Ceza Muhakemesinde Arama ve El Koyma
Arama ve el koyma olarak tedbirleri doğaları gereği bireyin en mahrem alanlarına; Anayasa’nın 20. maddesiyle korunan özel hayatın gizliliğine, 21. maddesiyle dokunulmaz kabul edilen konutuna ve 35. maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkına doğrudan bir müdahale teşkil eder. Bu nedenle, bir yandan ceza yargılamasının etkinliği ve delillerin karartılmasının önlenmesi için vazgeçilmez birer araç iken, diğer yandan keyfi ve orantısız uygulamalara karşı en sıkı kanuni güvencelere bağlanmışlardır. Bir hukuk devletinde, bir kişinin evinin kapısının devlet gücüyle çalınması veya kişisel eşyalarına el uzatılması ancak meşru bir amaca hizmet eden, kanunla açıkça yetkilendirilmiş ve yargısal bir denetime tabi tutulmuş istisnai bir durum olabilir.

Yazı İçeriği
Ceza Muhakemesinde Arama ve El Koyma
Bu yazımızda Türk Ceza Muhakemesi Hukuku sistematiği içerisinde, arama ve el koyma tedbirlerini inceleyeceğiz.
Koruma Tedbirlerinin Hukuki Çerçevesi
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 90 ila 140. maddeleri arasında sistematik bir şekilde düzenlenen koruma tedbirleri, ceza yargılamasının nihai amacına ulaşabilmesi için başvurulan, ancak henüz bir mahkûmiyet kararı olmaksızın bireylerin temel hak ve özgürlüklerini geçici olarak sınırlandıran işlemler bütünüdür. Bu tedbirlerin varlık sebebi, yargılama sürecinin sağlıklı işlemesini ve nihayetinde verilecek olan kararın kâğıt üzerinde kalmamasını, yani infazını güvence altına almaktır. Delillerin yok edilmesini, değiştirilmesini veya gizlenmesini önlemek, şüpheli veya sanığın yetkili merciler önünde hazır bulunmasını sağlamak ve olası bir müsadere kararının konusunu teminat altına almak gibi amaçlara hizmet ederler.
Temel Hak ve Hürriyetleri Sınırlandırma Niteliği
Koruma tedbirleri, özleri itibarıyla birer sınırlamadır. Tutuklama kişi hürriyetini, iletişimin denetlenmesi haberleşme hürriyetini, adli kontrol seyahat özgürlüğünü, el koyma mülkiyet hakkını ve arama ise özel hayatın gizliliği ile konut dokunulmazlığını doğrudan doğruya sınırlar. Anayasal bir hakkın sınırlandırılması ise ancak Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen çerçevede, yani hakkın özüne dokunmaksızın, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olarak, kanunla yapılabilir. Dolayısıyla, bir koruma tedbirinin hukuka uygunluğundan bahsedebilmek için, öncelikle bu anayasal meşruiyet zeminine sahip olması gerekir.
Kanunilik İlkesi
Hukuk devletinin temel direklerinden olan kanunilik ilkesi, koruma tedbirleri alanında çifte bir anlama sahiptir. İlk olarak, hiçbir koruma tedbiri kanunda açıkça düzenlenmedikçe uygulanamaz. Yorum yoluyla veya kıyasen yeni tedbirler ihdas edilemez. İkinci olarak, kanunda düzenlenen bir tedbirin dahi hangi şartlarda, kim tarafından, nasıl ve ne süreyle uygulanacağı tüm detaylarıyla kanunda gösterilmelidir. Bu ilke, hem bireyler için hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik sağlar hem de uygulayıcıların takdir yetkisini sınırlayarak keyfiliğin önüne geçer.
Geçicilik İlkesi
Koruma tedbirleri, adından da anlaşılacağı üzere, nihai bir çözüm veya ceza değildir. Belirli bir amaca ulaşmak için başvurulan geçici araçlardır. Bu amaç hasıl olduğunda veya tedbire başvurma gerekliliği ortadan kalktığında, derhal sona erdirilmeleri gerekir. Örneğin, hakkında delillerin karartılması şüphesiyle el konulan bir bilgisayarın imajı alınıp inceleme tamamlandığında, artık el koyma tedbirinin devam etmesi için bir neden kalmaz. Benzer şekilde, hakkında yurtdışına çıkış yasağı konulan bir sanığın yargılama sonunda beraat etmesiyle birlikte bu tedbir kendiliğinden hükümsüz kalır.
