· ·

Çeviri sözleşmesinde basım sayısının belirlenmemiş olması halinde ilk baskıdan sonraki baskılara dair düzenlenen sözleşme maddeleri geçersizdir

  • İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
  • Esas Numarası: 2024/894
  • Karar Numarası: 2024/1394
  • Karar Tarihi: 25.09.2024

Önlenmesi Ve Tazmini

KARAR TARİHİ: 25/09/2024

İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nden verilen 11/06/2024 tarih 2017/476 Esas, 2019/242 Karar sayılı kararına karşı davacı tarafın istinaf başvurusu üzerine dosya dairemize intikal etmekle, Dairemizin 31/03/2022 tarihli, 2019/2486 Esas – 2022/548 Karar sayılı kararı, Yargıtay 11.HD’nin 13/02/2024 tarihli, 3855 Esas – 2024/994 Karar sayılı ilamıyla bozulmuş olmakla, duruşmalı yapılan inceleme sonucu;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:

DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 10/04/2013 tarihinde imzalanan iki adet çeviri sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmeler ile müvekkili şirketin “…” adlı yazarın “…” ve “…” adlı çeviri eserlerinin mali haklarını davalı olan çevirmen …’den devraldığını, diğer davalı … tarafından ihtarnamesi ile …’nin bahsi geçen çeviri eserlerle ilgili haklarının takibini yetki belgeleri ile kendilerine devrettiğini, çeviri sözleşmesinin şekil şartlarına uygun olmadığını, çeviri eserin 2. ve 3. baskıları için çeviri ücretinin 5 gün içerisinde ödenmesini talep ettiğini bildirdiğini, cevabi ihtarname ile sözleşmede herhangi bir aykırılığın bulunmadığının ve istenilen bedelin haksız ve hukuka aykırı olduğunun bildirildiğini, bunun üzerine davalı …’nin 08.03.2017 tarihli ihtarname ile sözleşmenin feshedildiğini ancak cayma bildiriminin haksız olduğunu ve sözleşmeye aykırı olduğunu, davalılar arasında imzalanan yetki belgesinin ihtarname ekinde müvekkiline gönderilmediğini, yetki belgesi ile devir işlemi yapılmış olsa dahi bu işlemin sözleşmeye aykırı olduğunu, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun (5846 sayılı Kanun) 58 inci maddesi gereğince cayma hakkını kullanmak isteyen eser sahibinin, bu hakkı kullanmadan önce noter vasıtasıyla diğer tarafa münasip bir mehil vermesi gerektiğini, çeviri eserlerin yeni baskılarına ilişkin ödeme talebinin mehil verilmesine engel olan hallerden olmadığını, sözleşmede çevirmenin müteakip baskılar için herhangi bir talepte bulunmayacağının açıkça belirtildiğini, sözleşmede her bir esere dair hakların ayrı ayrı gösterildiğini, söz konusu her bir eserin müteakip baskılarında tercüme hakları için Çevirmen’in tüm haklarından feragat ettiğinin belirtildiğini, sözleşmede kitapların çeviri bedellerinin sayfa başına ödeneceğinin açıkça belirtildiğini, davalının baskı adeti üzerinden talepte bulunmasının sözleşmeye aykırı olduğunu, sayfa başına belirlenen bedelin sözleşmede belirtilen koşullar çerçevesinde Çevirmen’e ödendiğini, müvekkilinin sözleşmeler gereğince üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiğini, sözleşmelerin imzalanmasından seneler sonra çevirmenin talepte bulunmasının kötü niyetli olduğunu, caymanın koşullarının bütünüyle gerçekleşmediğini beyanla fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, cayma bildirimine itirazlarının kabulü ile caymanın hükümsüzlüğüne karar verilerek bu konudaki muarazanın men’ine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP: Davalı … vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili birliğin üyesi olan diğer davalı …’ye imzalattığı sözleşmede yasanın aradığı şartlara uymadığını, 5846 sayılı Kanun’un 52 nci maddesinde mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olmasının ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesinin şart olduğunun hüküm altına alındığını, yine 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 491 inci maddesinde, sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkının olduğunun, tarafların sözleşmenin süresini veya baskı adedini kararlaştırmak zorunda olduklarının belirtildiğini, dava konusu sözleşmelerde söz konusu her bir eserin müteakip baskılarında tercüme hakları için çevirmenin tüm haklarından feragat ettiği, buna karşılık yayınevinin ödeme günlerine sadık kalacağının düzenlendiği, sözleşmede kaç baskı yapılacağının kararlaştırılmadığını, sözleşmedeki müteakip baskılar için müvekkil birliğin üyesi diğer davalı olan çevirmenin tüm haklarından feragat etmesi şeklinde bir değerlendirmenin yapılamayacağını, yasal olarak sözleşmeyle dahi olsa feragat edilmeleri batıl olacak haklar gösterilmeden gelecekteki tüm haklardan feragat edildiğine ilişkin hükmün mutlak olarak batıl kabul edilmesi gerektiğini, davacının kötü niyetli olarak müvekkili birliğin üyesi olan diğer davalının tecrübesizliği ve yeterli bilgisinin olmamasından faydalanarak tek taraflı şekilde önceden düzenlediği sözleşmeyi imzalamaya zorlayarak hakkını kötüye kullandığını, müvekkili meslek birliğininde ihlalin giderilmesi için davacıya uygun süre verdiğini, bu durumun davacı tarafından açıkça reddedilmesi üzerine gönderilen ikinci bir ihtarname ile sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkili …’nin yasa ile kurulmuş bir meslek birliği olduğunu, bu kapsamda üyelerinin tüm haklarının korunması için gerekli tüm işlemleri yapma yetkisine sahip olduğunu, bu hususa karşın davacı tarafından eserin mali haklarının devredilmemesi gerektiği yönündeki iddiaların hukuki bir geçerliliğinin bulunmadığını, zira meslek birliğine devredilen yetkinin bu hakların takibine ilişkin olduğunu ve davacının sözleşme ile meslek birliğinin yetkisini kısıtlama hakkına sahip olmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı … vekili cevap dilekçesinde; 6098 sayılı Kanun’un 28 inci maddesinde bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık olması ve bu oransızlığın zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi halinde, zarar görenin durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebileceğinin hüküm altına alındığını, davalı müvekkilinin sözleşmeye bağlı kalma isteği ile aradaki oransızlığın giderilmesi adına diğer baskı sayılarına ilişkin ücretleri talep ettiğini, davacının müvekkilinin deneyimsizliğinden ve bilgisizliğinden faydalandığını, davacının edimler arasında ki oransızlığı gidermekle yükümlü olduğunu, müvekkilinin meydana getirdiği eser karşısında hak kaybına ve zarara uğraması nedeniyle …ne başvurduğunu ve imzaladığı sözleşmeyi haklı nedenle feshetme niyetiyle Meslek Birliğini yetkilendirdiğini, 5846 sayılı Kanun’un 52 nci maddesi uyarınca, mali hakların devrine ilişkin sözleşmelerde devre konu eserin, mali haklarının, baskı sayısı ve basım adedinin açıkça ayrı ayrı belirtilmesi gerektiğini, davaya konu çeviri sözleşmesinde birinci basıya ilişkin açık hüküm bulunmadığını, müvekkilinin talep ettiği ücret karşılığı olan ikinci ve üçüncü basılara ve basım adedine ilişkin de sözleşmede açık hüküm bulunmadığını, bu hali ile mali hakların