanız durumunda, bu sikkelerin mülkiyeti size değil, o tarlanın tapudaki malikine aittir. Kanun, bu durumda bulan kişiye mülkiyet hakkı değil, yalnızca malike karşı ileri sürebileceği bir ödül talep etme hakkı tanımıştır.

Adagio blog etiketi İdare Hukuku

Defineyi Bulan Kişinin Hakları

Defineyi bulan kişi mülkiyeti kazanamasa da, kanun onun emeğini ve bulma fiilini tamamen karşılıksız bırakmamıştır. Ancak bu hak, mülkiyetin yarısı gibi bir ayni hak değil, definenin bulunuş şekline ve koşullarına göre oranı ve niteliği değişen kişisel bir alacak hakkıdır.

“Bulan Kişi” Sıfatının Hukuki Anlamı

Öncelikle, hukuk nezdinde “bulan kişi” sıfatının kime verileceğini netleştirmek gerekir. Hukuk doktrini ve yargı kararları, bu sıfatı defineyi ilk kez gözüyle görene değil, onun kaybolmasını veya üçüncü kişilerce ele geçirilmesini önlemek amacıyla üzerinde ilk kez fiili hakimiyet kuran, yani onu zilyetliğine alan kişiye tanımaktadır. Bu yaklaşım, birden fazla kişinin aynı anda defineyi görmesi durumunda ortaya çıkabilecek ispat zorluklarını ve hukuki ihtilafları engellemeyi amaçlar. Ayrıca, ödül alacağına hak kazanabilmek için bulan kişinin hukuki işlem ehliyeti açısından ayırt etme gücüne (temyiz kudretine) sahip olması gerekir; tam ehliyetsiz bir kişinin (örneğin küçük bir çocuğun veya akıl sağlığı yerinde olmayan birinin) bu sıfatı kazanması mümkün değildir.

Definenin Tesadüfen Bulunması Durumunda Ödül Hakkı

En sık karşılaşılan senaryo, definenin herhangi bir arama faaliyeti olmaksızın, tamamen şans eseri bulunmasıdır. Tarla sürerken, inşaat için temel kazarken, eski bir yapıda tadilat yaparken veya bahçede çalışırken bir defineye rastlanması bu duruma örnektir. Bu halde TMK m. 772/2 devreye girer ve“defineyi bulan kimse, değerinin yarısını aşmamak üzere uygun bir ödül isteyebilir” hükmü uygulanır.

Bu hükmün dikkatle incelenmesi gereken birkaç yönü vardır:

  • Bu hak, bir mülkiyet hakkı (ayni hak) değil, yalnızca definenin malikine (arazi sahibine) karşı ileri sürülebilecek kişisel bir alacak hakkıdır (şahsi hak).
  • Ödülün miktarının üst sınırı kanunla “definenin değerinin yarısı” olarak belirlenmiştir, ancak net bir oran (%50, %40 gibi) belirtilmemiştir.
  • Kanun, “uygun bir ödül” ifadesini kullanarak, miktarın takdirini tarafların anlaşmasına, anlaşamamaları halinde ise hakimin kararına bırakmıştır. Hakim, ödül miktarını belirlerken somut olayın özelliklerini (bulanın emeği, definenin değeri, buluş şekli vb.) göz önünde bulundurarak hakkaniyete göre bir karar verecektir.
  • Eğer kişi, defineyi bizzat kendi mülkünde (kendi tarlasında, kendi evinde) bulursa, zaten definenin maliki olduğundan, kendisinden ayrıca bir ödül talep etmesi söz konusu olmaz.

Ruhsatlı Define Araması Sonucunda Mülkiyet ve Ödül Paylaşımı

Türk hukuku, kaçak kazıların ve kültür varlığı tahribatının önüne geçmek amacıyla, belirli kurallar çerçevesinde ruhsatlı define aramasına imkan tanımaktadır. Bu süreç, detayları

Define Arama Yönetmeliği (DAY) ile düzenlenmiş idari bir prosedürdür.

