Adi Ortaklıkta Yönetim ve Temsil
Türk hukuk sisteminde borçlar hukukunun genel prensipleri üzerine inşa edilmiş, ancak kendine özgü yapısıyla ticaret şirketlerinden ayrışan adi ortaklık, esnek yapısı ve kuruluş kolaylığı nedeniyle ticari hayatın vazgeçilmez aktörlerinden biridir. Türk Borçlar Kanunu çatısı altında düzenlenen bu ortaklık modeli, tüzel kişiliğinin bulunmaması gibi temel bir karakteristik üzerine kuruludur. Bu özellik, adi ortaklığı; hak ehliyetinden malvarlığı rejimine, ortakların sorumluluğundan dava süreçlerine kadar pek çok alanda kendine özgü hukuki sonuçlarla karşı karşıya bırakır. İşte bu özgün yapının en kritik ve uygulamada en çok uyuşmazlığa sebep olan alanlarından biri, hiç şüphesiz yönetim ve temsil mekanizmalarının nasıl işleyeceğidir.

Yazı İçeriği
Adi Ortaklıkta Yönetim ve Temsil
Bu yazımızda, adi ortaklığın yönetim ve temsil rejimini, yönetim yetkisinin nasıl doğduğunu, bu yetkinin sınırlarını çizen ve çoğu zaman belirsizliğiyle hukuki ihtilaflara zemin hazırlayan “olağan” ve “olağan dışı” işler ayrımını, ortakların birbirlerini denetleme ve yönetimden el çektirme haklarını ve nihayetinde, ortaklığın üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde hayati bir rol oynayan temsil yetkisinin kapsam ve sonuçlarını ele alacağız.
Adi Ortaklığın Niteliği
Tanımı Ve Kurucu Unsurları
TBK’nın 620. maddesinde adi ortaklık, “iki veya daha fazla kişinin emeklerini ve/veya mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri bir sözleşme” olarak tanımlanır. Bu yalın tanımdan, adi ortaklığın varlığı için dört kurucu unsurun bir araya gelmesi gerektiği sonucu çıkarılır.
- Kişi Unsuru: Ortaklığın ilk yapı taşı, “iki veya daha fazla kişi”dir. Kanun koyucu burada bir ayrım yapmadığından, hem gerçek kişilerin hem de dernek, vakıf, ticaret şirketi gibi tüzel kişilerin adi ortaklığa ortak olması mümkündür. Uygulamada sıkça karşılaşıldığı üzere, birden fazla şirketin belirli bir proje (örneğin bir inşaat projesi) için bir araya gelerek “joint venture” adı altında kurdukları yapılar, genellikle adi ortaklık niteliği taşır.
- Amaç Unsuru: Ortakları bir arada tutan harç, “ortak bir amaç”tır. Bu amaç, genellikle kazanç elde edip paylaşmak gibi ekonomik (maddi) bir nitelik taşısa da, kanuni düzenleme buna bir sınırlama getirmez. Dolayısıyla, bilimsel bir araştırma yapmak, bir yardım kampanyası düzenlemek gibi ideal (manevi) amaçlar için de adi ortaklık kurulabilir. Önemli olan, amacın hukuka ve ahlaka aykırı olmaması ve tüm ortaklar tarafından benimsenmiş olmasıdır.
- Affectio Societatis: Doktrinde Latince “affectio societatis” olarak ifade edilen bu unsur, ortakların müşterek amaç uğruna aktif bir şekilde birlikte çaba gösterme ve işbirliği yapma iradesini tanımlar. Bu, pasif bir yatırımcı olmanın ötesinde, ortaklık faaliyetlerine katılma, riskleri paylaşma ve ortaklık hedeflerini kendi hedefi gibi benimseme arzusudur. Bu unsur, adi ortaklığı, diğer borç ilişkilerinden ayıran temel ruhtur.
- Sözleşme Unsuru: Adi ortaklık, temelinde bir sözleşmeye dayanır. Türk Borçlar Kanunu, bu sözleşmenin geçerliliği için herhangi bir şekil şartı öngörmemiştir. Bu, ortaklığın yazılı bir metin olmaksızın, hatta sözlü veya zımni bir anlaşma ile dahi kurulabileceği anlamına gelir. Ancak bu esneklik, beraberinde ciddi bir ispat sorununu getirir. Ortaklığın varlığı, sermaye payları, kar/zarar paylaşımı, yönetim ve temsil yetkileri gibi hayati konularda ileride çıkabilecek bir uyuşmazlıkta, yazılı bir sözleşmenin yokluğu, tarafları ispat açısından son derece zor bir duruma sokabilir. Bu nedenle, bir avukat olarak tavsiyemiz, her ne kadar kanuni bir zorunluluk olmasa da, adi ortaklık ilişkisinin tüm detaylarını içeren yazılı bir sözleşmenin noter huzurunda veya en azından adi yazılı şekilde tanzim edilmesidir.