Ölçülülük (Orantılılık) İlkesi
Ölçülülük ilkesi, koruma tedbirlerinin uygulanmasında belki de en önemli yol göstericidir. Bu ilke, uygulanacak tedbirle ulaşılmak istenen amaç arasında makul ve adil bir denge kurulmasını emreder. Temel haklara yapılan müdahalenin, hedeflenen meşru amaç için gerekli olanın ötesine geçmemesini sağlar. Doktrin ve Anayasa Mahkemesi kararlarında ölçülülük ilkesi üç alt başlıkta incelenir:
- Elverişlilik: Seçilen tedbirin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli, yani uygun olmasıdır. Suçla ilgisi olmayan bir eşyaya el konulması, elverişlilik alt ilkesine aykırı olacaktır.
- Gereklilik (Zorunluluk): Ulaşılmak istenen amaca, bireyin haklarına daha az müdahale eden daha hafif bir tedbirle ulaşılabiliyorsa, daha ağır olan tedbirin seçilmemesi anlamına gelir. Örneğin, bir belgenin fotokopisini almak yeterliyken, belgenin aslına el koymak gereklilik ilkesini ihlal edebilir.
- Orantılılık (Oran / Ölçülülük Dar Anlamda): Tedbirin uygulanmasıyla bireyin uğrayacağı zarar ile kamu menfaatinin elde edeceği yarar arasında makul bir oran bulunmasıdır. Çok basit bir suç şüphesi için bir şirketin tüm ticari faaliyetlerini durduracak şekilde kayyım atanması, orantılılık ilkesine açıkça aykırılık teşkil eder.
Yargı Kararına Dayanma Zorunluluğu
Anayasa, temel hak ve hürriyetlere yönelik en ciddi müdahalelerin kural olarak bir yargı kararına, yani bağımsız ve tarafsız bir hâkimin kararına dayanmasını öngörmüştür. Bu, yürütme organının (kolluk, savcılık) keyfi müdahalelerine karşı en önemli güvencedir. CMK da bu ilkeyi benimseyerek, arama ve el koyma gibi tedbirler için kural olarak hâkim kararını şart koşmuştur. Gecikmesinde sakınca bulunan, yani derhal harekete geçilmediği takdirde delillerin kaybolacağı veya şüphelinin kaçacağı gibi istisnai ve acil durumlarda Cumhuriyet savcısı veya (daha dar bir alanda) kolluk amirinin yazılı emriyle de bu tedbirler uygulanabilir. Ancak bu istisnai yetkinin kullanımı dahi, en kısa sürede (genellikle 24 saat içinde) hâkimin onayına sunulmak zorundadır. Hâkim onayı alınamayan tedbirler, hukuken geçersiz hale gelir.
Arama Tedbiri
Arama, CMK’nın 116 ila 122. maddeleri arasında düzenlenen, şüpheli veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin bulunup el konulması amacıyla bir kimsenin üstü, eşyası, konutu, işyeri gibi özel alanlarında yapılan araştırma işlemidir.
Arama Kararı
5271 sayılı CMK m.119 uyarınca;
(1) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabilir. Kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçları Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir.
(2) Arama karar veya emrinde;
a) Aramanın nedenini oluşturan fiil,
b) Aranılacak kişi, aramanın yapılacağı konut veya diğer yerin adresi ya da eşya,
c) Karar veya emrin geçerli olacağı zaman süresi,
Açıkça gösterilir.
(3) Arama tutanağına işlemi yapanların açık kimlikleri yazılır.
(4) Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.
(5) Askerî mahallerde yapılacak arama, Cumhuriyet savcısının nezaretinde askerî makamların katılımıyla adlî kolluk görevlileri tarafından yerine getirilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle de askerî makamların katılımıyla adlî kolluk görevlileri tarafından arama yapılabilir.

Adli Arama ve Önleme Araması Ayrımı
Ceza muhakemesi pratiğinde en çok karıştırılan ve en fazla hukuka aykırılığa yol açan konulardan biri, adli arama ile önleme araması arasındaki ayrımdır.
- Önleme Araması: Bu arama türünün amacı, henüz işlenmemiş ancak işlenmesi muhtemel bir suçu veya bir tehlikeyi önlemektir. Hukuki dayanağını CMK’dan değil, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun (PVSK) 9. maddesinden alır. Milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık ve ahlakın korunması gibi idari ve önleyici amaçlar taşır. Önleme araması için aranan kriter, “makul sebep”tir. Bu, daha soyut, genel bir tehlike veya düzensizlik halini ifade eder (örneğin, bir stadyum girişinde, umuma açık bir eğlence yerinde yapılan genel kontroller).