devrine ilişkin geçerli bir sözleşme bulunmadığını, müvekkilinin 5846 sayılı Kanun’un 58 inci maddesi gereğince cayma hakkını kullandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; her ne kadar dosyaya sunulan bilirkişi heyet raporunda davaya konu 10/04/2013 tarihli sözleşmelerin yazılı olması ve devredilen hakların tek tek gösterilmesi nedeniyle sözleşmenin 5846 sayılı Kanun’un 52 nci maddesine aykırılık taşımadığı, davalı çevirmen açısından sözleşmenin aşırı yararlanma başka bir deyişle gabin oluşturmasının aynı Kanun’un 52 nci maddesine aykırı olduğundan 58 inci maddesi kapsamında caymaya gerekçe yapılmayacağı belirtilmiş ise de anılan Kanunda mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olmasının ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesinin şart olduğu, yine yukarıda izahı yapılan 6098 sayılı Kanun’un 491 inci maddesinde sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkının olduğunun, tarafların sözleşmenin süresini veya baskı adedini kararlaştırmak zorunda olduklarının belirtildiği, sözleşmede kanunun amir hükmünde belirtildiği üzere hangi haklardan feragat edildiğinin açıkça düzenlenmediği, yine kaç baskı yapılacağı kararlaştırılmadığı dikkate alındığında davalı olan çevirmenin tüm haklarından feragat etmesi şeklinde bir değerlendirmenin yapılamayacağı, genel işlem şartları yönünden sözleşme hükümleri değerlendirildiğinde matbu sözleşme şeklinde düzenlenerek belli yerleri değiştirilerek imzalandığı anlaşılan sözleşmenin 4.7 maddesinde yer alan “çevirmen çevirisini yapacağı kitabın yeni bir çevirisini hakları artık yayınevinde olmasa bile 60 yıl boyunca başka bir yayın evine yapmaz” hükmün genel işlem şartı niteliğinde olduğu, sözleşmenin kelepçeleme sözleşme niteliğinde bulunduğu, şu hale göre davalının mali haklarının ihlal ettiğinin kabulünün kaçınılmaz olduğu sonuç olarak davacıya çekilen ihtarın içerik açısından yerinde olduğu ve cayma hakkının kullanılması yönünde mehil de verildiği dikkate alındığında usulüne uygun olarak caymanın kullanıldığının kabulünün gerektiği, sonuç olarak bilirkişi raporundaki tespitlerin bu yönden hatalı olduğu, tekrardan rapor alınmasının usul ekonomisine uygun düşmeyeceği esasen uyuşmazlığın değerlendirilmesinde teknik bir yön bulunmadığı dikkate alındığında gerekli değerlendirilmenin mahkememizce yapılabileceği, davalı açısından caymanın şartlarının oluştuğu ve usulünce cayma hakkının kullanıldığı gerekçeleriyle, davacının sübut bulmayan davasının reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;cayma bildiriminin şekil açısından geçersiz olduğunu, cayma bildirimine ilişkin ihtarnamenin eser sahibi davalı tarafından gönderilmediğini, cayma hakkını kullanmadan önce 5846 sayılı Kanun’un 58 inci maddesi uyarınca münasip bir mehil verildiğinden bahsedilemeyeceğini, davalının cayma bildiriminin haklı bir sebebe dayanmadığını, sözleşmenin 5846 sayılı Kanun’un 52 nci maddesine aykırılık taşıdığından bahsedilemeyeceğini, sözleşmede yer alan birtakım maddelerin genel işlem şartı olarak değerlendirilmesinin hatalı olup caymaya gerekçe olarak gösterilemeyeceğini, aynı Kanun’un 58 inci maddesinde belirtilen caymaya ilişkin şartların sağlandığından bahsedilemeyeceğini, davalılar lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu, davanın reddi halinde davalılar lehine tek bir vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerektiğini belirterek kararının kaldırılmasını istemiştir.