Tüzel Kişiliğin Yokluğunun Doğurduğu Hayati Sonuçlar
Adi ortaklığın en ayırt edici ve tüm hukuki rejimini şekillendiren özelliği, bir tüzel kişiliğe sahip olmamasıdır. Bu durumun doğurduğu sonuçlar, ortaklığın tüm yaşam döngüsünü derinden etkiler.
- Hak Ve Fiil Ehliyeti Meselesi Tüzel kişiliği olmadığı için, adi ortaklığın kendi adına hak ve borç edinebilme (hak ehliyeti) ve hukuki işlem yapabilme (fiil ehliyeti) yeteneği yoktur. Hukuki işlemlerin ve bu işlemlerden doğan hak ve borçların muhatabı, ortaklığın kendisi değil, doğrudan doğruya ortakların tamamıdır.
- Malvarlığı Rejimi: Elbirliği Mülkiyetinin Pratik Anlamı Adi ortaklığın malvarlığı, ortaklığa değil, ortakların tamamına “elbirliği mülkiyeti” (iştirak halinde mülkiyet) esasına göre aittir. Bu, paylı mülkiyetten tamamen farklı bir rejimdir. Elbirliği mülkiyetinde, ortakların malvarlığı üzerinde belirli, matematiksel payları yoktur. Her bir ortak, malvarlığının tamamı üzerinde, diğer ortaklarla birlikte hak sahibidir. Bunun en önemli pratik sonucu, hiçbir ortağın, diğerlerinin onayı olmaksızın malvarlığı üzerindeki payını tek başına devredememesi veya üzerinde tasarrufta bulunamamasıdır. Bir işlem yapılabilmesi için kural olarak tüm ortakların birlikte hareket etmesi veya onay vermesi gerekir.
- Sorumluluk Rejimi: Birinci Derecede, Müteselsil Ve Sınırsız Sorumluluk İlkesi Tüzel kişilik perdesinin olmaması, ortakları, ortaklık borçlarına karşı zırhsız bırakır. Ortakların sorumluluğu üç temel ilkeye dayanır:
- Birinci Derecede Sorumluluk: Alacaklı, borcun tahsili için önce ortaklık malvarlığına başvurmak zorunda değildir; doğrudan dilediği ortağın şahsi malvarlığına yönelebilir.
- Müteselsil Sorumluluk: Her bir ortak, borcun tamamından diğer ortaklarla birlikte zincirleme olarak sorumludur. Alacaklı, borcun tamamını tek bir ortaktan talep edebilir. Borcu ödeyen ortak, diğer ortaklara payları oranında rücu etme hakkına sahiptir.
- Sınırsız Sorumluluk: Ortakların sorumluluğu, ortaklığa getirmeyi taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı değildir; tüm şahsi malvarlıklarıyla sorumludurlar.
Bu ağır sorumluluk rejimi, adi ortaklığa girerken ortakların birbirlerine karşı duydukları güvenin ne denli önemli olduğunu ve denetim mekanizmalarının neden hayati olduğunu ortaya koymaktadır.
- Taraf Ehliyeti Sorunu: Husumetin Tevciki Zorunluluğu Adi ortaklığın aktif veya pasif dava ehliyeti yoktur. Ortaklık adına bir dava açılacaksa, davanın tüm ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir. Aynı şekilde, ortaklığa karşı açılacak bir davada veya icra takibinde, husumetin istisnasız olarak tüm ortaklara yöneltilmesi (zorunlu dava arkadaşlığı) yasal bir gerekliliktir. Aksi takdirde, dava usulden reddedilecektir.
Adi Ortaklıkta Yönetim Rejimi
Yönetim Kavramının Hukuki Çerçevesi
Yönetim, en geniş tanımıyla, ortaklık amacına ulaşmak için gerekli olan her türlü kararın alınması ve bu kararların icra edilmesi sürecidir. Adi ortaklık bağlamında bu kavram, hem ortakların kendi aralarındaki iç ilişkiyi düzenleyen kararları (dar anlamda yönetim) hem de bu kararların dış dünyaya yansıyan icrai faaliyetlerini (geniş anlamda yönetim) kapsar. Örneğin, ortaklığın yeni bir ofis kiralayıp kiralamayacağına karar verilmesi dar anlamda bir yönetim işlemiyken, bu kararın ardından bir yönetici ortağın gidip kira sözleşmesini imzalaması geniş anlamda yönetim faaliyetinin bir parçasıdır.
Yönetim Yetkisinin Kaynakları Ve Tesis Edilme Biçimleri
Türk Borçlar Kanunu’nun 625. maddesi, yönetim yetkisinin kaynağını üçlü bir ayrıma tabi tutar: kanun, ortaklık sözleşmesi veya ortaklık kararı.