- Adli Arama: Adli aramanın amacı ise, halihazırda işlenmiş olan bir suçun delillerini toplamak, şüphelisini veya sanığını yakalamak ya da müsadereye tabi bir eşyayı ele geçirmektir. Hukuki dayanağı CMK’dır ve bu arama türü için aranan kriter, “makul şüphe”dir. Bu şüphe, belirli bir suçun işlendiğine dair somut olgulara dayanan, kişiselleştirilmiş bir şüphedir.
Yargıtay, yerleşik içtihatlarında, önleme araması adı altında ve bu aramanın daha gevşek koşullarından faydalanılarak yapılan, ancak aslında belirli bir suç şüphesine dayanan aramaları “hukuka aykırı adli arama” olarak nitelendirmekte ve bu yolla elde edilen delilleri hükme esas almamaktadır. Örneğin, yolda rutin bir kimlik kontrolü sırasında polisin, somut bir suç şüphesi olmaksızın, sırf kişinin tavırlarından “şüphelenerek” aracının bagajını veya torpidosunu açıp arama yapması, hukuka aykırı bir adli arama niteliğindedir ve bu sırada bulunan suç unsurları (uyuşturucu, silah vb.) “zehirli ağacın meyvesi” olarak kabul edilir.
Aramanın Şartları
Adli aramanın hukuka uygun sayılabilmesi için iki olmazsa olmaz koşulun bir arada bulunması gerekir: yeterli yoğunlukta bir şüphe ve yetkili bir merci tarafından verilmiş bir karar veya emir.
Şüphe
Ceza muhakemesi bir şüpheyle başlar, ancak her şüphe bireyin konutuna girme veya üstünü arama yetkisi vermez. CMK’nın 116. maddesi, arama yapılabilmesi için “makul şüphe”nin varlığını aramaktadır. Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 6. maddesi makul şüpheyi, “hayatın olağan akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphe” olarak tanımlamaktadır. Bu tanım, şüphenin soyut, sezgisel veya genel bir hissiyattan öte, somut olgulara, emarelere (örneğin, güvenilir bir tanık beyanı, teknik takip sonucu elde edilen bir bilgi, olay yerinden kaçan birinin eşkaline uyma gibi) dayanması gerektiğini ifade eder.
Suçla İlgisi Olmayan Kişilerin Aranması
CMK, aramanın muhatabına göre aranan şüphe standardını farklılaştırmıştır. Şüpheli veya sanık hakkında arama yapmak için “makul şüphe” yeterliyken (CMK m. 116), suçla doğrudan bir ilgisi olmayan üçüncü bir kişinin (örneğin, şüphelinin bir yakını, arkadaşı veya komşusu) evinde veya işyerinde arama yapılabilmesi için daha ağır bir şart getirilmiştir. CMK’nın 117. maddesine göre, bu durumda makul şüpheye ek olarak, “aranılan kişinin veya suç delillerinin, belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanak sağlayan olayların varlığı” da aranır. Bu, masum kişilerin sırf bir şüpheliyle olan ilişkileri nedeniyle ağır bir müdahaleye maruz kalmalarını önlemeyi amaçlayan önemli bir güvencedir.
Arama Kararı veya Emrinin İçeriği
Aramanın ikinci temel şartı, yetkili bir merciin yazılı kararıdır.
- Yetkili Merci: Kural olarak arama kararı, soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise davaya bakan mahkeme tarafından verilir.
- İstisnai Haller: Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı, ona ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amiri de yazılı emir verebilir. Ancak burada kritik bir ayrım vardır: Konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, kolluk amirinin emriyle kesinlikle yapılamaz. Bu yerler için ya hâkim kararı ya da gecikmesinde sakınca bulunan halde savcı emri zorunludur. Bu, özel yaşam alanlarına yönelik korumanın bir yansımasıdır.
- Kararın İçeriği: CMK’nın 119. maddesi, bir arama kararında veya emrinde bulunması gereken unsurları net bir şekilde saymıştır: Aramanın nedenini oluşturan fiil (hangi suça ilişkin arama yapıldığı), aranacak kişi, aramanın yapılacağı yerin adresi veya eşya ve kararın geçerli olacağı zaman süresi. Bu unsurlardan birinin eksik olması, kararı ve dolayısıyla yapılan aramayı hukuka aykırı hale getirir. “Genel” veya “belirsiz” ifadelerle (örneğin, “şüphelinin tüm adreslerinde” gibi) arama kararı verilemez.
