Göçmen Kaçakçılığı Suçunda Kusur (2025)
Esasen kusurluluk, hukuk düzeninin gerektirdiği şekilde davranma imkânı varken bu yönde hareket etmeyen fail hakkında varılan bir kınama kararıdır. Bu değerlendirme, failin fiili gerçekleştirmeyi tercih etmesi nedeniyle eleştirilebilmesine dayanır. Dolayısıyla kusur araştırması, suçun varlığını değil, failin cezalandırılıp cezalandırılamayacağını belirler. İşbu yazımızda göçmen kaçakçılığı suçunda kusur ve kusurluluğu ortadan kaldıran zorunluluk halini değerlendireceğiz.
Yazı İçeriği
Kusurluluğun Genel Esasları ve Ceza Sorumluluğundaki Yeri

Kusurun varlığı için öncelikle tipe uygun ve hukuka aykırı bir fiilin işlenmesi gerekir. Suçun manevi unsurları kusurun temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 61/1-f maddesi uyarınca, cezanın belirlenmesinde suçun manevi unsurunu oluşturan kast veya taksire dayalı kusurun ağırlığı dikkate alınır. Kusur, bu yönüyle cezayı faile bağlayan bir değer yargısı olmasının yanı sıra, cezanın ölçülmesinde de bir işlev görür.
Bir failin fiilinden dolayı kusurlu bulunabilmesi için “kusur yeteneğine” sahip olması şarttır. Bu yetenek, iki temel unsurdan oluşur:
- Algılama Yeteneği: Failin, gerçekleştirdiği eylemin toplumdaki anlam ve sonuçlarını kavrayabilme kapasitesidir. Bu, kişinin çevresindeki olayları gözlemleyerek kendi varlığının bilincinde olması anlamına gelir.
- İrade (Davranışları Yönlendirme) Yeteneği: Algıladığı bu anlam ve sonuçlara uygun olarak davranışlarını yönlendirebilme kabiliyetidir.
Bu yeteneklerden yoksun olan bir kişinin işlediği fiil nedeniyle kusurlu olduğundan bahsedilemez.
Kusurluluğu Etkileyen Haller ve Hukuki Sonuçları
TCK, kusurluluğu etkileyen halleri “kaldıran” veya “azaltan” nedenler olarak düzenlemiştir. Kusurluluğu kaldıran bir nedenin varlığı durumunda fail, suç teşkil eden eyleminden sorumlu tutulmaz. Bu durumlar, hukuka uygunluk nedenlerinden farklıdır. Kusurluluğu kaldıran hallerde fail kınanamadığı için cezalandırılmazken, hukuka uygunluk nedenlerinin varlığında fiilin kendisi suç olarak kabul edilmez.
Bu ayrım, Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki (CMK) düzenlemelerle daha net bir şekilde ortaya konmaktadır:
- Kusurluluğu Kaldıran Hal Varlığında: Soruşturma aşamasında CMK m. 172’ye göre “kovuşturmaya yer olmadığına,” kovuşturma aşamasında ise CMK m. 223/3 uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilir.
- Hukuka Uygunluk Sebebi Varlığında: Kovuşturma sonucunda CMK m. 223/2’ye göre fail hakkında “beraat” kararı verilir.
Göçmen Kaçakçılığı Suçunda Kusur
Göçmen kaçakçılığı suçundan bir failin cezalandırılabilmesi için, işlediği fiil nedeniyle kusurlu olması şarttır. Göçmen kaçakçılığı suçu, yapısı itibarıyla taksirle işlenemez; failin kasten hareket etmesi gerekir. Ancak bu suç için genel kast da yeterli değildir. Kanun, failin eylemini “doğrudan ya da dolaylı olarak maddi bir yarar elde etmek” özel saikiyle gerçekleştirmesini aramaktadır. Bu özel kast, suçun manevi unsurunun ve tipikliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Göçmen Kaçakçılığı Suçunda Kusuru Ortadan Kaldıran Zorunluluk Hali (TCK m. 25/2)
Göçmen kaçakçılığı suçu özelinde, kusurluluğu ortadan kaldıran hallerden biri olan zorunluluk halinin uygulanabilirliği tartışmalıdır. TCK m. 25/2’de zorunluluk hali, “Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez” şeklinde tanımlanmıştır. Kanun, bu durumu bir hukuka uygunluk sebebi olarak değil, kusurluluğu ortadan kaldıran bir hal olarak düzenlemiştir.
Zorunluluk halinin varlığı için tehlikeye ve korunmaya yönelik bazı koşulların bir arada bulunması gerekir.
- Tehlikeye Yönelik Şartlar: Ağır ve muhakkak bir tehlikenin varlığı, bu tehlikenin kişinin kendisine ya da başkasının hakkına yönelik olması ve tehlikeye bilerek sebebiyet verilmemiş olmasıdır. Savaş, açlık, zulüm veya ölüm tehlikesi gibi durumlar ağır ve muhakkak tehlike olarak kabul edilebilir.
- Korunmaya Yönelik Şartlar: Tehlikeden başka bir yolla korunma imkânının olmaması, işlenen fiil ile tehlike arasında bir orantı bulunması ve kişinin tehlikeye göğüs germe yükümlülüğünün olmamasıdır.
Göçmen kaçakçılığı suçunda failin zorunluluk halinden yararlanması genellikle mümkün görülmemektedir. Suçun temel unsurlarından biri, failin eylemini “doğrudan veya dolaylı olarak maddi bir yarar elde etmek maksadıyla” gerçekleştirmesidir. Zorunluluk halinin temelinde ise kişinin kendisini veya bir başkasını koruma içgüdüsü yatar. Maddi menfaat elde etme amacı, bu koruma içgüdüsüyle bağdaşmaz. Dolayısıyla, bir yabancıyı ülkeye yasa dışı yollarla sokan fail, bu eylemi maddi bir menfaat karşılığında yapmışsa, göçmenlerin içinde bulunduğu tehlikeli durum ne kadar ağır olursa olsun, zorunluluk halinden faydalanamaz.
Örneğin, İran veya Afganistan’daki silahlı bir çatışmadan kaçan birini, hiçbir maddi menfaat beklentisi olmadan, sadece hayatını kurtarmak amacıyla Türkiye’ye yasa dışı yollarla sokan bir tır şoförünün fiilinde suç oluşmayacaktır. Çünkü bu durumda suçun maddi menfaat elde etme maksadını içeren tipiklik unsuru gerçekleşmemiştir. Tipiklik oluşmadığı için kusurluluğu ve zorunluluk halini tartışmaya gerek kalmaz. Ancak aynı şoför, bu kişiden sadece yol masraflarını karşılamasını istese dahi, maddi menfaat unsuru gerçekleştiği için suç tipi oluşur ve fail zorunluluk halinden yararlanamaz.
Öğretide, kâr amacı gütmeksizin yalnızca yol masraflarının karşılanması şeklinde bir maddi menfaat temin eden faillerin zorunluluk halinden yararlanabileceğini savunan görüşler de bulunmaktadır. Ancak baskın görüş, maddi yarar sağlama amacının varlığının, failin bir başkasını tehlikeden koruma içgüdüsüyle hareket etmediğini gösterdiği ve bu nedenle zorunluluk halinin uygulanmasını engelleyeceği yönündedir.
Av. Efehan Mihai ERGİNER