- Yasal Rejim: (TBK m. 625/f. 1) Adi ortaklık hukukuna hakim olan temel prensip, “özden yöneticilik” veya “doğuştan yöneticilik” ilkesidir. Bu ilkeye göre, eğer ortaklık sözleşmesinde veya sonradan alınan bir kararla yönetimin kime ait olacağı konusunda özel bir düzenleme yapılmamışsa, kanun gereği her bir ortak, yönetici sıfatını ve yetkisini haizdir. Bu, ortak olmanın doğal bir sonucu olarak kabul edilen ve yönetimi hem bir hak hem de bir görev olarak tanımlayan yasal bir karinedir. Bu modelde, her ortak yönetim faaliyetlerine katılma hakkına sahiptir.
- İradi Rejim: Ortaklar, sözleşme serbestisi ilkesi uyarınca, kanunun bu yasal karinesini bertaraf edebilirler. Bu iki şekilde gerçekleşebilir:
- Adi Ortaklık Sözleşmesi İle Yönetici Atanması: Ortaklar, daha ortaklığın kuruluş aşamasında imzaladıkları sözleşme metninde, yönetimi bir veya birkaç ortağa ya da ortaklık dışından profesyonel bir üçüncü kişiye (örneğin bir CEO) bırakabilirler. Sözleşme şekle tabi olmadığından, yönetici atanmasına ilişkin bu anlaşmanın da belirli bir şekle uyma zorunluluğu yoktur; zımni bir irade beyanı dahi yeterli olabilir. Ancak yine ispat kolaylığı açısından yazılılık esastır.
- Adi Ortaklık Kararı İle Yönetici Atanması: Ortaklık kurulduktan sonra da, ortakların toplanıp alacakları bir kararla yönetim belirli kişilere devredilebilir. Bu kararın alınması için gerekli olan karar yeter sayısı, TBK m. 624’te düzenlenmiştir. Buna göre, eğer sözleşmede kararların oy çokluğu ile alınabileceğine dair bir hüküm yoksa, tüm ortakların “oybirliği” ile karar alması şarttır. Bu yüksek nisap, ortakların yönetim üzerindeki kontrolünü korumayı amaçlar.
Olağan İş ve Olağan Dışı İş Ayrımı
Kavramsal Belirsizlik Sorunu
Adi ortaklık hukukunun en tartışmalı ve en fazla hukuki güvensizliğe yol açan alanı, yönetim yetkisinin kapsamını belirleyen “olağan iş” ve “olağan dışı iş” ayrımıdır. Bu ayrımın önemi, TBK m. 625/f. 3’te yatmaktadır. Bu hüküm, “ortaklığın olağan dışı işlerinin” yapılabilmesi için bütün ortakların oybirliğinin gerektiğini emreder. Bu hükmün a contrario (aksi ile kanıt) yorumundan, olağan işlerin yöneticiler tarafından oybirliği aranmaksızın, bireysel olarak yapılabileceği sonucu çıkar.
Ancak sorun şudur ki, kanun koyucu bu hayati kavramların ne anlama geldiğini tanımlamamış, sınırlarını çizen bir kriter veya örnek liste sunmamıştır. Bu durum, bir işlemin niteliği konusunda ortaklar arasında uyuşmazlık çıkması halinde, kararı mahkemenin takdirine bırakmakta ve bu da öngörülebilirlik ilkesini zedelemektedir.
Doktrindeki Temel Yaklaşımlar Ve Bu Yaklaşımların Eleştirisi
Bu hukuki boşluğu doldurmak amacıyla doktrinde iki temel görüş öne çıkmaktadır:
- Vekalet Hükümlerine Atıf Yapan Görüş (TBK m. 504/f. 3) Bu görüşü savunan hukukçular, TBK m. 630’un yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiyi vekalet hükümlerine tabi tutmasından yola çıkarlar. Dolayısıyla, neyin olağan dışı iş sayılacağının tespitinde de, vekalet sözleşmesinde özel yetki gerektiren halleri düzenleyen TBK m. 504/f. 3 hükmünün kıyasen uygulanması gerektiğini savunurlar. Bu maddeye göre; dava açmak, sulh olmak, hakeme başvurmak, iflas istemek, bağışlama yapmak, kefil olmak, taşınmazı devretmek ve kambiyo taahhüdünde (bono, çek, poliçe düzenlemek) bulunmak gibi işlemler özel yetki gerektirir ve bu nedenle adi ortaklık bakımından “olağan dışı” kabul edilmelidir.
- Kollektif Şirket Hükümlerini Esas Alan Görüş (TTK m. 223) Diğer bir görüş ise adi ortaklığın bir şahıs şirketi olmasından hareketle, bu yapıya en çok benzeyen kollektif şirketlere ilişkin Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerektiğini ileri sürer. TTK m. 223, şirketin işletme konusunun elde edilmesi için yapılan “alışılmış (mutat) işlem ve işler” dışında kalan konularda ortakların oybirliğinin arandığını belirtir. Bu görüş, işlemin niteliğini ortaklığın faaliyet konusu ve ticari teamüllere göre belirlemeyi esas alır. İki görüş arasındaki en belirgin fark, vekalete ilişkin hükmün kambiyo taahhüdü gibi bazı işlemleri açıkça saymasına karşın, TTK hükmünün daha genel ve yoruma açık bir ifade kullanmasıdır.