Aramanın İcrası ve Özel Durumlar
- Aramada Hazır Bulunabilecek Kişiler (Hazirun): CMK’nın 120. maddesi, arama işleminin şeffaflığını ve denetlenebilirliğini sağlamak amacıyla, aranan yerin sahibi veya eşyanın zilyedinin aramada hazır bulunabileceğini düzenlemiştir. Bu kişiler yoksa, temsilcisi veya bir yakını ya da komşusu hazır bulundurulur. Özellikle savcının bizzat bulunmadığı konut ve işyeri aramalarında, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin “hazirun” (tanık) olarak bulundurulması kanuni bir zorunluluktur (CMK m. 119/4). Yargıtay, hazirun bulundurulmadan yapılan konut aramalarını mutlak bir hukuka aykırılık sebebi saymakta ve bu aramalarda elde edilen delilleri geçersiz kabul etmektedir.
- Avukat Bürolarında Arama: Savunma hakkının kutsallığı ve avukat-müvekkil gizliliğinin korunması amacıyla, avukat bürolarında arama yapılması CMK’nın 130. maddesinde çok sıkı özel koşullara bağlanmıştır. Avukat büroları ancak mahkeme kararıyla, arama sırasında Cumhuriyet savcısı ile baro başkanı veya onu temsil eden bir avukatın hazır bulunması şartıyla aranabilir. Ayrıca arama, sadece kararda belirtilen suçla ilgili ve avukat ile müvekkili arasındaki mesleki ilişkiye dair belgelere odaklanabilir.
- Tesadüfen Elde Edilen Deliller: Arama, belirli bir suçun delillerini bulmak için yapılır. Ancak arama sırasında, aramanın konusu olan suçla ilgisi olmayan, fakat başka bir suçun işlendiğine dair şüphe uyandıran bir delil bulunursa (örneğin, hırsızlık için yapılan aramada uyuşturucu bulunması), bu delile “tesadüfi delil” denir. CMK’nın 138. maddesine göre, bu delil muhafaza altına alınır ve durum derhal Cumhuriyet savcısına bildirilerek, bu yeni suçla ilgili gerekli soruşturma işlemleri başlatılır.
Aramada Hazır Bulunabilecekler
5271 sayılı CMK m.120 uyarınca;
(1) Aranacak yerlerin sahibi veya eşyanın zilyedi aramada hazır bulunabilir; kendisi bulunmazsa temsilcisi veya ayırt etme gücüne sahip hısımlarından biri veya kendisiyle birlikte oturmakta olan bir kişi veya komşusu hazır bulundurulur.
(2) 117 nci maddenin birinci fıkrasında gösterilen hâllerde zilyet ve bulunmazsa yerine çağrılacak kişiye, aramaya başlamadan önce aramanın amacı hakkında bilgi verilir.
(3) Kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamaz.
El Koyma Tedbiri
El koyma, CMK’nın 123 ila 134. maddeleri arasında düzenlenmiş, ispat aracı olarak yararlı görülen veya ileride müsadereye (zorla alım) konu olabilecek eşya, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerleri üzerindeki zilyedin (fiili hakimiyeti elinde bulunduranın) tasarruf yetkisinin, ceza muhakemesi süresince ve devlet gücüyle kaldırılmasıdır.
El Koyma Kararı
5271 sayılı CMK m.123 uyarınca;
(1) İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, muhafaza altına alınır.
(2) Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya elkonulabilir.
(3) Muhafaza altına alınan veya elkonulan eşya ya da malvarlığı değerlerinin kıymeti tespit edilir.

El Koymanın Amacı ve Hukuki Niteliği
El koymanın ikili bir amacı vardır. Birincil amacı, delil niteliği taşıyan eşyanın (örneğin, suçta kullanılan silah, parmak izi bulunan bir bardak, sahte bir belge) kaybolmasını, bozulmasını veya değiştirilmesini önleyerek delil güvenliğini sağlamaktır. İkincil amacı ise, suçtan elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ve TCK uyarınca müsaderesi gereken eşyanın (örneğin, uyuşturucu madde, kaçak sigara, rüşvet parası) yargılama sonuna kadar muhafaza edilerek olası bir müsadere kararının infazını güvence altına almaktır. El koyma da arama gibi geçici bir tedbirdir ve yargılama sonunda eşyanın sahibine iadesine veya müsaderesine karar verilir.
El Koymanın Şartları
- Yeterli Şüphe: CMK, basit el koyma (m. 123) için açık bir şüphe derecesi belirtmemiştir. Ancak doktrindeki hakim görüş, el koymanın mülkiyet hakkına daha yoğun bir müdahale olması nedeniyle, arama için aranan “makul şüphe”den daha yoğun, “yeterli şüphe” olarak adlandırılabilecek bir şüphenin varlığını aramaktadır. Özel el koyma türlerinde ise (örneğin, şirket yönetimine kayyım atanması, malvarlığına el konulması) kanun açıkça “somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesi” gibi daha ağır standartlar öngörmüştür.