  • Ruhsat Başvuru Süreci ve Şartları: Sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan gerçek kişiler define arama ruhsatı için başvuruda bulunabilirler. Başvuru, define aranacak arazinin bağlı olduğu en büyük mülki amire, yani valiliğe veya kaymakamlığa yapılır. Eğer arama yapılacak arazi özel mülkiyete konu ise, başvuru sahibi arazi malikinden noter tasdikli bir muvafakatname (izin belgesi) almak zorundadır. Başvuru dosyası, bölgedeki yetkili müze müdürlüğü tarafından incelenir ve uygun görülmesi halinde valilik onayı ile bir yıl süreli arama ruhsatı verilir.
  • Paylaşım Oranları: Ruhsatlı bir arama neticesinde define bulunduğunda, “bulan kişi” sıfatı, kazıyı fiilen yapan işçiye veya makine operatörüne değil, doğrudan doğruya adına ruhsat düzenlenen kişiye aittir. Bu durumda uygulanacak ödül oranları, TMK’daki “değerinin yarısını aşmamak üzere” şeklindeki esnek ifadeden farklı olarak, Yönetmelik’in 18. maddesinde net oranlarla belirlenmiştir:
    • Define Hazine’ye Ait Arazide Bulunursa: Bulunan definenin Maliye Bakanlığı’nca tespit edilecek değerinin %50’si, arama ruhsatı sahibine ödül olarak verilir. Kalan %50 Hazine’ye kalır.
    • Define Özel Mülkiyete Ait Arazide Bulunursa: Bu durumda üçlü bir paylaşım söz konusudur. Bulunan definenin değerinin%40’ı ruhsat sahibine, %10’u ise arazi malikine ödenir. Geriye kalan%50’lik kısım ise Hazine’ye ait olur. Bu senaryoda, definenin mülkiyeti kanun gereği arazi sahibine ait olsa da, kendisi definenin değerinin sadece %10’unu alabilmekte, geri kalan %40’ı bulana, %50’yi ise devlete vermekle yükümlü olmaktadır.

İzinsiz Arama (Kaçak Kazı) ve Hukuki Sonuçları

Bu, define bulmanın en riskli ve tamamen yasa dışı olan yoludur. Herhangi bir resmi izin veya ruhsat olmaksızın, define bulma amacıyla kazı yapmak, sondaj yapmak veya dedektör gibi cihazlarla araştırma yapmak ciddi bir suç teşkil eder. Bu yolla define bulan bir kişinin, bulduğu defineden herhangi bir ödül talep etme hakkı kesinlikle bulunmamaktadır. Aksine, bu kişiler ağır hukuki ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalırlar.

  • Uygulanacak Cezai Yaptırımlar: Yaptırımlar, 2863 sayılı KTVKK’nın 74. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir:
    • KTVKK m. 74/1: Kültür varlığı bulma amacıyla izinsiz olarak kazı veya sondaj yapan kişi, fiilen toprağa müdahale ettiği için, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun oluşması için kişinin kendi arazisinde dahi izinsiz kazı yapması yeterlidir.
    • KTVKK m. 74/2: İzinsiz olarak define araştıran kişi, yani dedektörle arama gibi kazı içermeyen yüzeysel faaliyetlerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası alır. Ancak kanun koyucu, bu suçun oluşabilmesi için arama faaliyetinin sit alanı gibi korunması gerekli bir alanda yapılması şartını aramıştır.

Define ve Kültür Varlığı Ayrımının Sonuçları

Makalenin başından itibaren vurgulanan en temel ayrım olan define-kültür varlığı ayrımı, pratik sonuçlarını bu noktada göstermektedir. Bulunan eşyanın bilimsel veya tarihi bir değere sahip olması durumunda, TMK’nın defineye ilişkin hükümleri tamamen devre dışı kalır ve KTVKK’nın özel hükümleri uygulanır.

Bulunan Eşyanın Kültür Varlığı Olması Halinde Mülkiyet Sorunu

KTVKK’nın 5. maddesi uyarınca, sit alanlarında veya korunması gerekli olduğu tespit edilen diğer yerlerde bulunan tüm taşınır kültür ve tabiat varlıkları, doğrudan doğruya ve istisnasız olarak Devlete aittir. Bu durumda ne arazi sahibinin ne de bulan kişinin buluntu üzerinde herhangi bir mülkiyet hakkı iddia etmesi hukuken mümkün değildir. Mülkiyet, buluş anında kanun gereği Devlete intikal eder.

Bildirim Yükümlülüğü ve Süresi

Kültür varlığı bulan kişi, önemli bir kamu hukuku yükümlülüğü altındadır. KTVKK m. 4 uyarınca bulan kişi, bulduğu eşyayı en geç üç gün içinde en yakın müze müdürlüğüne, köyde ise muhtara, diğer yerlerde ise mülki idare amirliklerinden birine (kaymakamlık, valilik) bildirmekle mükelleftir. Bu üç günlük süre hak düşürücü nitelikte olup, bu yükümlülüğün kasten yerine getirilmemesi, KTVKK m. 67 uyarınca altı aydan üç yıla kadar hapis cezasını gerektiren ayrı bir suçtur.

