Borçlunun Üzerinde Mal Yoksa Ne Yapılır?
İcra ve İflas Hukuku, toplumun ekonomik düzeninin temel taşlarından biridir. Alacak ve borç ilişkilerinin sağlıklı bir zeminde yürütülmesi, ticari hayata ve bireyler arası güvene hizmet eder. Ancak bu ilişkide en çetin meselelerden biri, başlatılan icra takibine rağmen borçlu adına kayıtlı herhangi bir haczedilebilir mal varlığına ulaşılamamasıdır. Bu durum, alacaklı için sürecin sonlandığı ve hakkından feragat etmesi gerektiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Türk Hukuk Sistemi, bu gibi durumlarda alacaklının haklarını koruyacak ve alacağın tahsilini sağlayacak çeşitli mekanizmalar öngörmüştür.
Yazı İçeriği
Genel Olarak Borçlunun Mal Varlığı Olmaması
İcra takibinin temel amacı, borçlunun mal varlığı değerlerinin cebri icra yoluyla paraya çevrilerek alacaklının tatmin edilmesidir. Lakin, icra müdürlükleri tarafından yapılan mal varlığı araştırmaları (TAPU, EGM, Banka, MERNİS sorguları) neticesinde borçlu adına kayıtlı menkul veya gayrimenkul bir mal bulunamaması, sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu, borcun sona erdiği veya alacaklının çaresiz kaldığı manasına gelmez. Bu noktada icra takibi, pasif bir bekleme sürecinden aktif bir hukuki takip ve araştırma sürecine evrilir. Alacaklı ve vekili için asıl hukuki mücadele bu aşamada başlamaktadır.
İcra Takibi Ve Haciz Süreçlerinin Başlatılması
Borçlunun mal varlığının bulunup bulunmamasından bağımsız olarak, alacağın tahsili için ilk ve en temel adım, yetkili icra dairesinde bir icra takibi başlatmaktır. İlamsız takiplerde borçluya ödeme emri, ilamlı takiplerde ise icra emri tebliğ edilir. Borçlunun yasal süresi içinde borca itiraz etmemesi veya itirazın mahkemece kaldırılması ile takip kesinleşir.
Takibin kesinleşmesiyle birlikte alacaklının haciz isteme hakkı doğar. Borçlunun bilinen adreslerinde fiili haciz yapılması, banka hesaplarına, maaşına, üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarına haciz müzekkereleri gönderilmesi bu sürecin standart adımlarıdır. Borçlunun mal varlığının bulunmadığı tespiti, genellikle bu ilk haciz talepleri ve sorgulamalar neticesinde ortaya çıkar.
Maaş Haczinin Uygulanması Ve Yasal Sınırlar
Borçlunun kayıtlı bir mal varlığı olmasa dahi, düzenli bir geliri, yani bir iş yerinden aldığı maaşı veya ücreti olabilir. Bu durum, alacaklı için en etkin tahsilat yollarından birini teşkil eder.
Maaş Haczi Müzekkeresi: Alacaklının talebi üzerine, icra dairesi borçlunun çalıştığı iş yerine bir maaş haczi müzekkeresi gönderir.
Yasal Kesinti Oranı: İcra ve İflas Kanunu’nun 83. maddesi uyarınca, borçlunun maaş veya ücretinin en fazla dörtte biri (1/4) haczedilebilir. Bu oran, borçlunun ve ailesinin geçimini temin etmesi için kanunla korunan asgari yaşam standardının bir gereğidir. Birden fazla icra dosyası olması durumunda dahi, kesintilerin toplamı maaşın 1/4‘ünü geçemez. Bu dosyalar sıraya konulur ve bir haciz kesintisi bittikten sonra diğerine geçilir.
İstisnalar: Nafaka alacakları için yapılan takipte bu oran uygulanmaz ve maaşın tamamına yakını haczedilebilir. Ayrıca, borçlunun açık rızası ve muvafakati ile 1/4‘ten daha fazla bir oranda kesinti yapılması da mümkündür.
Emekli Maaşına Haciz Konulabilir Mi?
Genel kural, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 93. maddesi gereğince emekli maaşlarının haczedilemeyeceğidir. Ancak bu kuralın da istisnaları mevcuttur:
Borçlunun Muvafakati: Emekli, maaşı üzerine haciz konulmasına açıkça muvafakat ederse, maaşı haczedilebilir. Bu muvafakat genellikle bankalardan kredi kullanımı sırasında alınan sözleşmesel taahhütlerle verilmektedir.