- El Koyma Kararı: Kural olarak el koyma kararı da hâkim tarafından verilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı, ona ulaşılamayan hallerde ise kolluk amiri de yazılı bir emirle el koyma yapabilir. Ancak savcı veya kolluk amirinin emriyle yapılan el koyma, CMK’nın 127. maddesi uyarınca mutlaka yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmalıdır. Hâkim de kırk sekiz saat içinde onaylayıp onaylamadığına dair kararını açıklamak zorundadır. Bu sürelere uyulmaması, el koymayı hükümsüz kılar.
- El Konulabilir Eşya: El koymanın konusu, ispat aracı olarak yararlı görülen veya müsadereye tabi olan eşya veya kazançlardır.
- El Koyma Yasağının Bulunmaması: Kanun, bazı durumlarda el koymayı yasaklamıştır. En önemli yasak, CMK’nın 126. maddesinde düzenlenen, şüpheli/sanık ile tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiler (avukatı, hekimi, nişanlısı, eşi, kan veya kayın hısımları) arasındaki mektup ve belgelerle ilgilidir. Bu kişilerin mesleki veya ailevi sırlarını içeren bu belgelere, bu kişilerin nezdinde bulundukça el konulamaz. Bu, savunma hakkı ve aile mahremiyetinin korunması amacını güder.
Özel El Koyma Türleri
CMK, klasik fiziki eşyaya el koymanın yanı sıra, suçla mücadelenin modern gereklerine uygun olarak düzenlenmiş özel el koyma türlerine de yer vermiştir:
- Taşınmazlara, Hak ve Alacaklara El Koyma (CMK m. 128): Bu, özellikle organize suçlar ve ekonomik suçlarla mücadelede çok güçlü bir araçtır. Kanunda sayılan katalog suçların (uyuşturucu ticareti, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, zimmet, rüşvet gibi) işlenmesi suretiyle elde edildiğine dair “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” varsa, şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara (ev, arsa), kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, banka hesaplarına, şirket hisselerine ve diğer tüm malvarlığı değerlerine el konulabilir. Bu karar ancak ağır ceza mahkemesi tarafından oybirliği ile verilebilir.
- Postada El Koyma (CMK m. 129): Haberleşme hürriyetine bir müdahale niteliği taşıyan bu tedbirle, suçun delilini oluşturduğundan şüphe edilen ve posta hizmeti veren kurumlardaki gönderilere (mektup, koli vb.) hâkim kararıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcı emriyle el konulabilir.
- Bilgisayarlarda ve Bilişim Sistemlerinde Arama, Kopyalama ve El Koyma (CMK m. 134): Modern suçların dijital ortama taşınmasıyla en önemli tedbirlerden biri haline gelmiştir. Bu tedbire başvurulabilmesi için iki temel koşul vardır: Başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması ve somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesinin varlığı. Bu koşullar varsa, şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile kütüklerinde (hard disk, harici bellek, bulut hesapları vb.) arama yapılabilir. Bu sistemlerdeki veriler kopyalanabilir (imajı alınabilir) veya şifrelerin çözümü yapılarak bu verilere el konulabilir. Bu karar da kural olarak hâkim tarafından verilir.
- Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini (CMK m. 133): Bir şirketin faaliyeti çerçevesinde suç işlendiğine (örneğin, şirket aracılığıyla vergi kaçırılması, dolandırıcılık yapılması) dair kuvvetli şüphe varsa ve bu durum kamu düzeni için ciddi bir tehlike oluşturuyorsa, soruşturma ve kovuşturma sürecinde şirketin yönetimi için kayyım atanmasına karar verilebilir. Bu, mülkiyet ve teşebbüs hürriyetine çok ağır bir müdahale olduğu için sıkı şartlara bağlanmıştır.
El Konulan Eşyanın İadesi
5271 sayılı CMK m.131 uyarınca;
(1) Şüpheliye, sanığa veya üçüncü kişilere ait elkonulmuş eşyanın, soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye tabi tutulmayacağının anlaşılması halinde, re’sen veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından karar verilir. İstemin reddi kararlarına itiraz edilebilir.
(2) 128 inci madde hükümlerine göre elkonulan eşya veya diğer malvarlığı değerleri, suçtan zarar gören mağdura ait olması ve bunlara delil olarak artık ihtiyaç bulunmaması halinde, sahibine iade edilir.
