Israrlı Takip Suçunda Teşebbüs (2025)
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 123/A kapsamında düzenlenen ısrarlı takip suçu, failin belirli hareketleri neticesinde mağdur üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşması veya güvenlik endişesi duyulmasıyla tamamlanan bir zarar suçudur. Suçun bu niteliği, TCK m. 35’te düzenlenen teşebbüs kurumunun bu suç tipi açısından uygulanabilirliği konusunda uygulama ve doktrinde birlik olmayıp, ısrarlı takip suçunda teşebbüs hükümlerinin uygulanabilirliği tartışılmaktadır.

Yazı İçeriği
Israrlı Takip Suçunda Teşebbüs
TCK m. 35, teşebbüsü, failin işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başlayıp da elinde olmayan sebeplerle tamamlayamaması olarak tanımlamaktadır. Bu tanımdan hareketle teşebbüsün varlığı için failin kasten hareket etmesi, suçun icrasına başlaması ve elinde olmayan nedenlerle suçu tamamlayamaması gerekmektedir.
Israrlı takip suçu, bir netice suçu olarak tasarlanmıştır. Neticeli suçlarda, hareketten bağımsız bir sonucun meydana gelmesi aranır. Israrlı takip suçunun neticesi ise kanunda “mağdur üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşması” veya “mağdurun kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duyması” şeklinde seçimlik olarak belirtilmiştir. Bu bağlamda, failin suçun icra hareketlerini tamamlamasına rağmen bu neticelerin meydana gelmemesi halinde suçun teşebbüs aşamasında kalması teorik olarak mümkündür. Neticenin gerçekleşmemesi, mağdurun bu fiillerden etkilenmemesine dayanabileceği gibi, mağdurun hareketleri anlama ve algılama yetisine sahip olmamasından da kaynaklanabilir.
Doktrinde ısrarlı takip suçunun teşebbüse elverişli olup olmadığı konusunda üç temek görüş bulunmakta olup, bunlar suçun teşebbüse elverişli olduğunu kabul eden görüş, suçun teşebbüse elverişli olmadığını savunan görüş ve teoride teşebbüsün mümkün olduğunu ancak pratikte uygulanma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu ileri süren görüştür. (Gürleyen, Yusuf, Israrlı Takip Suçu (TCK m. 123/A), b.1, s.139, 2025)
Suçun maddi unsurunu oluşturan “ısrar” şartıdır. Suçun seçimlik hareketleri olan “fiziken takip etmek” veya çeşitli vasıtalarla “temas kurmaya çalışmak” eylemlerinin, suç tipikliğini oluşturabilmesi için “ısrarlı” bir şekilde gerçekleştirilmesi zorunludur.
Israr ve Teşebbüs İlişkisi
Failin, kanunda öngörülen seçimlik hareketleri gerçekleştirirken ısrar şartının sağlanmadığı ihtimallerde, hareketin yarıda kalması durumunda teşebbüsün varlığından bahsedilemez. Zira fiziken takip etme eyleminde ısrarı ortaya koyacak devamlılık veya temas kurmaya çalışma hareketinde ısrarı gösterecek tekrar sayısı mevcut değilse, teşebbüsten ziyade suçun tipikliğinin oluşmadığı sonucuna varılmalıdır. Dolayısıyla, ısrar şartını gerçekleştirmeyen münferit hareketler, suçun icrasına başlama olarak nitelendirilemez.
Buna karşılık, failin kanunda öngörülen seçimlik hareketleri gerçekleştirirken ısrar şartının sağlandığı ancak hareketin yarım kaldığı bir durumda ise teşebbüsün varlığı değil, suçun tamamlanmış olduğu kabul edilmelidir.
Gönüllü Vazgeçme ve Teşebbüs İlişkisi
Israrlı takip suçunda teşebbüsle ilişkili bir kurum olan TCK m. 36’daki gönüllü vazgeçmenin ısrarlı takip suçundaki uygulanabilirliği de tartışmalıdır. Failin, mağduru birkaç kez takip ettikten sonra ısrar şartı gerçekleşmeden kendi iradesiyle hareketlerine son vermesi durumunda gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı noktasında iki farklı görüş mevcuttur.
Bir görüşe göre, bu durumda gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanmalı, ancak failin o ana kadarki hareketleri cinsel taciz, hakaret veya tehdit gibi başka bir suç oluşturuyorsa, fail yalnızca o suçtan cezalandırılmalıdır.
İkinci görüşe göre ise gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanmasına gerek yoktur, zira ısrar şartı gerçekleşmediği için suç da gerçekleşmemiştir. Bu yaklaşım uyarınca, ısrar şartını taşımayan hareketlerle suç işlenemeyeceğinden ve ortada icrasına başlanmış bir suç olmadığından, gönüllü vazgeçme kurumunun uygulanabilmesi de söz konusu olmayacaktır.
Sonuç
Israrlı takip suçunun hukuki yapısı, özellikle suçun oluşumu için aranan “ısrar” şartı, teşebbüs kurumunun bu suça uygulanmasını önemli ölçüde sınırlandırmaktadır. Israr unsurunu taşımayan tekil hareketler, suçun icrasına başlama olarak kabul edilemeyeceğinden, bu aşamada eylemlerin sonlandırılması halinde teşebbüs veya gönüllü vazgeçmeden bahsedilmesi mümkün görünmemektedir. Bu nedenle, ısrarlı takip suçuna teşebbüsün teorik olarak ihtimal dahilinde olduğu kabul edilse dahi, suçun maddi unsurları dikkate alındığında pratik uygulanabilirliğinin son derece kısıtlı olduğu değerlendirilmektedir.
Av. Efehan Mihai ERGİNER