Gecikmesinde Sakınca Bulunan Haller (TBK m. 625/f. 3)
Kanun koyucu, katı oybirliği kuralının ortaklığa zarar verebileceği acil durumları öngörerek önemli bir istisna getirmiştir. Buna göre, “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde,” yönetici ortaklardan her biri, normalde oybirliği gerektiren olağan dışı bir işlemi dahi tek başına yapmaya yetkilidir. Örneğin, ortaklık deposunda çıkan bir yangını söndürmek için acil olarak bir şirketle anlaşmak veya sel baskını sonrası tamirat için derhal talimat vermek gibi durumlarda, diğer ortakların onayını beklemek ortaklığın menfaatine aykırı olacağından, bu istisna devreye girer.
Yönetim Yetkisinin Kullanımına Hakim Olan Temel İlkeler
Adi ortaklıkta yönetimin işleyişi, ortaklar arası dengeyi ve ortaklık menfaatini korumayı amaçlayan bazı temel ilkeler üzerine kuruludur.
- Sözleşme Serbestisi İlkesi ve Sınırları Ortaklar, kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, yönetime ilişkin kuralları (yöneticinin kim olacağı, karar nisapları, yetki kapsamı vb.) sözleşmeyle serbestçe belirleyebilirler. Örneğin, kanunun oybirliği aradığı haller için oy çokluğunu yeterli görebilirler. Ancak bu serbesti, ortakların denetim hakkı gibi bazı emredici hükümlerle sınırlandırılmıştır.
- Özden Yönetim ve Bireysel Yönetim İlkesi Yukarıda açıklandığı gibi, aksi kararlaştırılmadıkça yönetimin tüm ortaklara ait olması “özden yönetim” ilkesidir. Bunun bir uzantısı olan “bireysel yönetim” ilkesi ise, yönetim yetkisine sahip her ortağın, olağan işlerde diğer ortakların onayını veya katılımını aramaksızın tek başına hareket edebilmesidir. Bu ilke, ortaklık işlerinin hızlı ve etkin bir şekilde yürütülmesini sağlar. Ancak bu yetki, diğer yönetici ortakların itiraz hakkı ile dengelenmiştir.
- Eşitlik İlkesinin Yönetimdeki Tezahürleri Eşitlik ilkesi, ortakların yönetime adil ve dengeli katılımını hedefler. Bu ilke; aksi kararlaştırılmadıkça kazanç ve zarara eşit katılım (TBK m. 623), yönetimin kural olarak tüm ortaklara ait olması (TBK m. 625) ve her ortağın yönetici olup olmadığına bakılmaksızın sahip olduğu denetim hakkı (TBK m. 631) gibi hükümlerde kendini gösterir.
- Yönetimin Denetlenebilirliği: Ortakların sınırsız ve müteselsil sorumluluğu, yönetimin etkin bir şekilde denetlenmesini mutlak bir zorunluluk haline getirir. Kanun, bu amaçla ortaklara üç katmanlı bir koruma mekanizması sunar:
- İtiraz Hakkı (Veto Hakkı – TBK m. 625/f. 2) Bu hak, sadece yönetim yetkisine sahip ortaklara tanınmıştır. Bir yönetici ortak, başka bir yönetici ortağın yapmakta olduğu bir işleme, o işlem henüz tamamlanmadan önce itiraz ederse, o işlemin yapılmasını engelleyebilir. Bu, bireysel yönetim ilkesinin kötüye kullanılmasını önleyen bir fren mekanizmasıdır. Ancak bu hak emredici nitelikte değildir; ortaklar sözleşmeyle bu hakkı kaldırabilir veya belirli koşullara bağlayabilirler.
- İnceleme Ve Bilgi Alma Hakkı (TBK m. 631): Bu hak, yönetici olsun veya olmasın, istisnasız her ortağa tanınmıştır. Her ortak, ortaklık işlerinin gidişatı hakkında bilgi isteme, ortaklığın defterlerini, sözleşmelerini ve diğer tüm kayıtlarını inceleme hakkına sahiptir. Bu hak, yönetimin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini sağlar. Kanun, bu hakkı o kadar önemli görmüştür ki, emredici nitelikte olduğunu, ortakların bu haktan önceden feragat edemeyeceklerini ve sözleşmeyle dahi bu hakkın kaldırılamayacağını veya sınırlandırılamayacağını açıkça düzenlemiştir.