Hukuka Aykırı Arama ve El Koymanın Yaptırımları
Hukuk devleti, koyduğu kurallara öncelikle kendisinin uymasını gerektirir. Kanunda öngörülen şartlara ve usullere riayet edilmeden yapılan arama ve el koyma işlemleri hukuka aykırı olup, çeşitli yaptırımlara tabidir.
Delil Olarak Değerlendirme Yasağı
En önemli yaptırım, muhakeme hukukuna ilişkindir. Anayasa’nın 38/6, CMK’nın 206/2-a ve 217/2. maddeleri, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini ve hükme esas alınamayacağını amir hükümlerle düzenlemiştir. Bu, “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” ilkesinin bir yansımasıdır. Hukuka aykırı bir arama sonucu elde edilen bir silah veya uyuşturucu, maddi gerçeği ne kadar açık bir şekilde gösterirse göstersin, yargılamada sanığın aleyhine delil olarak kullanılamaz. Bu yasak, kolluk ve savcılığı hukuka uygun davranmaya teşvik eden en önemli mekanizmadır.
Cezai Sorumluluk
Hukuka aykırı arama yapan kamu görevlisi, eyleminin niteliğine göre çeşitli suçları işlemiş olabilir. Türk Ceza Kanunu’nun 120. maddesi, “Haksız Arama” başlığı altında, hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisi için hapis cezasını özel olarak düzenlemiştir. Bunun yanı sıra, görevi kötüye kullanma (TCK m. 257), konut dokunulmazlığını ihlal (TCK m. 116) gibi suçların oluşması da mümkündür.
Tazminat Sorumluluğu
Hukuka aykırı arama veya el koyma nedeniyle maddi veya manevi bir zarara uğrayan kişiler, devlete karşı tazminat davası açma hakkına sahiptir. CMK’nın 141. maddesi, kanuna aykırı olarak arama yapılması veya eşyasına el konulup makul sürede iade edilmemesi gibi durumları tazminat nedeni olarak saymıştır. Bu dava, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde görülür ve devlet, ödediği tazminatı, kusurlu olan ilgili kamu görevlisine rücu edebilir.

Sonuç
Arama ve el koyma, ceza muhakemesi hukukunun en dinamik, en tartışmalı ve birey özgürlükleri açısından en hassas alanını teşkil etmektedir. Bu tedbirler, suçla mücadelenin ve adaletin tecellisinin meşru ve zorunlu araçları olmakla birlikte, Anayasa ile korunan en temel hak ve hürriyetlere yönelik doğaları gereği ağır birer müdahale niteliği taşırlar. Bu ikilem, kanun koyucuyu ve uygulayıcıları sürekli bir denge arayışına itmektedir.
Kanun koyucu, bu dengeyi sağlamak adına bu tedbirleri kanunilik, ölçülülük, geçicilik ve yargısal denetim gibi temel ilkelerle çevreleyerek, keyfi uygulamaların önüne geçmeye yönelik bir hukuki mimari inşa etmiştir. Ancak, teorideki bu güvencelerin pratikte ne ölçüde hayata geçirildiği, hukuk devletinin kalitesini belirleyen en önemli göstergedir.
Bu bağlamda, özellikle arama tedbiri için aranan şüphe seviyesinin, kısa bir süre tecrübe edilen “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” standardından, daha esnek ve takdire açık olan “makul şüphe” standardına geri döndürülmesi, temel hak ve hürriyetlerin korunması perspektifinden bakıldığında kaygı verici bir gelişme olarak değerlendirilebilir. “Makul şüphe” gibi soyut bir kavramın, uygulayıcılar tarafından geniş yorumlanma riski, konut dokunulmazlığı ve özel hayatın gizliliği gibi alanlara yönelik müdahaleleri kolaylaştırma ve sıradanlaştırma potansiyeli taşımaktadır. Bu durum, hukuk devletinin temelini oluşturan hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedeleme riski barındırır.
Nihayetinde, arama ve el koyma tedbirlerinin uygulanmasında başarı, sadece suçluların yakalanması veya suç delillerinin elde edilmesiyle ölçülemez. Asıl başarı, bu süreçte masumiyet karinesinin, savunma hakkının ve bireyin temel haklarının titizlikle korunarak, maddi gerçeğe ulaşılmasıdır. Bu hassas denge, ancak kanuni şartların ve usullerin en küçük bir taviz verilmeksizin uygulanması, yargısal denetimin lafzi değil fiili bir etkinlikte işletilmesi ve hukuka aykırı elde edilen delillerin, hiçbir istisnaya yer bırakılmaksızın yargılama sürecinin dışına çıkarılmasıyla sağlanabilir. Zira unutulmamalıdır ki, adalet arayışı, adaletsiz yöntemlerle yürütülemez ve hukukun üstünlüğü, ancak hukuka sadık kalarak tesis edilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
“Makul şüphe” tam olarak ne anlama geliyor? Herhangi bir ihbar yeterli mi?