DAİREMİZ KARARI: Dairemizin 31/03/2022 tarihli, 2019/2486 Esas – 2022/548 Karar sayılı kararı ile;” Dava, caymanın hükümsüzlüğü davasıdır. Davacı ile davalılardan … arasında çevirmenlik sözleşmelerinin imzalandığı, bu sözleşmelerle davacının mali hak sahibi olduğu anlaşılmıştır. Davalı tarafça davacıya 23/02/2017 tarihli ihtarın gönderildiği, ihtarnamede sonradan yapılan baskılar için ödenmemiş çeviri ücretinin 5 gün içerisinde ödenmesinin istendiği aksi halde FSEK 68. Maddesi uyarınca tecavüzün ref’i yoluna gidileceği hususunun belirtildiği, davacı tarafın ise söz konusu ihtara verdiği 10/03/2017 tarihli ihtarname ile istenen bedelin haksız olduğunun bildirildiği, davalı tarafça 08/03/2017 tarihli ihtarname ile sözleşmeden cayıldığının bildirildiği, davanın da 4 haftalık süre içerisinde 05/04/2017 tarihinde açıldığı görülmüştür. Davalı tarafça 08/03/2017 tarihli ihtarnamede çeviri sözleşmelerinin 6.4 maddesinin FSEK 52.maddesindeki şartlara uygun olmadığı ve 6098 Sayılı TBK 491.maddesine göre bu sözleşmelerin tek bir baskı için geçerli olduğundan ikinci ve üçüncü baskıların davacının yapma hakkı bulunmadığını, ayrıca 23/02/2017 tarihli ihtarnamede belirtilen 5 günlük süre içerisinde ödeme yapılmadığından bahisle sözleşmelerin FSEK 58.maddesi uyarınca feshedildiği bildirilmiştir.Cayma hakkı 5846 Sayılı FSEK 58.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre cayma hakkının kullanılması için şekle ve esasa dair şartların gerçekleşmesi gerekir. Somut olayda davalı tarafça ihtarnamede münasip bir zaman verildiği, dolayısıyla bu nedenle caymanın şekle uygun olarak yapıldığı görülmüştür. Esasa ilişkin olarak yapılan değerlendirmede ise, dava konusu çeviri sözleşmelerinin FSEK 52.maddesine uygun olmaması ve sonraki baskı ücretlerinin ödenmemesinin gerekçe yapıldığı görülmüştür. Her ne kadar mahkemece genel işlem koşullarından bahsedilmiş ise de, bu husus FSEK 58.maddesinde öngörülen hususlardan değildir. Dolayısıyla genel işlem koşulları sözleşmeden caymaya gerekçe yapılamaz. Öte yandan söz konusu sözleşmelerde devredilen hakların tek tek gösterildiği sözleşmenin bu haliyle FSEK 52.maddesine aykırılık taşımadığı kanaatine varılmıştır.Açıklanan bu hususlar gözetildiğinde mahkemece caymanın geçersiz olduğunun tespitine dair hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, davanın kabulü ile, ilk derece mahkeme kararının 6100 Sayılı kaldırılmasına, davanın kabulüne” karar verilmiştir.Dairemiz kararı, Davalı Türkiye Çevirmenler Birliği Vekili Av. … vekili tarafından temyiz edilmiştir.