- Yönetim Yetkisinin Kaldırılması Veya Sınırlandırılması (TBK m. 629) Bu, denetimin en ileri aşamasıdır ve yine her ortağa tanınan bir haktır. Eğer bir yöneticinin (bu yönetici sözleşmeyle atanmış olsa dahi) görevini sürdürmesi ortaklığın menfaatlerine aykırı hale gelmişse, her ortak mahkemeye başvurarak bu yöneticinin yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını talep edebilir. Bunun için “haklı bir sebebin” varlığı gerekir. Kanun, haklı sebeplere örnek olarak, yönetici ortağın görevini ağır bir şekilde ihmal etmesini veya iyi bir yönetim için gerekli olan yeteneğini (örneğin sağlık sorunları veya ehliyetini kaybetmesi nedeniyle) yitirmesini göstermiştir. Tıpkı inceleme hakkı gibi, bu hak da emredici nitelikte olup, bundan önceden feragat edilemez.
Yöneticinin Hukuki Statüsü ve Sorumluluğu
Yönetici Ortaklar İle Diğer Ortaklar Arasındaki Hukuki Bağ
TBK m. 630, yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki iç ilişkiyi, bir vekalet sözleşmesi olarak nitelendirir. Bu atıf, yöneticilerin hak ve yükümlülüklerinin çerçevesini çizmesi açısından son derece önemlidir. Yönetim yetkisine sahip olmayan bir ortağın veya yetkisini aşan bir yöneticinin yaptığı işlerde ise vekaletsiz iş görme hükümleri gündeme gelir.
Yöneticinin Temel Yükümlülükleri
Vekalet ilişkisinin bir sonucu olarak yöneticiler, özellikle üç temel yükümlülük altına girerler:
- Özen Borcu: Objektif Ve Subjektif Özen Ayrımı (TBK m. 628) Yöneticiler, ortaklık işlerini yürütürken gerekli dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdürler. Peki, bu özenin ölçüsü ne olacaktır? Doktrindeki hakim görüşe göre burada bir ayrım yapmak gerekir: Eğer yönetici, bu görevi karşılığında bir ücret almıyorsa, ondan beklenecek özen, kendi işlerinde gösterdiği türden subjektif bir özendir. Ancak, yöneticiye bir ücret ödeniyorsa veya bu işi meslek olarak yapıyorsa (örneğin dışarıdan atanan profesyonel bir yönetici), bu durumda ondan beklenen özen, benzer alanda faaliyet gösteren basiretli bir yöneticinin göstermesi gereken objektif özendir. Bu özen borcunun ihlali, yöneticinin ortaklığa verdiği zararlardan sorumlu olmasına yol açar.
- Sadakat Ve Rekabet Etmeme Yükümlülüğü (TBK m. 626) Bu yükümlülük, aslında tüm ortaklar için geçerli olan affectio societatis’in bir gereğidir. Yöneticiler, ortaklığın çıkarlarını kendi çıkarlarının önünde tutmak zorundadırlar. Ortaklığın amacını engelleyecek veya ona zarar verecek her türlü davranıştan kaçınmalıdırlar. Bu yükümlülüğün en önemli yansıması “rekabet etmeme” yasağıdır. Yöneticiler, diğer ortakların izni olmaksızın, hem kendileri hem de üçüncü kişiler hesabına, ortaklığın faaliyet alanına giren işleri yapamazlar.
- Hesap Verme Yükümlülüğü (TBK m. 630/f. 3) Yöneticiler, yürüttükleri faaliyetler hakkında diğer ortaklara hesap vermek ve bu faaliyetler sonucunda elde edilen kazancı ortaklara dağıtmakla yükümlüdürler. Kanun, bu konuda emredici bir düzenleme getirerek, yöneticilerin yılda en az bir defa hesap vermek zorunda olduğunu ve hesap dönemini bir yıldan fazla uzatan sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğunu belirtmiştir.
Adi Ortaklıkta Temsil Rejimi
Temsil Kavramı Ve Adi Ortaklığa Özgü Yapısı
Temsil, bir temsilcinin yaptığı hukuki işlemin sonuçlarının, temsil olunanın hukuki alanında doğmasını sağlayan bir kurumdur. Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için, bir şirket gibi organları aracılığıyla temsili söz konusu olamaz. Temsil, ancak yetkilendirilmiş ortaklar veya üçüncü kişiler aracılığıyla gerçekleştirilir ve yapılan işlemin sonuçları, ortaklığa değil, doğrudan tüm ortaklara ait olur.
Temsil Yetkisinin Kaynağı
Tıpkı yönetim yetkisi gibi, temsil yetkisi de kanundan, sözleşmeden veya ortaklık kararından doğabilir.
- Kanuni Temsil Karinesi: Yönetici Eşittir Temsilci (TBK m. 637/f. 3) Kanun, üçüncü kişilerle olan ilişkilerde güvenliği ve işlem kolaylığını sağlamak amacıyla önemli bir karine benimsemiştir. Buna göre, “kendisine yönetim görevi verilen ortak, ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisini haiz sayılır.” Yani, bir ortağın yönetici olduğunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü bir kişi, bu ortağın aynı zamanda ortakları temsil etme yetkisine de sahip olduğunu varsayma hakkına sahiptir. Yönetim yetkisinde olduğu gibi, bu kanuni temsil yetkisi de kural olarak “olağan işlerle” sınırlıdır.