Hayır, her ihbar veya soyut bir şüphe “makul şüphe” olarak kabul edilmez. Makul şüphe, hayatın olağan akışına göre somut olaylar ve olgularla desteklenen, ortalama bir kişinin o suçun işlendiğine veya delillerin o yerde olduğuna dair ikna olabileceği bir şüphe seviyesidir. Örneğin, sadece isimsiz bir ihbar tek başına yeterli değilken, ihbarın yanı sıra şüphelinin şüpheli hareketleri veya başka somut emarelerin varlığı makul şüpheyi oluşturabilir.
Polis, kapımı çalıp “içeride şüpheli bir durum var” diyerek arama yapabilir mi?
Kural olarak, konut ve iş yeri gibi kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama yapabilmek için hâkim kararı gereklidir. Gecikmesinde sakınca bulunan, yani delillerin karartılma veya şüphelinin kaçma ihtimalinin olduğu acil durumlarda Cumhuriyet savcısının yazılı emri de yeterli olabilir. Savcıya da ulaşılamayan çok istisnai hallerde ise kolluk amirinin yazılı emriyle arama yapılabilir. Ancak bu durumda bile, yapılan arama ve gerekçeleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirilmelidir. Dolayısıyla, polis sadece “şüpheli bir durum var” diyerek ve hiçbir karar göstermeden konutunuza giremez.
Gece vakti evimde arama yapılabilir mi?
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre kural, aramanın gündüz yapılmasıdır. Gece vakti (güneşin batmasından bir saat sonra başlayıp, doğmasından bir saat evvele kadar devam eden süre) konutta, iş yerinde veya diğer kapalı yerlerde arama yapılması yasaktır. Ancak bu kuralın istisnaları vardır: suçüstü hali, gecikmesinde sakınca bulunan haller veya firari bir kişinin yakalanması amacıyla yapılan aramalarda gece vakti de arama yapılabilir.
Aramada bulunan ve soruşturmayla ilgisi olmayan bir eşyaya el konulabilir mi?
Evet, bu mümkündür. Örneğin, hırsızlık suçuna ilişkin yapılan bir aramada, tesadüfen ruhsatsız bir silah bulunursa, bu silaha da el konulur ve bu durum derhal Cumhuriyet savcısına bildirilerek ayrı bir soruşturma başlatılır.
Bilgisayarıma ve cep telefonuma el konuldu. İçindeki her şeyi inceleyebilirler mi?
Dijital materyallerin incelenmesi de özel kurallara tabidir. CMK Madde 134’e göre, bilgisayar ve cep telefonu gibi dijital aygıtlarda arama, kopyalama ve el koyma yapılabilmesi için de kural olarak hâkim kararı gerekir. Kararda, aramanın kapsamı ve hangi verilere odaklanılacağı belirtilmelidir. Şifrelerin çözülmesi veya verilere erişim için de ayrı usuller öngörülmüştür. İnceleme sonucunda, soruşturmayla ilgili olan verilerin bir kopyası alınır veya bu veriler çıktısı alınarak dosyaya eklenir, ilgisiz kişisel veriler ise incelenemez.
El koyma işlemi ne kadar sürer? Eşyalarımı ne zaman geri alabilirim?
El koyma, bir koruma tedbiridir ve soruşturma veya kovuşturma için gerekli olduğu sürece devam eder. Eşyanın delil olarak bir değeri kalmadığında veya müsadere (zorla alım) kararı verilmesine gerek olmadığı anlaşıldığında, Cumhuriyet savcısının veya mahkemenin kararıyla sahibine iade edilir. İade talebinde bulunma hakkınız her zaman saklıdır.
Arama sırasında evim dağıtıldı, eşyalarım zarar gördü. Tazminat talep edebilir miyim?
Arama tedbiri, kişilerin temel haklarına bir müdahale olduğu için ölçülü bir şekilde uygulanmalıdır. Arama sırasında kasıtlı olarak veya orantısız güç kullanarak eşyalarınıza zarar verilmişse, bu durumu tutanağa geçirtmeli, aksi halde ayrıca tutanak tutarak ve görüntü kayıtları alarak bu durum delillendirilmelidir. Sonrasında devlete karşı maddi ve manevi tazminat davası açma hakkınız bulunmaktadır.