Nafaka Borçları: Nafaka alacakları için emekli maaşına haciz konulabilir.
SGK Prim Alacakları: Sosyal Güvenlik Kurumu’nun kendi prim alacakları için de emekli maaşına haciz uygulanması mümkündür.
Bu istisnalar dışında, alacaklının talebiyle borçlunun emekli maaşına haciz konulması hukuka aykırıdır ve şikayet üzerine kaldırılır.
Borçlunun Mal Kaçırması Ve Tasarrufun İptali Davası
Alacaklıların karşılaştığı en büyük zorluklardan biri de borçlunun, borcunu ödememek kastıyla mal varlığını üçüncü kişilere devretmesidir. Kanun koyucu, bu tür kötü niyetli devirlerin önüne geçmek ve alacaklıyı korumak amacıyla “Tasarrufun İptali Davası” kurumunu düzenlemiştir.
Bu dava, borçlunun alacaklısından mal kaçırmak amacıyla yaptığı hukuki işlemlerin (satış, bağışlama vb.) alacaklı bakımından geçersiz sayılmasını ve alacaklının o mal üzerinde haciz ve satış hakkı elde etmesini sağlar.
Tasarrufun İptali Davasının Şartları:
Kesinleşmiş İcra Takibi: Davayı açan alacaklının, borçlu aleyhine yürüttüğü ve kesinleşmiş bir icra takibi bulunmalıdır.
Aciz Vesikası: Alacaklının elinde, borçlunun borcu ödemeye yeter malı olmadığını gösteren geçici veya kesin aciz vesikası bulunmalıdır.
Borcun Tasarruftan Önce Doğmuş Olması: İptali istenen tasarruf işlemi, borcun doğumundan sonra yapılmış olmalıdır.
Kötü Niyet: Borçlunun işlemi alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı ve devralan üçüncü kişinin de bu durumu bildiği veya bilmesi gerektiği ispatlanmalıdır.
İcra ve İflas Kanunu, özellikle yakın akrabalar arasında yapılan devirler gibi bazı durumlarda kötü niyetin varlığına dair karineler öngörmüş ve ispat yükünü davalı üçüncü kişiye yüklemiştir. Bu dava, teknik ve detaylı bir hukuki süreç olup, mutlaka bir avukat aracılığıyla takip edilmelidir.
Aciz Vesikası Nedir Ve Alacaklıya Hangi Hakları Sağlar?
Yapılan tüm mal varlığı araştırmalarına ve haciz işlemlerine rağmen borçlunun haczedilebilir hiçbir malı bulunamazsa veya bulunan malların satışı borcu karşılamaya yetmezse, icra dairesi tarafından alacaklıya “Aciz Vesikası” verilir. Bu belge, borçlunun borcunu ödemekten aciz durumda olduğunun resmi bir tespitidir ve alacaklıya önemli haklar sağlar:
Zamanaşımının Uzaması: Aciz vesikasına bağlanan alacak için zamanaşımı süresi yirmi (20) yıldır.
Faiz İşlememesi: Borçlu açısından, aciz vesikasına bağlanan borca faiz işlemez.
Tasarrufun İptali Davası Açma Hakkı: Yukarıda belirtildiği gibi, kesin veya geçici aciz vesikası bu davanın açılabilmesi için bir ön şarttır.
Hacze İştirak: Başka bir alacaklının borçluya ait bir malı haczetmesi durumunda, aciz vesikası sahibi alacaklı, belirli şartlar altında bu hacze iştirak edebilir.
Yeniden Takip Kolaylığı: Alacaklı, borçlunun yeni bir mal edindiğini öğrendiği takdirde, aciz vesikasına dayanarak yeniden haciz talebinde bulunabilir ve bu takip için borçluya yeniden ödeme emri göndermesine gerek kalmaz.
Borçlunun Eşinin Ve Ailesinin Borçtan Sorumluluğu
Türk Medeni Kanunu’nda temel ilke, borçların şahsiliğidir. Yani, kural olarak herkes kendi borcundan kendi mal varlığı ile sorumludur. Bu ilke gereğince, bir eşin kişisel borcundan dolayı diğer eşin kişisel mallarına veya maaşına haciz konulamaz.