- İradi Temsil: Sözleşme Veya Kararla Yetkilendirme Ortaklar, kanunun bu karinesini bir kenara bırakarak, temsil yetkisini özellikle bir veya birkaç ortağa ya da ortaklık dışından bir kişiye verebilirler. Bu yetkilendirme, ortaklık sözleşmesiyle veya sonradan alınacak bir ortaklık kararıyla yapılabilir. Bu durumda yetkinin kapsamı, kanuni karineye göre değil, yetkilendirme belgesinin (sözleşme veya karar) içeriğine göre belirlenir.
Temsil Yetkisinin Kapsamı
Kanun koyucu, yönetim yetkisinin sınırını çizerken “olağan dışı işler” kavramını kullanırken, temsil yetkisinin sınırı için “önemli tasarruf işlemleri” kavramını kullanmıştır. TBK m. 637/f. 3, bu tür işlemlerin yapılabilmesi için tüm ortakların oybirliğiyle ve yazılı olarak yetki vermesi gerektiğini belirtir. Doktrinde haklı olarak eleştirildiği üzere, bu iki kavram esasen aynı amaca hizmet etmekte olup, farklı terminoloji kullanılması kafa karışıklığına yol açmaktadır. Ortaklığa ait bir taşınmazın satılması, üzerinde ipotek gibi ayni bir hak tesis edilmesi gibi işlemler, “önemli tasarruf işlemleri”ne verilebilecek en net örneklerdir.
Doğrudan ve Dolaylı Temsil
Adi ortaklıkta temsil, TBK m. 637’ye göre iki farklı şekilde ortaya çıkabilir:
- Doğrudan Temsil: Hukuki Sonuçların Doğrudan Ortaklara Ait Olması Bu temsil türünde, temsilci işlemi yaparken “ortaklık veya bütün ortaklar adına” hareket ettiğini üçüncü kişiye bildirir. Bu durumda, yapılan sözleşmenin tarafı doğrudan doğruya tüm ortaklar olur. İşlemden doğan haklar ve borçlar, herhangi bir devir işlemine gerek kalmaksızın, doğrudan ortakların malvarlığında doğar ve onları bağlar.
- Dolaylı Temsil: Temsilcinin Kendi Adına Hareket Etmesi Burada ise temsilci, üçüncü kişiyle işlemi yaparken “kendi adına fakat ortaklık hesabına” hareket eder. Üçüncü kişi, işlemin karşı tarafının sadece temsilci olduğunu düşünür ve bilir. Bu durumda, işlemin hukuki sonuçları (alacak ve borç) öncelikle temsilcinin kendi şahsında doğar. Temsilcinin bu hak ve borçları daha sonra alacağın devri veya borcun nakli gibi ek hukuki işlemlerle ortaklara aktarması gerekir.
Yetkisiz Temsilin Hukuki Sonuçları
Bir kişinin hiçbir temsil yetkisi olmadığı halde veya kendisine verilen yetkinin sınırlarını aşarak ortaklar adına bir işlem yapması durumunda, yetkisiz temsil söz konusu olur.
Askıda Hükümsüzlük Ve İcazet Müessesesi Yetkisiz temsilcinin yaptığı işlem, ortakları başlangıçta bağlamaz; hukuki durumu “askıda hükümsüzlük”tür. Ortakların önünde iki seçenek vardır:
- İcazet Vermek: Ortaklar, yapılan bu işleme sonradan (kural olarak oybirliği ile) onay verirlerse, bu onaya “icazet” denir. İcazet, işlemi yapıldığı andan itibaren geçerli hale getirir ve işlem artık tüm ortakları bağlar.
- İcazet Vermemek: Eğer ortaklar işleme icazet vermeyi reddederse, işlem kesin olarak hükümsüz hale gelir ve ortaklar açısından hiçbir sonuç doğurmaz.
İcazet Verilmemesi Halinde Yetkisiz Temsilcinin Sorumluluğu Bu durumda, işlemi yapan ve kendini yetkili gibi gösteren yetkisiz temsilci, işlemin geçersiz olmasından dolayı zarara uğrayan iyi niyetli üçüncü kişiye karşı sorumlu olur. Üçüncü kişi, sözleşmenin geçerli olacağına inanarak yaptığı masraflar gibi menfi (olumsuz) zararının tazminini talep edebilir. Eğer yetkisiz temsilci bu işlemi yaparken kusurlu ise (yani yetkisiz olduğunu biliyor veya bilmesi gerekiyorsa), hakim hakkaniyet gereği üçüncü kişinin, sözleşme geçerli olsaydı elde edeceği kar mahrumiyeti gibi müspet (olumlu) zararlarının da tazminine karar verebilir.