“Gecikmesinde sakınca bulunan hal” neye göre belirlenir?
“Gecikmesinde sakınca bulunan hal”, somut olayın özelliklerine göre belirlenir. Delillerin hemen yok edileceği, şüphelinin kaçmak üzere olduğu gibi acil durumlar bu kapsama girer. Bu kavramın keyfi yorumlanmasını önlemek için, bu gerekçeyle karar veren merciin (savcı veya kolluk amiri), neden gecikmesinde sakınca olduğunu kararında somut gerekçeleriyle açıklaması zorunludur. Bu kararlar daha sonra hâkim denetimine tabi tutulur.
Üzerimde arama yapılması için yazılı bir karar gösterilmesi gerekir mi?
Genellikle evet. Ancak suçüstü hali veya bir tehlikenin varlığı gibi durumlarda, karar alınmasını bekleyecek zaman olmayabilir. Kolluk görevlisi, kimliğini belirten bir belge ibraz ederek ve aramanın sebebini sözlü olarak bildirerek üzerinizi arayabilir. Ancak bu işlemin de sonrasında mutlaka bir tutanakla belgelenmesi gerekir.
Postayla gönderdiğim bir mektuba veya kargoya el konulabilir mi?
Evet, CMK Madde 129 uyarınca, suçun ispatı için yararlı görülen ve adliyenin eli altında bulunması gereken posta gönderilerine, hâkim kararıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının emriyle el konulabilir.
Şirketimin muhasebe kayıtlarına el konuldu. Ticari sırlarımın ifşa edilmesinden endişeliyim. Ne yapabilirim?
El konulan belgeler ve dijital veriler, sadece soruşturma konusu suçla ilgili olarak incelenebilir. Soruşturmanın gizliliği esastır ve görevlilerin bu bilgileri ifşa etmesi suçtur. Ticari sırlarınızın veya soruşturmayla ilgisiz diğer bilgilerinizin ifşa edildiğini düşünüyorsanız, suç duyurusunda bulunma ve tazminat talep etme hakkınız vardır.
Hâkim kararı olmadan yapılan el koyma işlemine sonradan onay alınması onu hukuki hale getirir mi?
Evet. Gecikmesinde sakınca bulunduğu için Cumhuriyet savcısı veya kolluk amirinin yazılı emriyle yapılan el koyma işlemi, 24 saat içinde görevli hâkimin onayına sunulmak zorundadır. Hâkim, el koymadan itibaren 48 saat içinde kararını açıklamazsa, el koyma kendiliğinden kalkar. Eğer hâkim onay verirse, işlem hukuki hale gelir.
Arama ve el koyma sırasında avukatımın yanımda olmasını talep edebilir miyim?
Evet. Arama ve el koyma işlemi sırasında bir avukatın size eşlik etmesini isteme hakkınız vardır.
Aramada bulunan her şey tutanağa yazılmak zorunda mıdır?
Evet, arama işlemi sonunda bir “Arama ve El Koyma Tutanağı” düzenlenir. Bu tutanağa, aramanın yapıldığı yer, zaman, kimlerin katıldığı, aramanın nedeni, bulunan suç unsurları ve el konulan eşyaların ayrıntılı bir listesi eksiksiz olarak yazılmalıdır. Tutanak, hazır bulunanlar tarafından imzalanır ve bir sureti size veya temsilcinize verilir.
El konulan dijital materyallerin imajı alınmalı mıdır?
Evet, bu çok önemli bir usul kuralıdır. Dijital delillerin orijinalliğini korumak ve üzerinde sonradan değişiklik yapılmasını önlemek için, el konulan hard disk, telefon, USB bellek gibi materyallerin birebir kopyası olan “imajı” alınmalıdır. İncelemeler bu imaj üzerinden yapılır. İmaj alma işlemi sırasında da bir tutanak düzenlenir ve bu işlemin usulüne uygun yapıldığının belgelenmesi gerekir.
Arama kararında ne gibi bilgilerin yer alması zorunludur?
Arama kararında veya emrinde; aramanın nedenini oluşturan fiil, aranacak kişi, aramanın yapılacağı konutun veya diğer yerin adresi ya da eşya, kararın veya emrin geçerli olacağı zaman süresi gibi bilgilerin açıkça yer alması zorunludur. Belirsiz ve genel ifadelerle (örneğin, “şüphelinin tüm adreslerinde”) arama kararı verilemez.
Av. Efehan Mihai ERGİNER