Ancak bu kuralın da istisnaları vardır:
Evlilik Birliğinin Giderleri: Eşler, evlilik birliğini temsilen ailenin sürekli ihtiyaçları için yaptıkları borçlardan müteselsilen (birlikte) sorumludur. Örneğin, ailenin ortak konutu için yapılan kira veya fatura borçları gibi.
Mal Rejimi: Eşler arasında yasal mal rejimi olan “edinilmiş mallara katılma rejiminde”, bir eşin kişisel borçları öncelikle o eşin kişisel mallarından, yetmezse edinilmiş mallarından karşılanır. Bu durumda dahi diğer eşin kişisel mallarına dokunulamaz. Ancak borçlunun edinilmiş malları üzerindeki yarı hissesi haczedilebilir.
Kefalet: Eğer bir eş, diğer eşin borcuna kefil olmuşsa, bu durumda kefalet sözleşmesi gereği sorumlu olur.
Çocukların veya anne-babanın borcundan dolayı ise, aralarında kefalet gibi bir hukuki ilişki bulunmadıkça, birbirlerinin mal varlıklarına haciz uygulanması mümkün değildir.
Haczedilemeyen Mal Ve Haklar Nelerdir?
İcra ve İflas Kanunu, borçlunun ve ailesinin asgari yaşam standardını ve ekonomik varlığını korumak amacıyla bazı mal ve hakların haczedilemeyeceğini hüküm altına almıştır. Bunların başlıcaları şunlardır:
Devlet malları.
Borçlunun mesleğini icra etmesi için gerekli olan alet ve edevatlar.
Borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için lüzumlu ev eşyaları (buzdolabı, çamaşır makinesi, koltuk takımı gibi temel eşyaların her birinden bir adet).
Borçlunun haline münasip evi (ancak evin değeri borç miktarından fazla ise satılarak, borçluya haline münasip bir ev alacak kadar miktar bırakılıp kalanı alacaklıya ödenir).
Maaş ve ücretlerin dörtte üçü (3/4).
Emekli maaşları (istisnalar hariç).
Öğrenci bursları.
Manevi tazminat alacakları.
Borçlunun Cezai Sorumlulukları
Borcun ödenmemesi, Türk Hukukunda kural olarak bir suç teşkil etmez ve hapis cezasını gerektirmez. Ancak borçlunun icra takibi sürecindeki bazı kötü niyetli eylemleri İcra ve İflas Kanunu’nda suç olarak tanımlanmış ve yaptırıma bağlanmıştır:
Mal Beyanında Bulunmamak: Ödeme emrini tebliğ alan borçlu, yasal süresi içinde gerçeğe uygun mal beyanında bulunmakla yükümlüdür. Mal beyanında bulunmayan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan borçlu, alacaklının şikayeti üzerine tazyik hapsi ile cezalandırılabilir.
Taahhüdü İhlal: Borçlunun, icra dairesinde alacaklının da katılımıyla veya tek taraflı olarak borcunu belirli taksitlerle ödeyeceğine dair taahhütte bulunup, haklı bir sebep olmaksızın bu taahhüdünü yerine getirmemesi “taahhüdü ihlal” suçunu oluşturur. Alacaklının şikayeti üzerine borçlu, üç (3) aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır.
Alacaklısını Zarara Sokmak Kastıyla Mevcudunu Eksiltmek: Borçlunun, aleyhindeki takip kesinleştikten sonra, alacaklısına zarar verme kastıyla mal varlığını gizlemesi, kaçırması veya değerinden aza satması da bir suçtur ve şikayet üzerine hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır.
Sonuç
Netice itibarıyla, icra takibi sürecinde borçlunun üzerinde kayıtlı mal varlığının bulunmaması, alacak tahsil sürecinin sonu değil, bilakis hukuki stratejinin ve titiz bir takibin önem kazandığı yeni bir aşamanın başlangıcıdır. Alacaklının, maaş haczi, tasarrufun iptali davası, aciz vesikası alarak borçlunun gelecekte edineceği malları bekleme gibi birçok hukuki enstrümanı bulunmaktadır.
Bu süreçler, İcra ve İflas Kanunu’nun teknik detaylarını, sürelerini ve usul kurallarını barındırdığından, gerek alacaklının hak kaybına uğramaması gerekse borçlunun yasal haklarını koruyabilmesi adına alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması hayati öneme haizdir. Hak arama mücadelesi sabır ve doğru hukuki adımların atılmasını gerektiren meşakkatli bir yoldur.
Av. Efehan Mihai ERGİNER