Ticari İşletme İşleten Adi Ortaklıklarda Tacir Yardımcıları
Eğer bir adi ortaklık, esnaf faaliyeti sınırlarını aşan bir ticari işletme işletiyorsa (örneğin bir fabrika veya büyük bir mağaza), ortakların tamamı tacir sıfatını kazanır. Bu durumda ortaklar, işletmenin yönetimi için Borçlar Kanunu’nda düzenlenen özel yetkili tacir yardımcılarından faydalanabilirler.
- Ticari Temsilci Atanması ve Yetki Çerçevesi Ticari temsilci, bir işletme sahibinin adeta “alter ego”su (ikinci benliği) olarak nitelendirilen, en geniş yetkilere sahip tacir yardımcısıdır. Ticari temsilci, işletmenin amacı doğrultusunda olağan veya olağanüstü sayılan her türlü işlemi yapmaya yetkilidir. Yetkileri kanunla belirlenmiştir ve kural olarak sınırlandırılamaz; ancak bu yetkinin sadece belirli bir şubenin işleriyle sınırlandırılması veya birden fazla ticari temsilcinin ancak birlikte imza ile işlem yapabilmesi gibi istisnalar mümkündür. Atanması ve görevden alınması ticaret siciline tescil ve ilan edilmek zorundadır.
- Ticari Vekil Atanması Ve Sınırlı Yetkileri Ticari vekilin yetkileri, ticari temsilciye göre çok daha dardır. Ticari vekil, kural olarak sadece işletmenin “alışılmış” yani olağan işlemleriyle yetkilidir. TBK m. 551’e göre, kendisine açıkça yetki verilmedikçe, ortaklık adına borç para alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz veya davaları takip edemez. Yetkileri, ortakların iradesine göre serbestçe sınırlandırılabilir.
Adi Ortaklık Sözleşmesi Hazırlanması Avukatlık Ücreti : 2025
Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi 1/1-5-c uyarınca şirket ana sözleşmesi, şirketlerin devir ve birleşmesi vb. ticari işlerle ilgili sözleşmeler için avukata ödenecek ücretin asgari tutarı 16.000,00 TL‘dir.

Sonuç
Adi ortaklığın yönetim ve temsil rejimi, Borçlar Kanunu’nun esnek yapısı ile şahıs şirketlerinin katı sorumluluk rejiminin kesişim noktasında yer alan, karmaşık ve dikkatle ele alınması gereken bir alandır. Ortakların sınırsız sorumluluğu, iç ilişkide denetim mekanizmalarını ve her bir ortağın yönetim süreçlerine katılımını hayati kılarken , dış ilişkilerde ise ticari hayatın güvenliği ve öngörülebilirliği adına, özellikle iyi niyetli üçüncü kişileri korumaya yönelik daha net kurallar benimsenmiştir.
Uygulamadaki tecrübelerimiz göstermektedir ki, “olağan iş” ve “olağan dışı iş” ayrımının kanunda net bir tanımının bulunmaması, en sık karşılaşılan uyuşmazlık kaynağıdır. Bu belirsizlik, yönetim ve temsil yetkilerinin aşılmasına ve ortaklar arasında ciddi hukuki ihtilafların doğmasına zemin hazırlamaktadır.
Bu sebeple, bir adi ortaklık ilişkisine girilirken, taraflara ve onlara hukuki danışmanlık veren avukatlara düşen en önemli görev, kanunun bıraktığı boşlukları dolduracak, ortakların gerçek iradesini yansıtan, açık, detaylı ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak bir ortaklık sözleşmesi hazırlamaktır. Yönetim ve temsil yetkisinin kime ait olacağı, yetkinin sınırları, hangi işlemlerin oybirliği veya oy çokluğu gerektireceği, kar payı dağıtım esasları ve ortaklıktan çıkma koşulları gibi kritik konuların en başından net bir şekilde düzenlenmesi, gelecekte ortaya çıkması muhtemel sayısız hukuki sorunun ve mali kaybın önlenmesi adına en etkili ve en basiretli yol olacaktır.

Sıkça Sorulan Sorular
Ortaklardan sadece birini yönetici olarak atayabilir miyiz?
Evet, atayabilirsiniz. Adi ortaklıkta sözleşme serbestisi esastır. Ortaklık sözleşmesine veya sonradan alınacak ortak bir karara, ortaklardan birinin veya birkaçının “yönetici ortak” olarak atanacağına dair bir hüküm ekleyebilirsiniz. Uygulamada en sık karşılaşılan ve en pratik yöntem budur. Bu sayede gündelik işlerin yürütülmesi için sürekli tüm ortakların bir araya gelmesi gerekmez.
Yönetici ortağın yetkilerinin bir sınırı var mı? Tek başına her kararı alabilir mi?
Yönetici ortağın yetkisi sınırsız değildir. Bu yetki, ortaklığın “olağan faaliyetleri” ile sınırlıdır. Örneğin, işletmenin günlük mal alımı, fatura ödemeleri, personel yönetimi gibi işler olağan kabul edilir. Ancak, ortaklığın sahip olduğu tek gayrimenkulü satmak, işletmenin faaliyet alanını tamamen değiştirmek gibi “olağanüstü” nitelikteki iş ve işlemler için yine tüm ortakların oybirliğiyle karar alması zorunludur.