Bildirimde Bulunan Kişiye Ödenecek İkramiye

Bildirim yükümlülüğünü süresi içinde ve usulüne uygun olarak yerine getiren kişiye, özel hukuktan kaynaklanan bir “ödül” değil, kamu hukukundan kaynaklanan bir “ikramiye” ödenir. Bu ikramiye, definenin maliki olan arazi sahibi tarafından değil, doğrudan Devlet tarafından ödenir ve oranları definedeki ödül sisteminden tamamen farklıdır.

  • İkramiye Oranlarının Belirlenmesi:
    • Kültür varlığı, bulanın kendi mülkünde (evinde, tarlasında) bulunursa: Eserin müze tarafından tespit edilen değerinin tamamı (%100), ikramiye olarak bulan ve aynı zamanda malik olan kişiye ödenir.
    • Kültür varlığı, başkasının mülkünde bulunursa: Tespit edilen değerin %80’i, bulan kişi ile mülk sahibi arasında eşit olarak paylaştırılır (%40 bulan kişiye, %40 mülk sahibine). Kalan %20 Hazine’ye kalır.
    • Kültür varlığı, Devlete ait bir arazide veya sahipsiz bir yerde bulunursa: Tespit edilen değerin %40’ı, bulan kişiye ikramiye olarak ödenir.
  • İkramiye Hakkının Doğumu İçin Gerekli Şartlar: Bu ikramiyeye hak kazanılabilmesi için, bildirimin yapılmış olması tek başına yeterli değildir. Bulunan varlığın, ilgili müze müdürlüğü bünyesindeki uzmanlardan oluşan değerlendirme komisyonu tarafından “korunması gerekli kültür varlığı” olarak tescil edilmesi ve müzeye alınmasına karar verilmesi zorunludur. Eğer komisyon, eserin müzelik bir değere sahip olmadığına ve korunmasının gerekli olmadığına karar verirse, eser bulana iade edilir ve bu durumda herhangi bir ikramiye ödemesi yapılmaz.

idare hukuku efehan mihai erginer

Sonuç

Türk hukuk sistemi, toprak altındaki buluntularla ilgili olarak define ve kültür varlıkları arasında son derece net ve sonuçları itibarıyla keskin bir ayrım yaratmıştır. Her iki buluntu türü için de farklı mülkiyet rejimleri, farklı hukuki dayanaklar ve bulan kişiye farklı haklar tanıyan ödül/ikramiye sistemleri öngörülmüştür.

Özetle:

  • Define: Bilimsel ve tarihi değeri olmayan, sahibi tespit edilemeyen, eski ve ekonomik değeri olan taşınır bir maldır. Mülkiyeti, içinde bulunduğu taşınmazın malikine aittir. Bulan kişinin hakkı ise, buluş şekline göre oranı değişen ve mülk sahibinden talep edeceği bir ödül alacağıdır. Temel yasal dayanağı Türk Medeni Kanunu’dur.
  • Kültür Varlığı: Bilimsel, tarihi ve arkeolojik değeri olan, kanunla koruma altına alınmış bir eserdir. Mülkiyeti, nerede ve kim tarafından bulunduğuna bakılmaksızın doğrudan Devlete aittir. Bulan kişinin temel yükümlülüğü onu üç gün içinde yetkili makamlara bildirmek, temel hakkı ise bu bildirime bağlı olarak Devletten alacağı bir ikramiyedir. Temel yasal dayanağı 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’dur.

Bu ikili hukuki yapı, bir yandan kişilerin tesadüfi buluşlarını veya ruhsatlı aramalarını hukuki güvence altına alarak onları ödüllendirmeyi, diğer ve daha önemli yandan ise ülkenin ortak mirası olan paha biçilmez kültür varlıklarını korumayı, kayıt altına almayı ve yasa dışı yollarla tahrip edilmesini veya yurtdışına kaçırılmasını engellemeyi amaçlamaktadır.

Bu nedenle, define veya tarihi eser niteliğinde olabileceği düşünülen herhangi bir buluntuyla karşılaşıldığında atılacak en doğru ve tek yasal adım, durumu en kısa sürede yetkili makamlara bildirmektir. Bu davranış, yalnızca ağır cezai yaptırımlardan kaçınmayı sağlayan yasal bir zorunluluk değil, aynı zamanda kanunların dürüst vatandaşa tanıdığı mali haklardan en doğru ve meşru şekilde faydalanmanın da tek yoludur. Unutulmamalıdır ki, toprağın altındaki zenginlikler, ancak hukuka uygun adımlar atıldığında hem bulan kişi hem de toplumun ortak mirası için bir kazanıma dönüşebilir.

Av. Efehan Mihai ERGİNER

Güncel Yazılar