YARGITAY BOZMA KARARI: Yargıtay 11.HD’nin 13/02/2024 tarih, 2022/3855 Esas, 2024/994 Karar sayılı ilamıyla; “Somut olayda ise taraflar arasında yapılan sözleşmelerin 3 üncü maddesinde işbu sözleşme ile mali hakları ve kullanma ruhsatını çevirmenden devralan şirketin, çoğaltma, yayma, işlenme, temsil, bilgi ve metinlerin tamamı ya da bir kısmını kopya etme fotografik, mekanik yollarla çoğaltma ya da bilgisayar teknolojisi kullanılarak disket, compact disk, internet ya da başka araçlara yüklenebilme veya diğer yollarla (işaret ses ve/ veya görüntü nakline yarayan araçlarla) görsel ve sanatsal ortamda çoğaltma ve yayma, elektronik ortamda uyarlama mali haklarını yurt içi ve yurt dışında, her türlü ortam ve her türlü materyal ile kullanabilecekleri; 4 üncü maddesinin yedinci bendinde çevirmenin çevirisini yapacağı kitabın yeni bir çevirisini, hakları artık yayın evinde olmasa bile 60 yıl boyunca başka bir yayınevine yapamayacağı, 6 ncı maddesinin dördüncü bendinde ise söz konusu her bir eserin müteakip baskılarında tercüme hakları için çevirmenin tüm haklarından feragat ettiği, buna karşılık yayın evinin ödeme günlerine sadık kalacağı düzenlenmiş olup baskı adedi kararlaştırılmamıştır. Davacı ilk baskıyı yapıp dağıtımını sağladıktan sonra 2 nci ve 3 üncü baskıları da yapıp dağıtımını sağlamış ancak sadece ilk baskı bedelini ödemiştir. Hal böyle olunca davacı yayın evi baskı ve dağıtım yaptığından somut olayda caymanın şekli şartı yerine getirilmiş olmasına rağmen maddi şart gerçeklememiştir. O nedenle bu yönlere ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi tespiti doğru olmakla birlikte yayım sözleşmesi 6098 sayılı Kanun’un 487 vd. maddelerinde düzenlenmekte olup 491 inci maddesinde, sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının ancak bir basım yapma hakkı olduğu belirtilmek suretiyle tarafların sözleşmenin süresini veya baskı adedini kararlaştırma zorunluluğu emredici şekilde hükme bağlanmıştır. Taraflar, sözleşmelerde baskı adedi belirtmediklerine göre davacı ancak bir baskı yapma hakkına sahiptir. Dolayısıyla anılan hükümden hareketle sözleşmelerin 4 üncü maddesinin ikinci bendinde düzenlenen, sözleşmenin 6 ncı maddesinde yazılı meblağdan başka her ne nam altında olursa olsun şirketten herhangi bir talepte bulunulamayacağına ilişkin hükmün ve 6 ncı maddesinin dördüncü bendinde düzenlenen söz konusu eserin müteakip baskılarına tercüme hakları için çevirmenin tüm haklarından feragat ettiğine ilişkin hükmün dayanağı bulunmamakta olup anılan emredici hüküm nedeni ile 6098 sayılı Kanun’un 27 nci maddesi uyarınca anılan sözleşme hükümlerinin geçersiz kabul edilmeleri gerekmektedir.Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesi kararında belirtildiği üzere taraflar arasında düzenlenen iki sözleşme birbirleri ile birebir aynıdır. Dolayısı ile bu sözleşmeler 6098 sayılı Kanun’un 20 ve 25 inci maddelerinin uygulanmasını gerektiren tip sözleşmeler olup genel işlem şartları yönünden denetlenerek bu yönden de geçersiz kabul edilmek durumundadır.6100 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesi uyarınca davada olayları anlatmak taraflara, davanın hukuki nitelendirilmesi ise hakime aittir. Somut olayda davacı 1,2 ve 3 üncü baskı adetleri yönünden işleme eser sahibini ödeme yapmadığından gönderilen ihtarda verilen sürenin dolması ile temerrüde düşmüştür. Diğer taraftan davacının dayandığı sözleşme hükümleri de geçersizdir. Sözleşme süresi taraflarca 60 yıl olarak kararlaştırıldığına göre sözleşme sürekli borç doğuran sözleşme olduğundan, mahkemece yapılması gerekenin 6098 sayılı Kanun’un 126 ncı maddesi ve yukarıda belirtilen maddeler kapsamında nitelendirme yapılması ve somut olaya uygulanması ile anılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Şeklinde açıklanarak kararın bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizce, Yargıtay bozma ilamı taraf vekillerine tebliğ edilmiş, duruşmaya katılan davacı vekili Yargıtay bozma ilamına direnilmesini, davalı vekili Yargıtay bozma ilamına uyulmasını talep etmiş, usul ve yasaya uygun görülen bozma kararına uyulmasına karar verilerek, bozma ilamı doğrultusunda inceleme yapılmıştır.