Adi ortaklığı üçüncü kişilere karşı kim temsil eder? Kimin attığı imza ortaklığı borç altına sokar?
Yönetim yetkisi, temsil yetkisini de kapsar. Eğer sözleşmeyle bir veya birkaç yönetici ortak belirlenmişse, bu yöneticilerin ortaklık adına ve hesabına yaptıkları işlemlerden ve attıkları imzalardan dolayı tüm ortaklar sorumlu olur. Eğer yönetici belirlenmemişse, her bir ortağın, diğerlerinin de rızasıyla ortaklığı temsil etmesi gerekir. Acele ve gecikmesinde sakınca bulunan haller bu durumun istisnasıdır.
Yönetici ortağın yaptığı bir hata yüzünden oluşan borçtan şahsen sorumlu olur muyum?
Evet, olursunuz. Adi ortaklığın en kritik noktası budur. Ortakların sorumluluğu “müteselsil ve tüm malvarlığı ile sınırsızdır”. Bu şu demektir: Yönetici ortağın ortaklık adına yaptığı bir işlemden doğan borcun tamamı için alacaklı, dilediği ortaktan (veya tüm ortaklardan) bu borcu tahsil edebilir. Borcu ödeyen ortak, daha sonra diğer ortaklara kendi payları oranında rücu edebilir, ancak alacaklıya karşı tüm ortaklar borcun tamamından sorumludur.
Yönetici olarak atanmayan bir ortağın yetkisi kalmaz mı?
Yönetici olmasa dahi her ortağın temel hakları devam eder. Bunların en önemlisi “denetim hakkı”dır. Yönetici olmayan ortak, istediği zaman ortaklığın işleyişi hakkında bilgi alabilir, defter ve kayıtları inceleyebilir ve bunlardan örnekler alabilir. Bu hak, sözleşmeyle kaldırılamaz veya sınırlandırılamaz.
Atadığımız yönetici ortaktan memnun değiliz. Onu görevden alabilir miyiz?
Evet, alabilirsiniz. Yönetim yetkisi verilmiş bir ortak, diğer ortaklar tarafından “haklı bir sebep” bulunması halinde görevden alınabilir. Ortaklığın mallarını kötüye kullanması, görevini ağır şekilde ihmal etmesi veya yetkilerini aşması gibi durumlar haklı sebep sayılır. Eğer yönetici ortak görevden alınmasına rıza göstermiyorsa, bu kararın mahkeme yoluyla alınması gerekir.
Tek başıma adi ortaklığı temsilen bir sözleşme imzaladım. Bu sözleşme geçerli mi?
Eğer sözleşmede yönetici olarak atanmamışsanız ve diğer ortakların bu işlem için önceden veya sonradan bir onayı (icazeti) yoksa, bu sözleşme ortaklığı bağlamaz. Bu durumda, sözleşmeyi imzalayan ortak olarak üçüncü kişiye karşı şahsen sorumlu olursunuz. Ancak, yapılan işlem ortaklığın menfaatine olmuşsa ve diğer ortaklar bu durumdan fayda sağlamışsa, sonradan onay vermiş sayılabilirler.
Adi ortaklıkta kararlar hangi çoğunlukla alınır?
Kural oybirliğidir. Ancak adi ortaklık sözleşmesine bunun aksine bir hüküm konulabilir. Örneğin, “kararların oy çokluğu ile alınacağı” kararlaştırılabilir. Eğer sözleşmede böyle bir hüküm varsa, kararlar o hükme göre alınır. Ancak unutulmamalıdır ki, sözleşmede aksine hüküm olsa bile ortaklığın amacını değiştirmek gibi temel konularda yine oybirliği aranacaktır.
Yönetici ortak, yaptığı işler için ayrıca bir ücret alabilir mi?
Sözleşmede kararlaştırılmamışsa, yönetici ortak yaptığı yönetim işleri için ayrıca bir ücret talep edemez. Yönetim görevi, ortaklık yükümlülüğünün bir parçası olarak kabul edilir. Ancak, ortaklar kendi aralarında anlaşarak yönetici ortağa belirli bir ücret, maaş veya kârdan daha yüksek bir pay verilmesini kararlaştırabilirler.
Yönetim konusunda ortaklar arasında anlaşmazlık çıktı ve işler kilitlendi. Ne yapmalıyız?
Bu, adi ortaklıkların en zayıf yönüdür. Yönetim konusunda çıkan ve aşılamayan bir anlaşmazlık, “haklı sebeple ortaklığın feshi” davası açmak için bir gerekçe oluşturabilir. Bir ortağın mahkemeye başvurarak ortaklığın sona erdirilmesini talep etme hakkı doğar.
Av. Efehan Mihai ERGİNER