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, 6098 sayılı Kanunda düzenlenen sözleşmeden dönme veya sürekli edimli sözleşme ise sözleşmenin feshinin özel bir türü olarak 5846 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinde düzenlenen caymanın geçersizliğinin tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe ile davanın reddine, Bölge Adliye Mahkemesince ise yine yukarıda belirtilen yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemiz kararına karşı davalıların temyizi üzerine, Yargıtay 11.HD’nin 13/02/2024 tarih, 2022/3855 Esas, 2024/994 Karar sayılı ilamıyla, yukarıda yazılı şekilde Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizce usul ve yasaya uygun bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamındaki, “….6100 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesi uyarınca davada olayları anlatmak taraflara, davanın hukuki nitelendirilmesi ise hakime aittir. Somut olayda davacı 1,2 ve 3 üncü baskı adetleri yönünden işleme eser sahibini ödeme yapmadığından gönderilen ihtarda verilen sürenin dolması ile temerrüde düşmüştür. Diğer taraftan davacının dayandığı sözleşme hükümleri de geçersizdir. Sözleşme süresi taraflarca 60 yıl olarak kararlaştırıldığına göre sözleşme sürekli borç doğuran sözleşme olduğundan, mahkemece yapılması gerekenin 6098 sayılı Kanun’un 126 ncı maddesi ve yukarıda belirtilen maddeler kapsamında nitelendirme yapılması ve somut olaya uygulanması ile anılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesince yanılgı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.” şeklindeki gerekçe doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan gerekçe ile: 1-Davacı vekilinin istinaf talebinin REDDİNE, 2-İstanbul 2. Fikri sınai hukuk mahkemesinin 11/06/2019 tarih, 2017/476 esas, 2019/242 karar sayılı hükmünün HMK 353/1-b-2,3 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 3-İlk derece yargılaması yönünden; a-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL maktu harcın peşin alınan 31,40 TL karar ve ilam harcından mahsubu ile bakiye 396,2-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, b-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 25.500,00-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak, kendisini vekil ile temsil ettiren davalı …’ye verilmesine, c-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 25.500,00-TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak, kendisini vekil ile temsil ettiren davalı …’ne verilmesine, d-Davacı tarafından yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına, e-Davalılar tarafından yapılan belgeli bir gidere rastlanılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 4-İstinaf yargılaması yönünden; a-Davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemekle, davacı yandan alınması gereken 427,60 TL maktu harçtan peşin alınan 44,40 TL maktu harcın mahsubu ile bakiye 383,2 TL’nin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, b-Davacı avansından kullanılan masrafların üzerinde bırakılmasına, c-İstinaf incelemesi duruşmalı yapıldığından ve bir duruşma icra edildiğinden davalılar yararına 10.200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak, ayrı ayrı kendisini vekil ile temsil ettiren davalılara verilmesine, 5-Temyiz aşamasında: a-Davalı … tarafından yargılama gideri olarak yapılan temyiz başvuru harcı 397,80 TL ile 70-TL yargılama gideri olmak üzere toplam 467,8-TL’nin davacıdan alınarak, davalı …’ye verilmesine, b-Davalı … tarafından yargılama gideri olarak yapılan temyiz başvuru harcı 397,80 TL ile 100-TL yargılama gideri olmak üzere toplam 497,80-TL’nin davacıdan alınarak, davalı … Birliğine verilmesine, 6-Gerek ilk derecede gerekse istinaf aşamasında yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımların karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesi tarafından yatıran tarafa iadesine, Dair, duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucu, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Temyiz Yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.25/09/2024

Güncel Yazılar